TÜRKLERİN İHTİŞAMI KARŞISINDA İSTİKBAL BENİ TİTRETİYOR!
Türk askerleri, kendilerini karşılayan zorluklara karşı sabır, tahammül ve iktisatla mücadele ederler. Hâlbuki bizim askerlerimiz ne kadar başkadır! Bizimkiler seferlerde yemek beğenmezler. Mükellef ziyafet isterler. Bunu bulamazlarsa isyan ederler. Ordunun mahvolmasına neden olurlar. Hatta istedikleri verilse bile, onlar gene kendi kendilerini berbat ederler. Çünkü bizde her nefer nefsine esir olmuştur. Kendi tahammülsüzlüklerinden daha büyük bir düşmanları yoktur. Eğer düşman onları öldüremezse de onları bu tahammülsüzlükleri öldürür.
Türklerin düzenini kendi düzenimizle mukayese ettiğim zaman, istikbalin bizim başımıza getireceği şeyleri düşünerek titriyorum. Bu mücadelede ordulardan biri galip gelecek payidar olacak, diğeri ise mahvolacaktır. Türklerin tarafında kuvvetli bir imparatorluğun bütün kaynakları vardır: hiç sarsılmamış bir kuvvet, harpte tecrübe ve tatbikat var. Sefer görmüş tecrübeli askerler var. Zafer arzuları, zorluklara karşı tahammül kabiliyeti, birlik, dayanışma, düzen, disiplin, kanaatkârlık ve uyanıklık var. Bizim tarafta ise genel bir fukaralık, israf, sarsılmış kuvvet, bozulmuş maneviyat, tahammülsüzlük ve idmansızlık var. Askerlerimiz serkeş kumandanlarımız doyumsuzdur. Disiplini sevmeyiz. Serkeşlik, sarhoşluk, sefahat biz de bol bol mevcuttur. Bütün bunların en kötüsü, düşmanın zafere, bizim de hezimete alışık olmamızdır. Bütün bunları göz önüne aldığımızda neticenin ne olacağını tahmin etmekte tereddüt etmek caizmidir?
(16.yy'da Avusturya Büyükelçisi Oger Ghislain de Busbecq'in Anılarından)
HACAC-I MAZLUM
Dostlar, bu hafta sizlere Osmanlı İmparatorluğu'nu gizli komplolarla I. Dünya Savaşı'na sokan Talat Paşa'dan bahsedeceğim. Türlü komplolarla imparatorluğu dünya savaşına sokmayı başaran Talat Paşa savaş aleyhimize sonuçlanınca tasını tarağını toplayıp ülkeden kaçmıştı. Giderken, Sadrazam Ahmed İzzet Paşa'ya gönderdiği mektupta, "memleketin düşman işgalinden kurtarılması" vazifesini başkalarına bırakıyor ve bir de şart koşarak şöyle diyordu: "Memleketin bir müddet yabancıların nüfuz ve tesiri altında kalacağını anladım. Buna rağmen, memlekette kalmak ve milletin vicdanında muhakeme edilmek fikrinde idim. Bütün dostlarım bunu hesap vermem için ısrar ettiler. Zat-ı fehimaneleri ile istişare edemedim. Müşkül durumda kalacağınızı düşünerek vaz geçtim. Millete karşı hesap vermek ve muhakeme olarak tayin edilecek cezayı kemal-i cesaretle çekmek isterdim. Memleketim yabancıların işgalinden kurtulduğu gün, ilk telgrafınıza itaat edeceğim - 2 Kasım 1918."
Talat Paşa memleketin kurtuluşunu da göremedi., vaadini tutma fırsatını da bulamadı. Çünkü ülkeden kaçışından 2 yıl, 4,5 ay sonra, Berlin'de bir Ermeni komitacının düzenlediği suikastle öldürülecekti.
Bu olayı öğrenen Şair Abdülhak Hamid olayı şöyle yorumlar: "Hak ettiği bir Türk kurşunu yerine bir Ermeni kurşunu ile cezasını çekmiş olması cidden acıklı bir durumdur. İşte bundan dolayı benim verebileceğim hüküm şudur: Eskisine Haccac-ı Zalim derlerdi, buna Haccac-ı Mazlum demelidir."
BU ŞEHRİN HALKI VATANDAŞ DEĞİL:
Dostlar elimde demokratik devlet anlayışının beşiği olarak kabul ettiğimiz Avrupa tarihine dair ilginç bir hikâye var. Bu hikâyeyi sizlerle paylaşırken dikkatinizi günümüz Avrupalı politik düşünce tarzına çekmek istiyorum:
Napolyon Bonapart 1804'te imparatorluğu'nu ilan etmiş, ertesi yıl da İtalya Kralı ünvanını almıştı.
Fransız İhtilali'nin yetiştirdiği bir adamdı Napolyon. Dolayısıyla ihtilalle ortaya çıkan demokratik sürecin sıkı bir takipçisi olmalıydı. Ama tam tersine kanun benim anlayışı ile hareket edecek ve dünya siyaset tarihinde eşine rastlanmayan bir garip uygulama başlatacaktı.
İtalya'nın Crespino şehri halkı, Fransız istilasına karşı direnmenin bedelini ağır bir şekilde ödedi. Napolyon'nun 11 Şubat 1806 tarihinde yayınladığı emirnamede şöyle deniliyordu: "Crespino halkı vatandaşlıktan çıkarılmıştır. Anayasa ile tanınmış olan haklardan istifade edemezler. Vatansız şahıslardan oluşan sömürge muamelesi görürler. Belediye görevlerini de şahsında toplayacak bir jandarma kumandanı tarafından idare olunurlar. Arazi vergilerini iki kat öderler. İtalyan vatandaşları hakkında hapis cezasının verilmesi gerektiği durumlarda dayak cezasına maruz kalırlar."
Belediye binası üzerine konulacak mermer levhada şu yazı bulunur: "Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı Napolyon karar vermiştir ki, Crespino halkı İtalyan değildir."
Ne dersiniz günümüzde de demokratik yaşam tarzını sadece kendi medeniyetlerine ait bir ayrıcalık olarak gören Avrupa düşünce tarzı zamanla çok ta fazla değişim göstermemiş gibi görünmüyor mu?
