Karapınar Erozyon Sahası… Burası sıradan bir arazi değil. Burası Karapınar'ın gözbebeği, geçmişten geleceğe bırakılmış büyük bir emanettir.
Bir zamanlar Karapınar denildiğinde akla çölleşme ve erozyon geliyordu. Rüzgârın önüne kattığı topraklar, tarım alanlarını ve yerleşim yerlerini tehdit ediyordu. İşte o günlerde büyük bir mücadele başladı.
Fidanlar dikildi.
Ama mesele yalnızca fidan dikmek değildi.
Asıl mücadele, o fidanları yaşatmaktı.
Dedelerimiz, büyüklerimiz, sahada görev yapan çalışanlar, bidonlarla su taşıyarak dikilen fidanların yaşaması için mücadele etti. Güneşin altında, zor şartlarda, büyük bir fedakârlıkla çalıştılar. Bugün yeşil gördüğümüz birçok alanın altında onların alın teri var.
Bu mücadele öylesine önemliydi ki Karapınar Erozyon Sahası dünyaya örnek oldu.
Bilim insanları geldi.
Öğrenciler geldi.
Araştırmacılar geldi.
Türkiye'nin farklı yerlerinden insanlar gelip yapılan çalışmaları yerinde gördü. Karapınar'da verilen mücadele, erozyonla mücadele konusunda örnek gösterildi.
Peki bugün geldiğimiz noktaya bir bakalım.
Fidan dikecek insan yok. Dikilen fidanların bakımını yapacak, sahayı takip edecek yeterli personel yok.
Geçmişte insanlar bidonlarla su taşıyarak fidan yaşatırken, bugün personel yetersizliği nedeniyle sahadaki kuruyan ağaçlara müdahale etmekte bile zorlanılıyorsa, burada ciddi bir sorun var demektir.
Erozyonla mücadele masa başında yapılmaz.
Bu mücadele sahada yapılır.
Ağacı göreceksin, fidanı takip edeceksin, kuruyanı tespit edeceksin, suyu ulaştıracaksın, bakımını yapacaksın. Bunun için de insana ihtiyaç var.
İnsan yoksa mücadele de eksik kalır.
Üstelik bugün sahada tarımsal üretim de yapılıyor. Buğday ekiliyor, mısır ekiliyor. Tarımsal üretim elbette önemlidir. Çiftçimizin üretmesi, toprağın değerlendirilmesi ülkemiz için değerlidir.
Ama şu soruyu da sormamız gerekiyor:
Erozyonla mücadele sahasının asli amacı ve geçmişten gelen misyonu ne olacak?
Bir başka soru daha var ve bunu Karapınar adına sormak zorundayız:
Karapınar'da elde edilen döner sermaye geliri neden Karapınar'da kalmıyor?
Neden Ankara'ya, Konya'ya gidiyor?
Buradan elde edilen gelirin bir bölümü yine bu sahaya aktarılamaz mı?
Kuruyan ağaçların yerine yenileri dikilemez mi?
Personel eksikliği giderilemez mi?
Sahanın bakımına, üretimine ve geleceğine yatırım yapılamaz mı?
Karapınar'ın kendi değerinden elde edilen gelir, Karapınar'ın kendi geleceğine harcansa ne kaybederiz?
Hiçbir şey.
Tam tersine çok şey kazanırız.
Çünkü burası birkaç kişinin gelip geçtiği bir görev yeri değildir.
Burası Karapınar'ın ortak değeridir.
Bugün makamda olanlar, yarın o makamda olmayacak.
Bugün koltuğu korumaya çalışanlar, yarın o koltuktan kalkacak.
Ama Karapınar Erozyon Sahası burada kalacak.
Ağaçlar burada kalacak.
Kuruyan ağaçlar burada kalacak.
Yapılanlar da yapılmayanlar da burada kalacak.
O nedenle bugünü kurtarmak adına geleceğimizi karartmayalım.
Bu sahada geçmişte görev yapan insanları da unutmayalım.
Bu emanete sahip çıkmazsak saha emeği olan ve ahirete göç edenlerin kemikleri sızlar.
Belki isimlerini bugün herkes hatırlamıyor. Ama onların emeği bu sahada duruyor.
Onların verdiği mücadele sayesinde bugün birçok ağaca bakıp “Ne güzel bir alan” diyebiliyoruz.
O ağaçların gölgesinde geçmişin emeği var.
O toprağın üzerinde insanların alın teri var.
O nedenle bugün bu sahaya sahip çıkmak, geçmişte emek verenlere de saygı göstermektir.
Buradan başta ilçe yöneticilerimize, iktidar partisinin Karapınar'daki yöneticilerine ve ilgili tüm yetkililere açıkça sesleniyorum:
Lütfen bu işe çözüm bulun.
Erozyon sahasındaki kuruyan ağaçları görün.
Personel eksikliğini görün.
Sahadaki sorunları görün.
Geçmişte verilen büyük mücadeleyi görün.
Bu alanın Karapınar için ne ifade ettiğini görün.
Vebale girmeyin.
Bu iş yalnızca bugünün hesabı değildir. Bunun yarını var. Bunun çocuklarımız var. Bunun torunlarımız var.
Yarın bir gün çocuklarımız bize, “Geçmişte insanlar bidonlarla su taşıyıp fidan yaşatmış. Siz neden sahip çıkmadınız?” diye sorarsa ne cevap vereceğiz?
Erozyonla mücadele yıllarca sabırla yürütülmüş bir mücadeledir. Birkaç yılda kurulan bir düzeni ihmalle kaybetmek çok kolaydır. Ama yeniden aynı noktaya gelmek yıllar, hatta nesiller alabilir.
Bu nedenle gününü gün etmek isteyenlere, görevini sadece bir makam ve koltuk olarak görenlere fırsat verilmemelidir.
Çünkü makam geçicidir.
Koltuk geçicidir.
İnsan geçicidir.
Ama eser kalır.
İnsanların yıllarca emek vererek oluşturduğu bu değer yok olursa bunun hesabını sadece bugün değil, gelecek de sorar.
Bizim derdimiz kimseyi hedef almak değil.
Bizim derdimiz Karapınar'ın değerine sahip çıkmak.
Bizim derdimiz geçmişte verilen emeğin boşa gitmemesi.
Bizim derdimiz çocuklarımıza daha yeşil, daha yaşanabilir bir Karapınar bırakmak.
Bu ateşi yıllar önce büyüklerimiz yaktı.
Onlar bidonlarla su taşıdı, fidanları yaşattı, çölleşmenin önüne geçti.
Şimdi sıra bizde.
O ateşi biz yeniden yakarsak, siz de yakarsınız.
Yeter ki isteyin.
Yeter ki Karapınar'ın değerlerine sahip çıkın.
Yeter ki makamı değil, emaneti koruyun.
Karapınar Erozyon Sahası hepimizin.
Burası bizim.
Ve bizim olan bir değerin yok olup gitmesine sessiz kalmayalım.
Bugünü değil, geleceği kurtaralım.
