Bayram sabahı, herkes gibi ben de kendi içime dönük küçük gözlemlerle başladım güne. Sabahın erken saatlerinde bayram namazı kılındı, ardından mezarlık ziyaretleri yapıldı. Büyüklerin elleri öpüldü, dualar edildi.
Her şey yerli yerindeydi… Ama bayramı bayram yapan o eksik parçayı hissetmek için sokağa çıkmak gerekiyordu.
Sokağa adım attığımda gördüğüm manzara içimi ısıttı. Ellerinde poşetlerle kapı kapı dolaşan çocuklar… Gözlerinde heyecan, seslerinde neşe… “Elini öpeyim!” diye seslenişleri… İşte bayram buydu. Belki de mutluluğun en saf hali.
O an beni alıp yıllar öncesine götürdü.
Biz de bir zamanlar öyleydik. 4-5 arkadaş, elimizde kocaman poşetlerle mahalleyi dolaşır, kapıları çalar, heyecanla şeker toplardık. O günlerden bir anı var ki, hâlâ dün gibi aklımda…
Mahallemizin Kamile ablası… Kerpiçten yapılmış, iki katlı, eski ama sıcak bir ev. Tahta kapısını çalmıştık. Ses yoktu ama dışarıda ayakkabılar vardı. Küçük aklımla buna sinirlenmiş, biraz da haylazlığın verdiği cesaretle beklemeye devam etmiştim. Derken kapı açıldı. Hep bir ağızdan o tekerlemeyi söyledik. Kamile abla içeri gidip şeker getirdi. Ama ben… Dayanamadım. O güzelim şekerliğe alttan bir dokundum.
Bir anda şekerler havaya saçıldı.
Bir telaş, bir kahkaha…
Herkes yakalayabildiğini alıp kaçtı.
Arkamızdan yükselen sesi hâlâ kulaklarımda:
“Hay çocuklar! Neden böyle yaparsınız? Annenize babanıza söyleyeceğim!”
Eve vardığımda içimde hafif bir korku, biraz da pişmanlık vardı. Anlattım olanı biteni. Yıllar geçti… Ama o anı hiç silinmedi. Mekânı cennet olsun. Büyüdüğümde onu ziyaret ettiğimde bazen o günü anlatırdı bana. Ben de mahcup bir gülümsemeyle dinlerdim. Yüzüm kızarırdı… Ama içimde bir sıcaklık olurdu. Çünkü o da bayramdı, o da çocukluktu.
Aynı bayram Konya’ya da gittim. Oradaki evimize uğradık, bayramlaşmak için kapılar çalındı. Ama bir şey eksikti. Koca apartmanda hiç çocuk sesi yoktu. Kapıyı çalan bir tek çocuk bile olmadı. Sokaklar sessizdi. Sanki bayram oraya uğramamış gibiydi.
O an anladım…
Bayram sadece takvimde yazan bir gün değilmiş.
Karapınar’ın sokaklarında hâlâ o sesler var.
Elinde poşetle koşan çocuklar var.
Kapı kapı dolaşıp “elini öpeyim” diyenler var.
Ne olur bu sesler hiç susmasın.
Ne olur o kapılar hep çalınsın.
Çünkü bayram, en çok çocukların sesiyle bayram.
Ve bazı yerler… işte tam da bu yüzden, her zaman daha güzel.
Ne olur bu manzara hiç kaybolmasın… Çünkü bayramı bayram yapan biraz da o çocuk sesleri. Ve bu yüzden Karapınar, her zaman bir başka güzel.
