Geçtiğimiz hafta ilçemizde Karacadağ’da maden aranacağı yönündeki sosyal medya paylaşımları üzerine önemli bir toplantı gerçekleştirildi. Kaymakamımız Şenol Öztürk’ün ev sahipliğinde yapılan toplantıya Belediye Başkanı, ilgili firma yetkilileri ve bölgede bulunan üç mahalle muhtarı katıldı.


Toplantının ardından ortaya çıkan tablo, sosyal medyada günlerce anlatılan hikâyeden oldukça farklıydı.
Çünkü sosyal medyada paylaşılan bazı görüntülere bakıldığında, insanın aklına yemyeşil ormanlar, göller ve doğal güzellikler geliyor. Oysa toplantıda ifade edildiğine göre çalışma yapılan alanın bu görüntülerle ilgisi bulunmuyor; bölgenin mevcut hali farklı bir arazi yapısına sahip.
İşte tam da burada sosyal medyanın gücü kadar sorumluluğu da ortaya çıkıyor.
Bugün sosyal medya, bilgiye ulaşmanın en hızlı yollarından biri. Ancak aynı zamanda doğrulanmamış bir bilginin birkaç saat içerisinde binlerce kişiye ulaşabildiği bir mecra. Bir fotoğraf başka bir yerden alınabiliyor, bir iddia kaynağı sorulmadan paylaşılabiliyor, ardından da insanlar hiç araştırmadan o iddianın peşinden sürüklenebiliyor.
Karacadağ meselesinde de yaşanan tartışmanın önemli bir bölümünün bu şekilde büyüdüğü anlaşılıyor.
Maden araması mı, sondaj çalışması mı?
Toplantıda firma yetkililerinin verdiği bilgiye göre bölgede yürütülen çalışmanın maden çıkarma faaliyeti değil, sondaj çalışması olduğu ve çalışmanın yaklaşık bir ay içerisinde tamamlanmasının planlandığı ifade edildi. Sonuçların ise çalışma tamamlandıktan sonra ortaya çıkacağı belirtildi.
Dahası, toplantıda aktarılan değerlendirmelere göre bölgede maden bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir sonuç da henüz yok.
O halde ortada henüz sonucu belli olmayan bir çalışma varken, günler öncesinden kesin hükümler vermenin anlamı nedir?
“Altın çıkarılacak.”
“Bölge 49 yıllığına kiralandı.”
“Karacadağ yok edilecek.”
gibi iddiaların kaynağı nedir?
Kim söyledi, hangi belgeye dayanıyor, hangi resmi açıklamaya dayanıyor?
Bunların cevabını vermeden ortaya atılan her iddia, kamuoyunu bilgilendirmekten çok kafa karışıklığına neden olur.
Türkiye genelindeki çalışma Karapınar’a da yansımış
Toplantıda dikkat çeken bir diğer husus da yürütülen çalışmanın yalnızca Karapınar’a özgü bir girişim olmadığı yönündeki açıklamalardı.
Türkiye genelinde yeraltı kaynaklarının tespitine yönelik envanter çalışmaları yürütülüyor ve Karapınar da bu çalışmalar kapsamında değerlendiriliyor.
Şimdi burada samimi bir soru sormak gerekiyor:
Eğer ülkemizin topraklarının altında ekonomik değeri bulunan bir maden varsa, bunu tespit etmeyelim mi?
Varsa yeraltında kalsın mı?
Elbette burada asıl mesele, maden olup olmadığından önce nasıl aranacağı, nasıl işletileceği ve çevrenin nasıl korunacağıdır.
Çevre hassasiyeti ile ekonomik kaynakların araştırılması birbirinin düşmanı olmak zorunda değildir.
Tam tersine, devletin görevi hem ülkenin yeraltı kaynaklarını bilmek hem de doğal, tarihi ve kültürel varlıklarını korumaktır.
Kaymakamın çağrısı önemli
Toplantıda Kaymakamımız Şenol Öztürk’ün yaptığı açıklamalardan özellikle şu sözler benim çok hoşuma gitti:
“Kaymakam uyuyor, belediye başkanı uyuyor, biz burayı kurtaracağız havası oluşturulmak isteniyor. Kimse kimseden üstün çevreci değildir. Sorunlar sosyal medyadan dedikodu üreterek değil, muhatapları ile yüz yüze gelinerek çözülür. 2863 sayılı yasa kapsamındaki tarihi mirasımız, su kaynaklarımız ve meralarımız kırmızı çizgimizdir.”
Bence meselenin özü tam olarak burada.
Bir ilçede yaşayan insanların kafasına takılan sorular varsa, bu sorular sosyal medyada büyütülmeden önce muhatabına sorulmalı.
Kaymakamımızın ayrıca ifade ettiği gibi, “Varsa duyumunuz, makamım açık, gelin bana sorun.”
Kaymakam uyuyor, belediye başkanı uyuyor, “Biz burayı kurtaracağız” gibi bir algı oluşturmak; toplumu kaygılandırmaktan başka ne işe yarar?
Hiç kimsenin bir diğerinden daha fazla çevreci olduğunu iddia etmesine gerek yok.
Çevre hepimizin ortak meselesidir.
Kırmızı çizgiler belli
Toplantıda ortaya konulan yaklaşım içerisinde benim de özellikle önemsediğim nokta, tarihi mirasımız, su kaynaklarımız ve meralarımızın korunmasının kırmızı çizgi olarak ifade edilmesidir.
Bu yaklaşımın tartışılması gereken tarafı yoktur.
2863 sayılı yasa kapsamındaki tarihi mirasımız korunmalıdır.
Su kaynaklarımız korunmalıdır.
Meralarımız korunmalıdır.
Doğamız korunmalıdır.
Ama bunları savunmanın yolu da her duyduğumuz iddiayı doğru kabul etmek değildir.
Gerçek çevrecilik, gerçekle söylentiyi birbirinden ayırabilmektir.
Peki diğer çevre sorunlarımız?
Burada çevre hassasiyeti konusunda başka bir soru sormak gerekiyor.
Yeraltı sularının hoyratça kullanılması konusunda neden aynı hassasiyeti göstermiyoruz?
Erozyon nedeniyle ağaçlar kururken neden yeterince ses çıkarmıyoruz?
Karacadağ’da tarihi mezarları parçalayan iş makineleriyle yapılan çalışmalar karşısında neden aynı tepkiyi göstermiyoruz?
Eğer çevre bizim ortak değerimizse, çevre hassasiyetimizi sadece gündem olduğunda hatırlamamalıyız.
Çevrecilik, bir firmaya veya bir çalışmaya karşı çıkmaktan ibaret değildir.
Çevrecilik; suyu, toprağı, ağacı, merayı, tarihi eseri ve doğal yaşamı her koşulda koruma iradesidir.
Sosyal medya üzerinden siyaset yapılmaz
Bir başka mesele de sosyal medyanın toplumsal tartışmalar üzerindeki etkisi.
Bugün birkaç fotoğraf, birkaç iddia ve birkaç sert cümleyle insanların devlete, kamu kurumlarına veya birbirlerine karşı öfkelendirilmesi son derece kolay.
Karacadağ konusunda da yapılması gereken bellidir:
Sorular sorulmalı.
Belgeler istenmeli.
Resmî açıklamalar takip edilmeli.
Çalışmanın sonucu beklenmeli.
Çevreye veya tarihi mirasa yönelik somut bir tehdit ortaya çıkarsa elbette herkes hukuk çerçevesinde hakkını aramalıdır.
Ama daha ortada kesinleşmiş bir sonuç yokken insanları korkutmak, “bölge elden gidiyor” algısı oluşturmak ve kamu kurumlarını görevini yapmıyormuş gibi göstermek doğru değildir.
Yeşilyurtlular Derneği neden toplantıda yoktu?
Toplantıya Yeşilyurtlular Derneği’nin katılmaması da ayrıca düşündürücü.
Çünkü sosyal medyada günlerce gündemi meşgul eden iddialar konusunda derneğin de söyleyecekleri olduğu anlaşılıyor.
Eğer ortada ciddi iddialar varsa, bunların doğrudan ilgili makamlara aktarılması, belgelerin ortaya konulması ve soruların yüz yüze sorulması çok daha sağlıklı olmaz mıydı?
Keşke Yeşilyurtlular Derneği de o toplantıya katılsaydı ve sosyal medyada dile getirilen iddialarını doğrudan muhataplarının karşısında açıklasaydı.
Bir toplantıya katılmak, düşüncelerden vazgeçmek anlamına gelmez.
Tam tersine, düşüncenin arkasında durmanın en güçlü yollarından biri, onu muhatabının karşısında açıkça savunabilmektir.
Sosyal medyada birbirimizi suçlamak yerine aynı masanın etrafında oturabilsek belki de birçok tartışmanın büyümeden çözülebileceğini göreceğiz.
Çevreciysek hep birlikte çevreci olalım
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Devletin maden aramasıyla çevrenin korunması arasında zorunlu bir çelişki yoktur.
Bir ülkede yeraltı kaynaklarının araştırılması son derece doğal bir kamu faaliyetidir. Eğer bir maden tespit edilirse bunun nasıl değerlendirileceği ise çevre, hukuk, kamu yararı ve ekonomik boyutlarıyla ayrıca tartışılır.
Bugün için konuştuğumuz mesele ise öncelikle bir sondaj çalışmasıdır. Çalışmanın sonucunu beklemeden “maden bulundu”, “bölge 49 yıllığına kiralandı”, “Karacadağ yok edilecek” gibi kesin ifadeler kullanmak sağlıklı bir yaklaşım değildir.
Çevre konusunda hassasiyet göstermek hepimizin hakkıdır.
Ama çevre hassasiyeti, sosyal medya üzerinden dedikodu üretmek değildir.
Çevre hassasiyeti; belgeye, bilgiye ve bilime dayanmaktır.
Tarihi mirasımıza sahip çıkmaktır.
Su kaynaklarımızı korumaktır.
Meralarımızı korumaktır.
Ağaçlarımızı korumaktır.
Ve bütün bunları yaparken gerçeğin peşinden gitmektir.
Bir de toplum içerisinde kendisini soyutlayan bazı kişilerin, bu tür paylaşımlarla yeniden halkın kabulünü kazanacağını düşünmesi bana son derece komik geliyor. Toplumun gündemini yanlış bilgilerle meşgul ederek kabul görmeye çalışmak yerine, gerçek sorunların çözümüne katkı sunmak çok daha anlamlıdır.
Karacadağ konusunda da artık sosyal medya gürültüsünden ziyade gerçeklere kulak vermenin zamanı.
Çalışma tamamlanır, sonuçlar ortaya çıkar.
Eğer çevreye, suya, meraya veya tarihi mirasa yönelik bir tehdit varsa hep birlikte karşı dururuz.
Ama yoksa da olmayan bir tehlikeyi varmış gibi göstermek, toplumu gereksiz yere germekten başka bir işe yaramaz.
Eğer gerçekten maden varsa ve ülkemizin ekonomisine katkı sağlayacaksa, devletimiz bunu elbette değerlendirmelidir. Yeraltındaki zenginliklerimizin araştırılmasına da kimsenin karşı çıkmaması gerekir.
Çevreciysek sizden daha çok çevreciyiz.
Çünkü bu memleket hepimizin.
Doğayı korumak da hepimizin görevi, gerçeği çarpıtmamak da.