Karapınar Erozyon Sahası, hafife alınacak, sıradan bir alan olarak görülecek bir yer değildir. Burası sadece ağaçlardan, topraktan ve yeşil bir alandan ibaret değildir.

Burası, Karapınar'ın geçmişidir, mücadelesidir, alın teridir ve geleceğidir. 1960'lı yıllarda başlayan erozyonla mücadeleyi ve o yıllarda ortaya konulan büyük fedakârlıkları kimse arka plana itemez. Bugün ortaya çıkan yeşil alanın arkasında nice insanın emeği, alın teri ve mücadelesi vardır. Üstelik bu insanların büyük bir bölümü artık hayatta değil. Onlar, belki bugün gördüğümüz ağaçların gölgesinde dinlenemiyor ama bıraktıkları eser hâlâ ayakta.

O yıllarda imkânlar son derece kısıtlıydı. Ağaçlandırma çalışmaları büyük zorluklarla yürütüldü. Kilometrelerce mesafeden kovalarla su taşındı, fidanlar yaşatılmaya çalışıldı. İnsanlar, Karapınar'ın çölleşen topraklarını yeniden yeşertmek için büyük bir özveri ortaya koydu. Bugün yemyeşil gördüğümüz bu saha, işte o fedakârlıkların eseridir.

Peki, bugün bu emanete ne kadar sahip çıkıyoruz?

Son yıllarda Karapınar Erozyon Sahası'nda yürütülen çalışmaların geçmişte ortaya konulan hedeflerden uzaklaştığını üzülerek görüyoruz. Saha, sanki bir erozyonla mücadele ve ağaçlandırma alanı olmaktan çıkıp üretim merkezine dönüşmüş durumda. Çeşitli ürünler ekiliyor, biçiliyor; elde edilen gelirlerin Karapınar dışında, Konya'ya ve Ankara'ya aktarıldığı yönünde ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Burada sorulması gereken çok açık bir soru var:

Karapınar'ın toprağından, Karapınar'ın imkânlarıyla elde edilen gelir neden yine Karapınar'ın geleceğine harcanmıyor?

Bir tarafta kuruyan ağaçlar, diğer tarafta yeterli ölçüde yapılmayan yeni ağaçlandırma çalışmaları... Bir tarafta yılların emeğiyle oluşturulmuş yeşil bir miras, diğer tarafta bu mirasın geleceğine ilişkin endişeler...

Eğer sahada üretim yapılıyorsa, bu üretimden elde edilen gelir öncelikle yine bu sahaya dönmelidir. İşçi gerekiyorsa Karapınar'dan istihdam sağlanmalı, fidan gerekiyorsa fidan alınmalı, kuruyan ağaçların yerine yenileri dikilmeli, sulama ve bakım çalışmaları artırılmalıdır.

Çünkü toprak bizim, saha bizim, geçmişimiz bizim, emek bizim!

Kimsenin Karapınar'ın yıllarca verdiği mücadeleyle oluşturduğu bu değeri görmezden gelmeye hakkı yoktur. Burada mesele yalnızca birkaç ağacın kuruması ya da birkaç dönüm arazinin ekilip biçilmesi değildir. Mesele, gelecek nesillere nasıl bir Karapınar bırakacağımızdır.

Bu konuda yetkililere açıkça çağrıda bulunuyorum: Karapınar Erozyon Sahası'nın bugünkü durumu kapsamlı şekilde ele alınmalı, yapılan çalışmalar kamuoyuna açıklanmalı, elde edilen gelirlerin nerelere harcandığı şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Sahanın asli amacı olan erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve yeşil dokunun korunması yeniden öncelik hâline getirilmelidir.

Yıllardır bir başka konuyu da dile getiriyorum: Konya'daki ilgili genel merkez ve yönetim birimleri, imkânlar ölçüsünde Karapınar'da bulunmalı, sahaya ve sorunlara uzaktan değil, yerinden bakmalıdır. Çünkü bu sahanın hikâyesini en iyi bilen, burada yıllarca mücadele etmiş olan Karapınar insanıdır.

Unutulmamalıdır ki koltuklar gelip geçicidir. Makamlar, görevler ve unvanlar bir gün sona erer. Ancak insanın geride bıraktığı eser ve yaptığı hizmet kalıcıdır. Allah'ın adaleti de unutulmamalıdır. Görüp de görmezden gelmenin, bilip de susmanın da bir sorumluluğu vardır.

Bugün Karapınar Erozyon Sahası için ses çıkarmazsak yarın çok geç olabilir. Dün kovalarla su taşıyarak ağaç yetiştiren insanların emeğini, bugün ilgisizlik yüzünden kaybetmeye kimsenin hakkı yoktur.

Karapınar'ın insanı da gelir geçer, makam sahipleri de gelir geçer. Ama bu topraklar kalır. O hâlde bu topraklara ve geçmişimizin emanetine sahip çıkalım.
Şunu da özellikle ifade etmek isterim ki bütün bu eleştirilerimize rağmen sahada büyük bir özveriyle emek veren, çalışan insanlar da var. Onların gayretlerini ve fedakârlıklarını görmezden gelemeyiz. Zor şartlar altında görevini en iyi şekilde yapmaya çalışan tüm çalışanlara gönülden teşekkür ediyorum. Elbette eleştirilerimiz kişilere değil, sahadaki çalışmaların yürütülme biçimine ve eksikliklere yöneliktir. Emek veren herkesin hakkını teslim etmek de bizim sorumluluğumuzdur.

Sözün özü şudur:

Karapınar Erozyon Sahası'nda çalışmalar SOS veriyor!

Bu saha üretimden önce korunmayı, gelirden önce yatırımı, ihmalkârlıktan önce sorumluluğu hak ediyor. Karapınar'ın alın teriyle yeşeren bu miras, Karapınar'ın geleceği için yaşatılmalıdır.

Bu çağrı bir sitemden ibaret değildir; geçmişe vefa, bugüne sorumluluk ve geleceğe karşı bir görevdir.