Geçtiğimiz haftalarda bu köşede "Kazandıklarımız ve Kaybettiklerimiz" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Yazının ardından gelen bazı değerlendirmeleri okuyunca fark ettim ki, sanki yalnızca kaybettiklerimize odaklanmış, ilçemiz adına karamsar bir tablo çizmişim gibi bir izlenim oluşmuş. Oysa amacım bu değildi.
Çünkü bir memleketi değerlendirirken sadece eksiklerini görmek de doğru değildir, sadece güzelliklerini anlatmak da...
Hayat gibi şehirler de artıları ve eksileriyle vardır. İyilik de vardır, kötülük de. Önemli olan hangisinin daha baskın olduğudur.
Ben yıllardır bu topraklarda yaşayan, bu insanların arasında büyüyen ve onların sevinçlerine de üzüntülerine de yakından tanıklık eden biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; Karapınar'ın en büyük zenginliği insanıdır.
Bu ilçede maddi durumu iyi olan da, kıt kanaat geçinen de ihtiyaç sahibi birini gördüğünde elini uzatmasını bilir. Bugüne kadar nice hastanın tedavisine katkı sağlandı, nice öğrencinin eğitim masrafı karşılandı, nice gencin düğününe destek olundu, nice aile sessiz sedasız ayağa kaldırıldı.
Bunların çoğu gösteriş için yapılmadı. Hatta yapanların önemli bir kısmı isimlerinin bilinmesini bile istemedi. Çünkü onlar iyiliğin reklamla değil, samimiyetle yapılacağına inanıyor.
İlçemizde yüzlerce öğrenciye aylarca burs veren hayırseverler var. Kimisi her eğitim döneminde onlarca gencin elinden tutuyor, kimisi ihtiyaç sahibi ailelerin mutfağına katkı sağlıyor. Bunu yaparken de ne bir teşekkür bekliyor ne de adının duyulmasını...
İşte gerçek zenginlik budur. Kazandığını paylaşabilmek, başkasının hayatına dokunabilmektir.
Sadece bireysel yardımlarda değil, ortak değerlerimiz söz konusu olduğunda da Karapınar insanının nasıl kenetlendiğini defalarca gördük. Bir okul yapılacaksa, bir cami inşa edilecekse, kamu yararına bir proje hayata geçirilecekse bu memleketin insanı her zaman en ön safta yer almıştır. İmkânı olan maddi destek vermiş, olmayan emeğini ortaya koymuştur.
İşte bu yüzden Karapınar'la gurur duyuyorum.
Elbette eksiklerimiz var. Yanlışlarımız da oluyor. Bunları konuşmaktan kaçmamalıyız. Ancak iyilikleri de görmezden gelmek büyük haksızlık olur.
Bir başka konu daha var ki üzerinde durmadan geçemeyeceğim...
Her toplumun içinde fitneden beslenen, insanların arasına nifak sokmaya çalışan kişiler çıkabilir. Kendisini memleket sevdalısı gibi gösterip aslında insanların arasına ayrılık tohumları ekenlere karşı dikkatli olmak zorundayız. Çünkü bir ilçeyi yıkan şey dışarıdan gelen tehlikelerden çok, içeride oluşturulan güvensizliktir.
Karapınar'ın toprağını, suyunu, insanını gerçekten sevenler; ayrıştıran değil birleştiren olur. Kırgınlıkları büyüten değil, gönülleri onaran olur. Bu güzel ilçenin geleceği de ancak birlik ve beraberlikle güçlenir.
Bizler aynı sokaklarda büyüdük, aynı pazardan alışveriş yaptık, aynı camilerde omuz omuza saf tuttuk, aynı acıları ve aynı sevinçleri paylaştık. Bizi güçlü yapan da tam olarak budur.
Gelin, iyilikleri çoğaltalım.
Fitneye değil kardeşliğe, ayrılığa değil dayanışmaya omuz verelim.
Çünkü Karapınar'ı Karapınar yapan sadece toprağı değil, o toprağın üzerinde yaşayan güzel yürekli insanlarıdır
