Karapınar’ın tarihine baktığımızda, bu toprakların sıradan bir ilçe olmadığını görmek mümkün. Tarihi değerleri, doğal güzellikleri, tarımı ve hayvancılığıyla çok önemli bir potansiyele sahip olan Karapınar, aslında yıllardır büyük bir zenginliğin üzerinde oturuyor.
Ancak bugün dönüp baktığımızda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz bu zenginliğin ne kadarını değerlendirebildik?
Açık konuşmak gerekirse, maalesef yeterince değerlendiremedik.
Karapınar’ın tarımsal ve hayvansal ürünleri yıllardır çevre ilçelerde, hatta Türkiye’nin birçok yerinde biliniyor. Yağımız, yoğurdumuz, peynirimiz, havucumuz ve daha birçok ürünümüz ciddi bir değere sahip. Fakat bu ürünlerin önemli bir kısmının markalaşmasını, sanayiye dönüşmesini ve ekonomik bir değere ulaşmasını sağlayamadık.
Hatta bazı ürünlerimizi başka ilçelerin adıyla anılır hâle getirdik.
Kimse kusura bakmasın ama bugün “Ereğli’nin ürünü” diye bilinen bazı değerlerin ortaya çıkmasında Karapınar üreticisinin de büyük emeği vardır. Üretici burada üretmiş, alın terini burada dökmüş, fakat ürünün ekonomik ve markasal değerini başka yerler toplamıştır.
Burada suçlu aramak kolay değil. Geçmişteki yönetim anlayışımızı da, girişimcilik eksikliğimizi de, birlikte hareket edemeyişimizi de sorgulamamız gerekiyor.
Büyüklerimizden dinlediğimiz bazı hikâyeler de Karapınar’ın geçmişte yaşadığı sıkıntıları anlamamız açısından düşündürücüdür.
Bir büyüğüm, yıllar önce Karapınar’a elektriğin geç gelmesinin nedenlerinden birinin, o dönem gazyağı satışı yapan bir oda başkanının kendi ticari kaygıları olduğu yönünde bir hikâye anlatmıştı. Elbette bu tür anlatıların tarihî gerçekliğinin ayrıca araştırılması gerekir. Ancak böyle bir hikâyenin dahi yıllar sonra anlatılıyor olması bize başka bir şeyi düşündürüyor:
Bazen kişisel çıkarlar, bir ilçenin geleceğinin önüne geçebiliyor.
Eğer bir ilçenin üretim gücü zamanında sanayiye dönüştürülemezse, bunun bedelini sadece o dönemin insanları ödemez. Aradan yıllar geçse bile kaybedilen fırsatların etkisi devam eder.
Bugün Karapınar’da hâlâ süt fabrikasının olmaması, peynir ve süt ürünleri sanayisinin yeterince gelişmemiş olması bu açıdan düşündürücüdür. Üstelik bu alanda atılabilecek adımlar sadece üreticinin gelirini artırmayacak; aynı zamanda istihdam oluşturacak, gençlerimize yeni iş alanları açacak ve ilçenin ekonomik gücünü artıracaktır.
Aslında Karapınar’ın ürünlerinin değerini anlatmaya bile çok fazla ihtiyaç yok.
Geçtiğimiz günlerde Konya’da yaşlı bir amcayla tanıştık. Karapınar’dan olduğumuzu öğrenince bize yıllar öncesini anlattı:
“Kuzum, sizin otogar vardı ya, yeşillikti. Otobüsle gidip gelirken oradan ayran içerdik. Ne ayrandı... Hâlâ oradan yoğurt getirtiyoruz.”
Bu cümle, belki de sayfalarca anlatamayacağımız bir gerçeği anlatıyor.
Demek ki Karapınar’ın yoğurdu, ayranı ve süt ürünleri sadece bizim bildiğimiz bir değer değil. İnsanların hafızasında yer etmiş, yıllar geçmesine rağmen unutulmamış bir lezzet.
Peki biz ne yaptık?
Belki de en büyük eksikliğimiz, sahip olduğumuz değerin farkına yeterince erken varamamamız oldu.
Bugün Türkiye’nin birçok yerinde Karapınar’ın ürünlerine ulaşmak isteyen insanlar var. Bazı vatandaşlarımız bu ürünleri kargo ile dahi sipariş ediyor. Bu bile başlı başına önemli bir ekonomik potansiyel değil mi?
O hâlde artık geçmişi konuşmanın yanında geleceği de konuşmamız gerekiyor.
Karapınar’ın sütü neden Karapınar’da işlenmesin?
Yoğurdu neden markalaşmasın?
Peyniri neden Türkiye’nin farklı şehirlerinde raflarda yer almasın?
Hayvansal ürünlerimiz neden coğrafi işaretlerle, güçlü markalarla ve modern üretim tesisleriyle ülke genelinde tanınmasın?
Üreticimiz neden sadece ham ürünü satan kişi olsun?
Neden üretici aynı zamanda markanın sahibi olmasın?
İşte asıl mesele burada.
Son dönemde Karapınar Ticaret ve Sanayi Odası’nın bu konularda yaptığı çalışmaların önemini de özellikle belirtmek gerekiyor. Çünkü artık sadece “üretelim” demenin yeterli olmadığını görmemiz gerekiyor. Üretmek kadar işlemek, markalaştırmak, paketlemek, pazarlamak ve katma değer oluşturmak da önemli.
Karapınar’ın geleceği yalnızca tarım arazilerinde değil; bu arazilerden çıkan ürünlerin nasıl değerlendirileceğinde yatıyor.
Aynı durum hayvancılık için de geçerli.
Karapınar’ın hayvancılık potansiyeli çok büyük. Fakat hayvanı yetiştirip ürünü başka yerde işlemek yerine, sütünden peynirine, yoğurdundan tereyağına kadar bütün zincirin mümkün olduğunca ilçede kurulması gerekiyor.
Çünkü bir litre sütün gerçek değeri sadece üretildiği yerde değil, işlenip markalı bir ürüne dönüştüğünde ortaya çıkıyor.
Bu yalnızca ekonomik bir mesele de değil.
Bu aynı zamanda istihdam meselesidir.
Gençlerin ilçede kalabilmesi, yeni işletmelerin kurulması, kadınların üretime daha fazla katılması, çiftçinin gelirinin artması ve Karapınar’ın ekonomik olarak güçlenmesi demektir.
Karapınar’ın tarihi var.
Doğal güzellikleri var.
Tarımı var.
Hayvancılığı var.
Ürünü var.
İnsan gücü var.
Daha ne olması gerekiyor?
Belki de artık ihtiyacımız olan şey, bütün bu değerleri ortak bir hedef etrafında birleştirmek.
Karapınar’ın tarihini turizme, tarımını sanayiye, hayvancılığını markaya, üreticisini ise güçlü bir ekonomik aktöre dönüştürmek zorundayız.
Bugüne kadar kaybedilen fırsatların hesabını yapmak elbette önemli. Ancak bundan daha önemlisi, bundan sonra hangi fırsatları kaybetmeyeceğimizdir.
Çünkü Karapınar’ın artık başkalarının markası altında anılmayı değil, kendi markalarıyla Türkiye’ye açılmayı hak ettiğini düşünüyorum.
Bizim yağımız var.
Yoğurdumuz var.
Peynirimiz var.
Ayranımız var.
Havucumuz var.
Tarımımız var.
Hayvancılığımız var.
Tarihimiz ve doğal güzelliklerimiz var.
Şimdi sıra bütün bunların farkına varmakta.
Karapınar’ın değerleri var.
Asıl mesele, artık bizim de bu değerlerin farkına varmamız.
