Pancar fiyatları açıklandı ancak açıklanan rakamlar, görüştüğümüz birçok üreticinin beklentisini karşılamadı. Çiftçinin ortak sözü aynı: “Emeğimizin karşılığı bu olmamalı!”

Edindiğim bilgilere göre üretim maliyetleri yüzde 46 artarken pancar alım fiyatına yapılan artışın yüzde 20’de kalması, üreticinin endişelerini artırıyor. Gübre, mazot, elektrik ve işçilik giderleri her geçen gün yükselirken çiftçinin beklentisi, emeğinin karşılığını alabileceği bir fiyatın belirlenmesiydi.Gübre, mazot, elektrik, işçilik ve diğer üretim giderleri ortadayken üreticinin beklentisi elbette daha farklıydı. Tarlasından ürün kaldıran çiftçi yalnızca masraflarını karşılamak değil, emeğinin karşılığını da almak istiyor.

Peki, fiyat belirlenirken sahadaki üreticinin görüşü ne kadar dikkate alındı? Çiftçinin beklentileri yeterince dinlendi mi? Bu soruların cevabı, en az açıklanan fiyat kadar önemli.

Maliyetler yüzde 46 artarken fiyat artışının yüzde 20’de kalması, sürdürülebilir tarımı sekteye uğratabilir. Üretici bugün kazanamazsa yarın üretime devam etmekte zorlanabilir. Bunun bedelini yalnızca çiftçi değil, tarımsal üretim ve ülke ekonomisi de ödeyebilir.

Pancar fiyatları yeniden gözden geçirilmeli, üretim maliyetleri ve çiftçinin emeği dikkate alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki tarlada üretim olmazsa sofrada bereket de olmaz.Unutulmamalıdır ki tarımın yükünü omuzlayan, üretimden vazgeçmemek için mücadele eden çiftçidir. Üreticinin sesine kulak verilmeden belirlenen fiyatlar, sahadaki gerçekleri karşılamayabilir.

Çiftçi ayrıcalık değil, emeğinin karşılığını istiyor!Pancar fiyatları yeniden gözden geçirilmeli, çiftçinin emeği ve artan üretim maliyetleri dikkate alınmalıdır. Çünkü üretici kazanamazsa üretim sürdürülemez.ESKİ DOSTLUKLAR NERDE KALDI:Eskiden dostluk, arkadaşlık daha başkaydı. İnsanlar birbirine çıkarı için değil, gönülden bağlanırdı. Şimdi ise ne yazık ki birçok ilişkide menfaat ön plana çıkıyor. Çevremizden sık sık duyarız; “Kötü gününde yanında oldum, elimden geleni yaptım, dara düştüğünde elinden tuttum ama gün geldi, hepsini unuttu. Değmezmiş” deriz.
Aslında hepimizin hayatında böyle bir hikâye vardır. Bir zamanlar kardeş bildiğimiz, derdini kendi derdimiz bildiğimiz insanlar, bazen en zor günümüzde bizi yarı yolda bırakır. İnsan ister istemez düşünüyor: Kendisine iyilik yapan birine sırt çevirmek vefasızlık mı, karakter meselesi mi, yoksa menfaat bitince dostluğun da bitmesi mi?
Daha da düşündürücü olan, bütün bunları yapanların hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmesi, üstelik toplumda hâlâ itibar görmesi. İyilik yapan unutulur, yapılan kötülük görmezden gelinir; bazen de suçlu olan kendini haklı çıkarır.
Oysa dostluk, her şey yolundayken yan yana durmak değil, işler kötüye gittiğinde de sırt sırta verebilmektir. Vefa, insanın işi düştüğünde hatırladığı bir kavram değil, karakterinin bir parçası olmalıdır.
Belki de artık insanları söyledikleri sözlerle değil, zor günümüzde nasıl davrandıklarıyla tanımamız gerekiyor. Çünkü bazıları iyiliği unutur ama kendisine yapılan iyiliğin devamını bekler. Unutmayalım; insanın gerçek değeri, kaç kişiyi tanıdığıyla değil, kendisine değer verene ne kadar vefalı olduğuyla ölçülür.