Karapınar hızla değişiyor. Bu değişimi olumlu ya da olumsuz olarak yorumlamak kişiden kişiye değişebilir. Kimi gelişim olarak görür, kimi ise yozlaşma olarak… Ancak bir gerçeği göz ardı edemeyiz: Özellikle ahlaki yapımızda ciddi bir erozyon yaşanıyor. Bunu söylemek abartı olmaz.
Gelin bunu sokakta görmek isteyenler için bir örnek verelim. Okul saatlerinde öğrencileri dikkatlice gözlemleyin. Ne demek istediğimi o zaman daha net anlayacaksınız. Emniyet Müdürlüğü her hafta bir okulda seminerler düzenliyor, gençlere ulaşmaya çalışıyor. Ancak bu çalışmaların dahi yeterli olmadığını üzülerek görüyoruz.
Her şeyin temeli ailede atılıyor. Bir çocuk ailesinden ne alırsa, dışarıda da onu yansıtır. Terbiye evde başlıyor, saygı orada öğretiliyor. Bu yüzden aile eğitimi bugün her zamankinden daha fazla önem arz ediyor.
İçimizi acıtan bir başka konu da gençler arasında hızla yayılan “bağımlılık” meselesi. Ancak burada kastettiğimiz sadece uyuşturucu değil. Çalışmama alışkanlığı, sorumluluktan kaçma, ailesine maddi-manevi yük olma, insanlara saygısızlık, aile içi huzursuzluk gibi durumlar da birer bağımlılık hâline gelmiş durumda. Gençler başıboş, umursamaz, geleceği düşünmeyen bir ruh hali içinde.
Bu karamsar tabloya rağmen umut ışıkları da yok değil. Son zamanlarda Diyanet Gençlik Merkezi'nden Serkan Güven, Adem Diker ve Nail Okuyucu hocalarımız Sultan Selim Camii yanındaki merkezde gençler için çeşitli çalışmalar yapıyor. Umut ediyoruz ki emeklerinin karşılığını alırlar.
Ancak unutulmamalı ki bu sadece onların görevi değil. Toplum olarak biz de gençlere sahip çıkmalıyız. Onlara güvenmeli, değer vermeli, aynı zamanda da doğruyu yanlışı öğretmeliyiz. Aksi takdirde, “İnşallah birbirimizi üzecek hadiseler yaşamayız” temennisi yalnızca bir dilek olarak kalır.
Karapınar değişiyor… Evet. Ama bu değişimin yönünü biz belirleyeceğiz.
-------Gördüğüm Bir Kare, Düşündürdükleri
Bugün Konya’ya gitmek üzere otogardaydım. Otobüsün kalkmasına 10 dakika vardı, otogarın arka tarafında 4 kişi sohbet ediyorduk. Saat 16.20 civarıydı. O sırada belediye otobüsü — sanırım Pınarbaşı seferindeydi — seyir halindeyken yanımızdan geçti. Şoför, kornaya hafifçe dokunarak bize selam verdi. Güzel, ince bir jestti.
Ama tam o an gözüm otobüsün arka tarafına takıldı. Cam kenarında, 15 yaşlarında bir kız çocuğu sağ ayağını cama dayamıştı. Gözüm istemsizce oraya takıldı. Açıkçası bu görüntü beni rahatsız etti. Bir öğrenciye, bir gence yakışmayan bir hareketti. Toplu taşıma hepimizin ortak alanı. Belki bir başkası oraya kolunu koyacak, yaşlı biri yaslanacak... Ayak koymak saygısızlık, bunu çocuk da olsa görmemiz gerekiyor.
O an yanımdaki üç kişiyle göz göze geldik. Hiçbirimiz bir şey demedik ama aynı şeyi düşündük: Bu, aileden başlayarak öğretilmesi gereken bir şey. Okuldan önce evde verilmesi gereken bir değer bu. Saygı, görgü, toplum bilinci...
Kız çocuğuna değil, aslında eksik bırakılan eğitime kırıldım. Bu küçük detaylar, toplumun aynası gibi. Ve bazen küçücük bir davranış, büyük eksiklikleri gösteriyor.
