Her gün çevremizde yaşanan olaylara şahit oluyor, gençlerimizin geleceği adına ister istemez kaygılanıyoruz. Gençlerimiz ve aile yapısı üzerine sık sık yazılar kaleme almaya çalışan biri olarak gördüklerim karşısında kendime şu soruyu soruyorum:
Biz nerede yanlış yapıyoruz?
Aile ve eğitim, birbirinden asla ayrı düşünülemeyecek iki temel kurumdur. Çocuk, ilk eğitimini ailede alır; karakterinin, ahlakının ve hayata bakışının temelleri burada atılır. Okul ise bu temellerin üzerine bilgi, kültür ve toplumsal sorumluluk bilinci inşa eder. Çocuklar öğretmenlerini kendilerine örnek alabilir, onların davranışlarından etkilenebilir. Dolayısıyla aile ile okul, birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki önemli değerdir.
Ancak son yıllarda aile yapısında yaşanan manevi zayıflama, çocuklarımızın geleceği adına ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Çocuklarımızı Maddi İmkânlarla Değil, Değerlerle Büyütmeliyiz
Günümüzde kimi ailelerde lüks tüketim, ölçüsüz harcamalar ve çocukların her isteğini yerine getirme anlayışı ön plana çıkabiliyor. Çocuğa istediği her şeyi almak, onu mutlu etmek için yeterli sanılıyor. Oysa asıl mesele, çocuğun neye sahip olduğu değil, sahip olduklarının kıymetini bilip bilmediğidir.
Paranın nasıl kazanıldığını, emeğin ne anlama geldiğini, alın terinin değerini öğrenmeyen bir çocuk; zamanla her şeyin kendisine hazır sunulmasını doğal görebilir. Üstelik maddi ihtiyaçları karşılanan çocukların manevi ihtiyaçları ihmal edildiğinde, aile ile çocuk arasındaki bağ da zayıflayabilir.
Çocuklarımıza yalnızca iyi giyinmeyi, iyi yaşamayı ve başarılı olmayı değil; saygıyı, sorumluluğu, merhameti, dürüstlüğü ve vicdanlı olmayı da öğretmeliyiz. Çünkü insanı hayatta ayakta tutan yalnızca bilgi ve para değil, aynı zamanda sahip olduğu değerlerdir.
İzmit'te Karşılaştığım Olaylar Beni Düşündürüyor
26 Ekim 2026 tarihinde, İlçem olan Karapınarda Halkbank'ın önünden geçerken karşılaştığım bir manzara beni yeniden gençlerimiz üzerine düşünmeye sevk etti. Yaklaşık 14 yaşlarında iki çocuktan biri bisikletle ilerlerken sigara içiyordu. Kendilerini çağırdım ve bir abi tavrıyla onlarla konuştum. Daha önce de okul saatlerinde kendi mahalleleri dışında dolaşırken karşılaştığım bu çocukları uyarmıştım. Buna rağmen aynı davranışlarla yeniden karşılaşmak, meselenin ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha gösterdi.
Elbette bir çocuğu sigara içerken görmek, onun gelecekte mutlaka daha kötü alışkanlıklara yöneleceği anlamına gelmez. Ancak bu yaşlarda başlayan zararlı alışkanlıklar, çocukların korunması ve doğru yönlendirilmesi gerektiğini hatırlatan önemli işaretlerdir.
Bir başka dikkatimi çeken yer ise Fırat Çakıroğlu Parkı oldu. Parkın, bazı öğrencilerin okuldan kaçtığı veya okul saatlerinde arkadaşlarıyla buluştuğu bir alana dönüştüğüne dair gözlemlerim var.
Yine karşılaştığım bazı çocukların okuldan kaçıp camiye girdiklerini, burada bir kafedeymiş gibi oturup yiyip içtiklerini gördüm. Anlatılanlara ve gözlemlediğim davranışlara göre, bazı çocuklar hoca odasına girerek şekerleri alıp bahçeye ve tuvaletlere saçmışlar.
Çarşıda elektronik sigara kullanan çocuklara rastlamak da insanı düşündürüyor.
Burada asıl üzerinde durmamız gereken mesele, yalnızca çocukların yaptığı yanlışlar değildir. Bu davranışların nedenlerini, çocukların zamanlarını nerede geçirdiklerini, okuldan neden uzaklaştıklarını ve kendilerini hangi çevrelerin içinde bulduklarını da sorgulamalıyız.
Bir çocuğun yanlışını görmek kolaydır; onu yanlıştan uzaklaştıracak yolu bulmak ise hepimizin sorumluluğudur.
Ailede Başlayan Eğitim, Okulda Devam Etmeli
Eskiden ailelerin öğretmenlere yaklaşımında farklı bir anlayış vardı. Öğretmen, çocuğun eğitiminden sorumlu bir rehber olarak görülürdü. Aileler, çocuklarının yanlış yaptığını öğrendiklerinde öğretmenle iş birliği yapmaya daha fazla önem verirlerdi.
Elbette geçmişin her uygulamasını doğru kabul etmek mümkün değildir. Çocuğun eğitiminde korkuya değil, sevgiye, saygıya, disipline ve güvene dayalı bir anlayışa ihtiyaç vardır. Fakat bugün yeniden hatırlamamız gereken önemli bir gerçek bulunuyor: Öğretmenin otoritesi korunmalı, öğrencinin hakları gözetilmeli ve aile ile okul aynı hedef doğrultusunda hareket etmelidir.
Bir öğretmen çocuğu uyardığında, ailesi hemen öğretmeni suçlamak yerine önce olayın ne olduğunu anlamaya çalışmalıdır. Öğretmenin her davranışı da elbette sorgulanamaz değildir; yanlış bir tutum varsa bunun çözümü karşılıklı konuşmak ve doğru yollarla hakkını aramaktır. Ancak her uyarıyı çocuğa yapılmış bir haksızlık gibi görmek, eğitim sürecini zorlaştırır.
Öte yandan öğretmenlerimiz de mesleki sorumluluklarını yerine getirmeli, öğrencilerle sağlıklı iletişim kurmalı ve eğitimde yalnızca akademik başarıya odaklanmamalıdır. Çünkü eğitim, sadece sınavlardan yüksek not almak değildir.
Fizik, tarih ve matematik öğrenmek elbette önemlidir. Fakat dürüstlüğü, emanete sahip çıkmayı, büyüklere saygıyı, küçüklere sevgiyi, kul hakkını ve sorumluluk bilincini öğrenmeyen bir çocuğun eğitimi eksik kalır.
Manevi Değerler, Çocuklarımız İçin Bir Rehber Olmalı
Çocuklarımıza iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, helal ile haramı anlatmak; onları yalnızca yasaklarla büyütmekten çok daha önemlidir. Bir davranışın neden yanlış olduğunu anlamalarını sağlamalıyız.
Manevi eğitim, sadece nasihat etmekten ibaret değildir. Anne ve babanın kendi davranışlarıyla örnek olması, verdiği sözleri tutması, adaletli davranması ve çocuklarına zaman ayırması da bu eğitimin bir parçasıdır.
Çocuğuna dürüstlüğü anlatıp kendi hayatında dürüst davranmayan bir yetişkinin sözleri ne kadar etkili olabilir? Saygı bekleyip başkalarına saygı göstermeyen bir anne ya da babanın çocuğuna bırakacağı örnek ne olacaktır?
Bu nedenle önce kendimize bakmalıyız. Çocuklarımızın nasıl insanlar olmasını istiyorsak, o değerleri önce kendi hayatımızda yaşatmalıyız.
Üstelik manevi değerleri kazandırmak, çocukları yalnızca dinî bilgilerle buluşturmak da değildir. Empati kurmayı, başkasının hakkına saygı göstermeyi, öfkesini kontrol etmeyi, hatasını kabul etmeyi ve gerektiğinde özür dilemeyi öğretmek de ahlaki gelişimin temel parçalarıdır.
Bugün Önlem Almazsak Yarın Daha Çok Üzülebiliriz
Sigara ve elektronik sigara kullanımı, okuldan uzaklaşma, sanal kumar ve madde kullanımı gibi riskler karşısında ailelerin ve eğitimcilerin dikkatli olması gerekiyor. Bir alışkanlığın diğerine mutlaka yol açacağını söyleyemeyiz; ancak çocukların erken yaşlarda zararlı davranışlarla tanışması, üzerinde durulması gereken ciddi bir konudur.
Aileler çocuklarının arkadaşlarını tanımalı, nerede ve kimlerle vakit geçirdiklerini bilmeli, okul devam durumlarını takip etmelidir. Fakat bütün bunları yalnızca baskı ve yasaklarla yapmamalıdır. Çocuk, sorun yaşadığında ailesine korkmadan anlatabilmeli; anlaşılacağını ve gerektiğinde yardım göreceğini bilmelidir.
Okul yönetimleri, öğretmenler, aileler ve ilgili kurumlar da birlikte hareket etmelidir. Okuldan kaçan bir öğrenciyi yalnızca cezalandırmak yerine, neden okuldan uzaklaştığını araştırmak gerekir. Zararlı alışkanlıklara yönelen çocukları dışlamak yerine onlara ulaşmanın yolları aranmalıdır.
Çünkü bugün ilgilenmediğimiz bir sorun, yarın çok daha ağır sonuçlarla karşımıza çıkabilir.
Son Söz: Gençlerimizi Suçlamak Yerine Sorumluluk Alalım
Gençlerimiz bizim geleceğimizdir. Onları yalnızca eleştirerek, suçlayarak veya başkalarının üzerine sorumluluk atarak koruyamayız. Önce ailede başlayan, okulda devam eden ve toplumun bütün kesimlerine yayılan bir eğitim anlayışını yeniden güçlendirmeliyiz.
Anne ve baba çocuğuna sahip çıkmalı, öğretmen eğitim sorumluluğunu yerine getirmeli, okul yönetimleri gerekli tedbirleri almalı, toplum da çocukların karşılaştığı sorunlara duyarsız kalmamalıdır.
Bir çocuğun elinde sigara gördüğümüzde yalnızca kızıp geçmemeliyiz. Okuldan kaçtığını öğrendiğimizde sadece ceza verilmesini beklememeliyiz. Onun neden bu davranışlara yöneldiğini anlamaya, doğru yolu göstermeye ve gerektiğinde uzman desteği almaya çalışmalıyız.
Unutmayalım ki çocuklarımızı yalnızca geleceğe hazırlamıyoruz; onların geleceğini bugünkü davranışlarımızla şekillendiriyoruz.
Eğer çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı, sorumluluğu, vicdanı ve manevi değerleri yeterince kazandıramazsak, yarın karşılaşacağımız sorunların büyümesine engel olmakta zorlanabiliriz.
Gençlerimizi kaybetmek istemiyorsak aileyi güçlendirmeli, eğitimi değerlerle bütünleştirmeli ve her şeyden önce çocuklarımızın hayatında gerçekten var olmalıyız.
Çünkü bir çocuğun geleceğine dokunmak, aslında toplumun geleceğine dokunmaktır.
