11 Kasım, Türkiye genelinde ağaç dikimi ve erozyonla mücadele adına önemli bir gündü. Bu yıl, Konya'nın Karapınar ilçesinde yapılan etkinlik, bölgenin doğa ve çevreye verdiği mücadelenin bir yansımasıydı.
Ancak, yıllardır süregelen bu çabalarla ilgili, özellikle erozyon sahasında yaşanan zorluklar ve gözlemler, kafamı kurcalayan birçok soruyu gündeme getirdi. Burada yaşananları biraz daha derinlemesine anlamak, bu mücadelenin gerçek boyutlarını görmek gerek.
Karapınar, çok uzun zamandır erozyonla mücadele eden ve gönüllü insanların emeğiyle şekillenen bir yer. Bu topraklarda ağaç dikimi, taşımacılıkla su getirilmesi gibi zorluklar altında gerçekleşti. Bugün gelinen noktada ise, o zamanların büyük emekleri ve fedakarlıkları, modern bir gözle bakıldığında bir tür haksızlık gibi görünmeye başlıyor. Çünkü zamanla, yapılan işlerin sürdürülebilirliği ve bakımının ihmal edildiğini, hatta birçok ağacın kuruduğunu gözlemliyoruz.Yenileme çalışması yapıldığınıda görüyoruz. Ama yetersiz. Çünkü daimi işçi sayısı çok az.
Erozyon sahası, yıllarca sürdürülen mücadelelerin, emeklerin, fakat en nihayetinde hala büyük bir iş gücü eksikliğiyle karşı karşıya olduğu bir yer. Ne yazık ki, buraya gelen her yönetici, genellikle yüksek sesle ağaçlandırma başarılarını anlatırken, gerçek sorunu görmezden geliyor. Bu sorun, iş gücü eksikliği, planlı bir bakım yapmamak ve emeğin karşılığının verilmemesidir. Örneğin, Konya'dan gelen gazetecilere yüksek sesle anlatılan ağaçlandırma başarıları ve gösterilen örnekler, gerçekte ne kadar sürdürülebilir? Oysa bu bölgede yıllardır her şeyin, taşın altına elini koyarak çalışan yerel halkın çabalarıyla varlığını sürdürdüğü gerçeği var.
Bölgedeki geçmişteki yöneticiler, her ne kadar bazılarının emekleri unutulsa da, Karapınar’ın bu zorlu mücadelesine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Yıllarca bölgedeki erozyonla mücadeleye katkı sağlayan, fedakârca çalışan birçok insan ve yönetici olmuştur. Ancak bugün, yapılması gerekenler konusunda hala eksiklikler mevcut. Eğer bu mücadele, uzun vadeli bir başarıya ulaşacaksa, burada çalışan insanların emeklerinin değerinin daha fazla anlaşılması gerekiyor.
Bölgenin gerçek sahiplerinin, Karapınar’daki halkın ve oradaki emeğin, gördükleri bu haksızlıkları görmezden gelmeleri oldukça zor. Evet, Karapınar’a büyük yatırımlar yapılmış olabilir, ama bu yatırımlar ne kadar yerel halkın refahına katkı sağlıyor? Karapınar’ın tarım potansiyelinden elde edilen gelir, ne yazık ki yerel ekonomiye dönmüyor. Oysa bu topraklardan buğday, mısır gibi ürünler elde edilirken, kazançlar genellikle Konya merkezine, oradan da daha uzak bölgelere kayıyor. Bu gelirin bölge halkı için korunması, yerel kalkınma açısından son derece önemli. Çünkü bölgeye yapılan yatırımların meyvelerinin burada toplanması, Karapınar’ın geleceği için kritik bir adım olacaktır. Bir başka eleştiri ise, son yıllarda erozyon sahasında çalışacak işçilerin seçilmesinde yaşanan adaletsizlik. Karapınar’a dair hiçbir ikametgah şartı konulmamışken, bölgedeki iş gücü eksikliği göz ardı edilmiş. Karapınar’dan yalnızca üç kişi kura ile işe alınırken, geri kalan işçiler Konya ve Ereğli gibi dış illerden getiriliyor. Bu durum, sadece ekonomik kayıplara yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgedeki özverili çalışma gücünü de dışarıya kaybettiriyor. Bu iş siyasilerin.
Erozyon sahasında, hem çalışma koşullarının iyileştirilmesi hem de bölge halkının daha fazla katılımının sağlanması gerektiği açık. Çünkü buradaki insanların emeği ve çabası, yıllardır bu sahayı koruyarak sürdürülebilir kılmaya çalıştıkları topraklardaki başarıyı mümkün kıldı. Ama bu başarıların korunması, sadece çalışkan insanların değil, aynı zamanda doğru yönetim anlayışlarının da başarısı olacaktır. Ne yazık ki, bu noktada bir eksiklik söz konusu.
Konya İl Toprak Su ve Çölleşme ile Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürü Cihan Uzun’un göreve başlamasıyla birlikte, bu sorunların çözülüp çözülmeyeceği hala belirsiz. Fakat yerel halkın bu meselelerde sesini duyurmak için gösterdiği çabaların daha görünür olması gerektiği kesin. Kaymakam Şenol Öztürk’ün bugün yaptığı konuşma, bazı gerçekleri gün yüzüne çıkarmış olsa da, bu toprakları gerçekten savunacak, özverili bir şekilde çalışacak olanlar, burada yaşayan insanlardır.
Karapınar’ın geleceği, bu toprakların özverili sahiplerinin elinde. Zaman zaman eleman eksikliğinden dolayı işlerin aksadığı olsa da, Karapınarlı kardeşlerimizin göstermiş olduğu gayret ve fedakarlık takdire şayandır. Ancak, bu çabaların karşılık bulması, bölgede uzun vadeli çözümlerin üretilmesi, yerel halkın daha fazla söz sahibi olmasıyla mümkün olacaktır. Karapınar’ı kimseye yedirtmemek, bu toprakları geleceğe taşımak, sadece siyasetçilerin değil, bizlerin de ortak sorumluluğudur.Orayı ayakta tutan Karapınar’lı işçiler ve işini hakkıyla yapan diğer kişilerindir. İsim vermeyeceğim.
Evet, bu bölgedeki mücadelelerin en önemli ögelerinden biri, iş gücü ve özveridir. Karapınar’ın gerçek kahramanları, bu toprakların fedakâr insanlarıdır. Bizler de onlara bu anlamda sahip çıkmalıyız.
Şimdi soruyorum Burada parasal geliri için üretim mi yapılmalı korunmalı mı? Mevcut alanlarda yeteri kadar bakım yapılıyormu?
