Vallahi kim ne der, bilmiyorum; herkes bir şey söylüyor. Türkiye’miz çok farklı… İyisine de kötüsüne de bazen insanın dermanı yetmiyor. Ama kamu görevi yapanların biraz durup düşünmesi gerekiyor. Her şeyden önce kul hakkı yememek gerekiyor.

Asıl mesele de burada başlıyor. Çünkü her olumsuzluğun karşısında aynı kararlılıkla duramıyoruz. Bazen kendi tarafımızdan olana başka, karşı taraftan olana başka gözle bakıyoruz.
Oysa mesele parti meselesi olmamalı.
Aylar önce CHP’nin bazı belediyeleriyle ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddiaları gündeme geldiğinde, bazı kesimler çok sert eleştiriler yöneltti. Eleştirilsin; elbette kamu kaynaklarıyla ilgili iddialar ciddi biçimde araştırılmalı ve varsa suç, hukuk önünde hesabı sorulmalı. Fakat aynı hassasiyet herkes için gösterilmeli.
Atatürk’ün resmini asmak, tek başına dürüstlüğün kanıtı değildir. Aynı şekilde dindar görünmek, milliyetçi olmak veya başka bir siyasi kimliği öne çıkarmak da insanı otomatik olarak haklı ve dürüst yapmaz. İnsan bazen en güzel değerlerin arkasına saklanarak yanlış işler yapabilir. Daha garibi ise insanların, sırf kendi taraflarından olduğu için bunları alkışlayabilmesidir.
AK Parti döneminde yaşanan ve tartışılan pek çok olayda da aynı durum geçerli. CHP açısından da geçerli. Hiçbir parti, hiçbir grup, hiçbir siyasi kimlik “Bizden olan yanlış yapmaz” diyemez.
Geçmişte siyasi bağlantıları bulunan kişilerin veya yakınlarının kurduğu bazı bankaların batması sonucunda vatandaşların mağdur olduğu dönemler yaşandı. Benzer şekilde, yakın dönemde bazı dernek ve yardım kuruluşlarıyla ilgili de kamuoyunda ciddi iddialar ve tartışmalar gündeme geldi. Ancak bu tür iddialar hakkında hüküm verirken, soruşturma ve mahkeme sonuçlarını birbirinden ayırmak gerekir. Bir kişi hakkında iddia bulunması, tek başına onun suçlu olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde sanatçılar veya kamuoyunda tanınan kişiler hakkında ortaya atılan iddialarda da ölçümüz değişmemeli. Kim olursa olsun, varsa hukuka aykırı bir durum araştırılmalı ve deliller ortaya konulmalıdır. Bir insanı sırf sevdiğimiz veya bizim dünya görüşümüze yakın olduğu için savunmak da, sırf karşı tarafta olduğu için suçlu ilan etmek de doğru değildir.
CHP’de de her şeyin doğru ve dürüst olduğunu söylemek mümkün değildir. Orada da farklı düşünenler, birbirinden ayrılan anlayışlar vardır. AK Parti için de aynı durum söz konusudur. Hiç kimse sırf karşı tarafta diye masum, sırf bizim tarafta diye haklı ilan edilmemelidir.
Çiftçinin hakkı, emeklinin hakkı, işçinin hakkı; bunların siyasi görüşü olmaz.
Devletin parasını kendi çıkarı için kullanmaya çalışan kim olursa olsun, yaptığı yanlışın hesabını hukuk önünde vermelidir. Bunun partisi olmaz, mezhebi olmaz, dünya görüşü olmaz.
Muhittin Böcek, Ekrem İmamoğlu, Uşak Belediye Başkanı veya başka herhangi bir kamu görevlisi hakkında iddialar gündeme geldiğinde de ölçümüz aynı olmalıdır. İddianın sahibi kim, hedefindeki kişi kim diye bakmadan; delile, hukuka ve mahkeme kararlarına göre değerlendirme yapmalıyız.
Çünkü kim olursa olsun, gerçekten bir suç işlenmişse bunun hesabını vermelidir. Nihayetinde hepimiz yaptıklarımızın hesabını, sadece hukuk önünde değil, inancımıza göre ahirette de vereceğimize inanıyoruz.
Haksızlık karşısında kim olursa olsun aynı ölçüyü kullanabiliyorsak doğru bir yerde duruyoruz demektir. Ama kendi tarafımızın yanlışına susup karşı tarafın yanlışına bağırıyorsak, orada adaletten söz etmek zorlaşır.
Yoksa kör dövüşü devam eder gider.
Ve bu kavganın sonunda asıl kaybeden, çoğu zaman siyasetin içinde olmayan gariban insanlar olur.
Bir de böyle dönemlerde pusuda bekleyenler çıkar. Ortalık karışsın, insanlar birbirine düşsün, onlar da bu havadan yararlanıp köşeyi dönsün isterler. Biz birbirimizle kavga ederken, asıl meseleleri gözden kaçırabiliriz.
Bence asıl dikkat etmemiz gereken de budur:
Kimden gelirse gelsin haksızlığa karşı çıkmak, kim yaparsa yapsın hakkı savunmak.
Çünkü adaletin partisi olmaz.