Sayın çok kıymetli okuyucularım Prof.Dr. Muhittin Şimşek’in iş hayatında “Önce İnsan” isimli kitabı okudum ve çok beğendim. İnsanlarımızı iyiye güzelliğe yönlendirecek çok faydalı bilgilerin olduğunu okuduğum zaman anladım. Sayın okuyucularım kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Gelelim yargısız infaz’a: Günlük hayatımızda; iş yerinde astımız ya da üstümüzle, evde eşimiz ya da çocuklarımızla, sokakta hiç tanımadığımız birileriyle, mecliste muhalefetle, öğretmen isek öğrencimizle, işçi isek ustamızla, sürücü isek trafik polisi ve daha nice sosyal ilişkilerimizde, ne kadar çok yargısız infaz yaparız değil mi dostlar.

Karşımızdakinin anlatmak istediğine, sözünü bitirmesine izin vermeden, hatta dinlemeden hemen karar veririz. Acaba diyorum “ Leb demeden leblebiyi anlamak” bir tek bize mahsus bir şey midir? Ya da “ Ağzını yuvarlatmasından Ömer diyeceğini anlamak” deyimi

Bir iş adamı arkadaşım anlattı kendi başından geçen bir olayı. Bu arkadaşım üniversite mezunu, entelektüel birikimli birisi.

“Bir gece şehirlerarası yolculuğum esnasında, trafik polisi durdurdu beni. Gece yarısını geçiyordu muhtemelen. Bu saatte durdurduğuna pişman etmeliydim onu diye geçirdim içimden. Niçin durdurduğunu sorduğumda kızgınca, “ beyefendi sol farınız yanmıyor” deyince, sinir katsayım daha da arttı ve bağırarak;”Bu saatte nerede bulacağım oto elektrikçiyi” der demez, “ hemen sağımızda açık bir oto elektrikçi var efendim” demez mi! Utancımdan yerin dibine girdim adeta. Özür dileyerek oto elektrikçinin önüne çektim arabamı.”

Şimdi bu kelli felli arkadaşım, o memurun sözünü kesmeden, art niyetli olduğunu düşünmeden ve yargısız infaz etmeden dinleseydi fena mı olurdu?

Dedim ya bu tür infazları çok sık yapıyoruz. Sonunda biz de, karşımızdaki de huzursuz olup, telafisi mümkün olmayan sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliyoruz.

Adam üç yaşındaki kızını, pahalı bir hediyelik kaplama kâğıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı, bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı…. Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip “ Bu senin babacığım” dediğinde baba üzüldü. Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına… Bir gece önce yaptığından utandı… Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu… Kızına gene bağırdı “ Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?” Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı “ O kutu boş değil ki baba”dedi.. “ İçini öpücüklerimle doldurmuştum! “ Adam öyle fena oldu ki… Koştu.. Kızına sarıldı… Beraberce ağladılar. Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının başucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman maroli bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı.

Kim olursa olsun, kaç insanı bu şekilde yargısız infaz ettiğimizi, gerçeği anladığımızda bunlardan kaçının tekrar muhabbetini kazanmaya çalıştığımızı ve başardığımızı bir düşünelim.

Şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki; bireysel ya da kurumsal anlamda çektiğimiz sıkıntıların altında yatan ana sebep, hiç kuşkusuz bu tür yargısız infazlarımızdır. Bu sıkıntının ana nedeni de iletişim kanallarını kapatmamızdır. İnsanlarımızın gözüyle görmediği, kulağıyla duymadığı olaylar üzerinde rastgele konuştuklarını ve dedikodu yapıp yargısız infaz yaptıklarına çok şahit olduğum için bu konuyu köşemde yazmayı uygun buldum. Ne olursunuz dedikoduyu bırakalım. İnsanları anlamadan, dinlemeden yargısız infaz yapmayalım. Olayların büyümesine sebep olmayalım. Allah herkesi yargısız infazlardan korusun.

BÖYLE BİR İYİLİK DUYDUNUZ MU?

Türkiye takviminde okuduğum bir iyiliği de sizlerle paylaşmak istiyorum.

İstanbul bağcılarda şöyle bir olay yaşanmış: Bir grup insan bir araya gelip fakirlere maddi yardım götürmeye koyuldu. Bir gün karşılarına çok muhtaç yaşlı biri çıktı. Ona düzenli olarak 200 YTL ödemeye başladılar. Aradan bir müddet geçmişti ki, yine böyle bir başka fakire rastlayıp ihtiyaçlarını sordular, yardım önerdiler. Adam reddetti “ Bana her ay birisi 100 YTL ödüyor zaten” Bunun üzerine yardımsever dostlarımız; Bizi bu sana yardım eden kişiyle tanıştır da çabalarımızı birleştirelim” deyince, adam onları tanıştırmak üzere götürdü.

Karşılarına çıkan kişi, o her ay 200 YTL ödedikleri yaşlı ve çok fakir adamdı. Dostlarımız şaşırdılar ve oracığa çöküp ağladılar. Evet iyilik yürek işidir! Ve bildiğim bir şey varsa o da iyiliğin artık birçoğumuzun becerebileceği bir iş olmadığıdır. Haşmet Babaoğlu-Vatan

Saygılarımla