Uzun yıllar ilçemizin ilk radyosu Karfem’de çeşitli görevlerde bulundum.Karapinarin ilk özel radyosuydu. Ramazan Kurtay (Kardeşleri) vé Ahmet Gedikogllu tarafindan kurulmustu..Radyonun henüz yeni yeni kurulduğu, mikrofonun başına geçmenin heyecan sayıldığı zamanlardı.
Askere gittim geldim, bir süre daha radyoya devam ettim. Biz orada sadece çalışmadık, bir dönemin ruhuna tanıklık ettik.
Radyo Karfem, Karapınar’da adeta bir köprüydü. Sevenleri, küsleri, hasret çekenleri, gizli gizli uzaktan sevenleri buluşturuyordu. İnternetin, sosyal medyanın olmadığı o yıllarda insanların birbirine ulaşmasının en masum ve en etkileyici yolu radyoydu. Hele bir de sevdiceğin için bir şarkı çalındıysa... işte o günün en kıymetli dakikalarıydı.
Dinleyiciler, radyodan çalınacak şarkılar için özel istek kartları alırdı. Bu kartlar küçük ama anlamı büyük kâğıtlardı. Her biri bir hikâye taşırdı içinde. Sevgisini açıkça dile getiremeyenler, bu kartlarla içinden geçenleri şarkılara dökerdi. "Bu şarkı Karapınar’ın en güzel gözlüsüne gelsin…" gibi notlar düşülür, ama çoğu zaman imza yerine sadece bir rumuz olurdu.
O rumuzlar bugün hâlâ kulağımda çınlar: "Grup Ferdiler", "Grup Müslümcüler", "Rumuz: Seviyorum", "Anla Beni", "Orhancılar", " Günahkar Sokakların tövbekar çocukları","Pencereden Bakıyorum", "Bırakma Beni"... Şimdi bu satırları okuyan birçok kişi kendi gençliğini, belki gizli sevdasını, belki o günlerde kullandığı rumuzu hatırlayacaktır. Ama kabul edelim, kimse kolay kolay o rumuzları bugün açıklayamaz. Sıkıysa yazsın, evde kıyamet kopar!
Saatlerce, o istek kartı okunacak mı diye bekleyenler olurdu. Her an radyodan o beklenen şarkı gelecek, rumuz okunacak, mesaj ulaşacak diye insanlar başından ayrılmazdı radyonun. Kimisi elinde çayla, kimisi kalbi pır pır çarpan bir genç yürekle, sesi duymaya çalışırdı. Belki sadece üç kelimeydi ama bir ömür hatırlanırdı.Bazı istekler hâlâ aklımda… Mesela bir arkadaşın anlattığı, tanıdığı bir genç, radyoya istek gönderebilmek için evdeki annesinin hindisinin saatini satmış! Bunu duyunca hep birlikte kahkahalara boğulmuştuk. Başka biri “Köydeyim, koyun güdüyorum. Elimde Delta marka radyo, sizi dinlerdim ,” . Öylesine içten, öylesine sahici…İlk DJ’miz Ayhan Yalcin ve Osman Birgül’dü. Yayının kalbi sayılabilecek ana kumanda masasında İsmet Kurtay otururdu. Sonra Oğuz Aygün katıldı ekibe, derken ben de dahil oldum bu güzel maceraya. Hep birlikte çalışır, büyük bir özveriyle o istekleri yayına hazırlardık.
Kolay değildi. Gün boyu gelen onlarca kartı tek tek okumak, yazıları çözmek, sıraya koymak… Ama yorulmazdık. Çünkü o yayının ucunda birilerini mutlu ettiğimizi bilirdik. Yayın sırasında tanıdıklar arar, “Kız arkadaşım uyuyacak, şu şarkıyı hemen çalın,” derdi. Biz de telaşla Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay kasetlerine sarılırdık. Ezbere bilirdik artık nerede hangi şarkı başlar, nerede nakarat girer…
Gül Ahmet'in seslendirdigi Anamın Acar Gelini mesela… Yaklaşık 10 dakika süren bir şarkıydı ama çok istenirdi. Hüseyin Altın’ın Dargınım’ı, gardiyan sarkisi , kiyma bu nikahi nikah memuru...Mersinli İsmail’in parçaları, Ümit Besen’in o iç yakan sesi… Cengiz Kurtoğlu, Güllü… Liste uzayıp gider. Her biri o dönemin sesiydi, ruhuydu.
Radyomuz öyle bir yere sahipti ki, köyde sabahın köründe koyun güden çobanlar bile bizimleydi. Halı tezgâhında çalışan kadınlar, yazılıya hazırlanan öğrenciler, çarşıda dükkânını açan esnaf… Herkesin kulağında Kar FM vardı.Esnafların camlarında " KAR FM istet kartı" bulunur yazısı vardı.
Zaman zaman yarışmalar da yapardık. En meşhuru “Kim çıkacak?” yarışmasıydı. Canlı bağlantıda biriyle konuşurduk, sonrasında dinleyiciler tahminlerde bulunurdu. Bilenlere küçük hediyeler, büyük sevinçler…
O radyo sayesinde insanlar birbirine duygularını anlatabildi. Kimi ilk kez adını duydu sevdiğinin, kimi sadece bir şarkıyla göz kırptı. O dönemin saf, temiz ve içten duygularının yaşandığı çok özel bir yerdi Karfem.
Bugün hâlâ o günleri özlemle anıyorum. O heyecanı, o samimiyeti, o mikrofon başındaki telaşı, ve tabii ki radyoda yankılanan gençliğimizi... Aklıma geldi, şöyle bir kısaca yazıvereyim dedim. Okuyanlara da geçmişin o güzel anlarını hatırlatmış olursam ne mutlu bana.Hey gidi günler hey…
Bugün hâlâ çarşıda birileri “Hatırlıyor musun?” diye sorduğunda, içim titriyor. O dönem, hepimizin gönlünde yaşayan bir hatıra artık. Ama ne mutlu ki, biz o hatıranın tam ortasında vardık.
