Büyük bir facia yaşandı… İçimiz acıdı… Soma’da yanan ateş yüreğimizi yaktı…” Sedye kirlenmesin çizmelerimi çıkarayım mı…?” dedi, elinin yüzünün karalığından kim olduğunu seçemesek de, “Ben anne babamdan böyle terbiye aldım….” diyerek herkese Anadolu insanın içindeki temiz ruhuyla adeta herkese insanlık dersi veriyordu…Şunu bil ki dostum, senin kömür tozlarıyla karaya bulanmış çizmelerin, çoğumuzun her tarafı karalar kaplamış kalplerinden çok daha temiz…Çizmelerdeki kömür karalıklarını silebiliriz, temizleyebiliriz; fakat kalplerdeki kirliliği silmek zor olsa gerek…
Ne yazık ki, futbol takımını tutmayı beceremeyen, siyasi görüşleri birbirine uymayan, sen benim gibi düşünmüyorsun, o zaman sana yaşama hakkı tanımıyorum, diyen bazılarımız maalesef yaşanan bu felaketin acısını da içimizde yaşamamıza engel olmaya çalıştı…İnsanın siyasi görüşü ne olursa olsun, insanlığın, adamlığın siyaseti yoktur…Yanan ateşi görüp, de acıya acımaktan uzak kenara çekilip siyasi tartışmalara girenlere sadece şunu soruyorum; “Yangına ne oldu?” Soma acıyla yanarken, sen neyin tartışmasını yapıyorsun? “Anne, babam niçin gelmedi?” diye cevap bekleyen çocuğun annesinin yerinde olsanız nasıl bir cevap verirdiniz?
Çok para kazanacağım diye insan yaşamını hiçe sayan, yavruların yetim kalmalarına sebebiyet veren her kimse hesap vermeli…Bu işin sorumluları ortaya çıkmalı, ucu nereye giderse gitsin her şey aydınlatılmalı, gereken en ağır cezalar verilmeli…İş Yasası yeniden gözden geçirilmeli, eksikler giderilmeli. Başka acılar yaşanmadan, çocuklar babasız kalmadan gerekli önlemler alınmalı. Sadece madencilikle ilgili değil, diğer ağır iş kollarındaki çalışma şartları da yeniden gözden geçirilmeli acılar yaşanmadan gerekli yasalar çıkarılmalıdır…Fakat önce ağlayan yavruların, çığlık atan annelerin, eşlerin feryadına ortak olalım… Bırakın insanlar acısını rahat yaşasın…Zaten bir Somalı kardeşimiz de öyle haykırmıyordu? “Bırakın da acımızı yaşayalım kardeşim…”
Bir grup vardı ki gönüllü liseli ve üniversiteli gençlerden oluşuyordu…Bunlar o gün yakınlarını kaybetmiş ailelerin yanında, onların yanına oturmuş ellerinden tutmuş acılarını paylaşıyor… Belki acıları yok edemiyorlardı, fakat sizinle, bu acıya ben de ortağım, bu acıyı birlikte paylaşalım, diyerek aileleri biraz olsun rahatlatmaya çalışıyorlardı… İşte olması gereken de buydu…Acılar paylaşılarak azalır…Güzel bir örnek sergilediler bu gençler…
Bu acılı günde bizlere en anlamlı dersi Soma şehitlerinin çocuklarına mektup yazan o saf temiz çocuklar verdi…”Babanı kaybettin biliyorum ki çok üzgünsün, senin üzülmene ben de üzülüyorum, bunu bilmeni istiyorum…Bir dost istersen bana mektup yazabilirsin canım kardeşim…” diye yazmıştı her türlü kirliliklerden uzak, henüz üçüncü sınıfa giden bir çocuk…Evet en iyi empatiyi çocuklar kuruyordu, bu kirlenmiş dünyada tertemiz saf yürekleriyle…
Evet, herkes hayatına kaldığı yerden devam etmeye başladı…Fakat Soma’da yaşamını yitirenlerin çocuklarının, eşlerinin, annelerinin hayatları kaldığı yerden devam etmeyecek…Yaralar sarılacak, fakat hayatlarındaki bu iz silinmeyecek…Onlar için alışık olmadığı bir yaşam tarzına uyum sağlamak zor olacak...
Evet…Yine ateş düştüğü yeri yaktı…
