SEN BENİM HÜZÜN YANIMSIN!
Gel bu mağlup sultanın inleyen tahtında kal.
Gör ki,nasıl taşırmış sensizliği bir hamal.
Nurullah Genç
Hayat bazı şeylerin eksik olmasıyla güzeldir.Bunun farkında olmak güzel. Herşey mükemmel olsa tadı kaçar birgün sonra yaşamanın.Şimdi sizlere anlatacağım bir romandan alıntı değil,filim frağmanı değil bizzat yaşanmış bir hayat hikayesi.Birazdan dostumun diliyle anlatacaklarım ancak bu kadar kaleme düşebildi,kalbindeki yara hala o'nda saklı.
''Lise son sınıftayken 10 aylık bir bilgisayar kursuna gitmiştim.Rabbim sevdiğim insanla beni orada karşılaştıracaktı ama biz bir konferansta birbirimizin farkına varacaktık.O zamanlar ben açıktım ama yüreğim tesettürlüydü.Nihat Hatipoğlu Ankara'ya gelmişti.Kuzenimle oraya gittik.Hatipoğlu anlattı salon dinledi..O anlattı salon ağladı..Sohbet bittiğinde gözyaşlarımı silip gayri ihtiyari şöyle bir salona göz gezdirdim.Bir an onu gördüm,şaşırdım hem bana bakıyordu hem de gözyaşlarını siliyordu.Ve çok şaşkındı.Dağılırken kalabalığı yarıp yanıma geldi selam verdi ''Seni burada gördüğüme çok sevindim''.Dedi.Sonra öğrendim ki orada beni gördüğü an ''İşte bu kız'' demiş.Ders çıkışı gitmez,benim çıkışımı bekler,benimle durağa kadar gelir hatta bununla yetinmeyip farklı semtlerde yaşamamıza rağmen otobüsten inene kadar bana eşlik ederdi.Benim için biz sadece arkadaştık.O gönlünü vermişti,ve bu çok ağır bir yüktü bana.Mesajlar atardı ''Gülüm'' derdi çok kızardım hoşlanmazdım böyle şeylerden.Üzülürdü ve üzdüğüm için kahrolurdum.Temizdi..Dürüsttü..Dindardı..Onunda babası olmadığını öğrendim benim gibi.Büyük bir ortak yöndü.Dertleşirdik,gönül bağı güçlenirdi.Çok ama çok önemli bir dosttu benim için ve o varlığını hep sessiz bir haykırışla duyururdu.Yıllar geçiyordu ve biz büyüyorduk.Kandilleri,bayramları,doğum günlerini hiç aksatmazdı.Bende öyle.Yılda 1 veya 2 kez yüzyüze görüşürdük,hep ''Gül' getirirdi.İçimde büyümeye başladı.Ona birgün ''Eğer gün gelir olursak,sana layık olmaya çalışacağım'' dedim.O da aynı sözleri tekrar etti ''Bende sana layık olmaya çalışacağım.''Dedi.Sevinçlerimizi,hüzünlerimizi paylaşırdık.Zor zamanlarımı hisseder ya arar ya da mesaj atardı çünkü kalp kalbe karşıydı.Beni hep kalbinde taşıyacağını söylerdi.Annem,babam,hatta yakın akraba ve çevrem gıyaben tanırlardı onu,onlar bile sevmişti.Bu şekilde beş yıl bitti.Isparta'yı kazanmıştı orada okuyordu ve son senesiydi.Aylardan bahardı.Sık konuşur olmuştuk hani saatlerin farkına varamazsın ya.Bende aralıklı kapıyı sonuna kadar açmıştım ona.''Kız dediğin İstanbul gibi olmalı,Fethi zor,Fatihi tek olmalı'' düsturuyla dünya ahiret birlikteliğine adım atmak istiyorduk.Bir yıla kadar yüzük takar sonra evleniriz diye hayaller kurmaya başladık.Sonra okulu bitti,Ankara'ya döndü.Ailecek Konya'ya gezmeye gideceklerdi gitmeden Ankara'da yüzyüze görüştük son görüşmem olacağını bilmiyordum.Doğum günüydü,hediyesini verdim.Birgün rüyamda kendimi gelinlikle gördüm ve yanımda yabancı bir erkek vardı.O kadar korkmuştum ki uyanır uyanmaz aradım,rüyamı anlattım ''korkma ben hep yanında olacağım.'' Dedi.Aradan bir kaç ay geçti.Hala konyadaydı.Arada bir arar olmuştu,ben aradığımda ulaşamıyordum,soğuk konuşuyordu (tipik soğutma politikası).Ona ihtiyacım vardı ama kaçıyordu benden.Ağustos 10..Benden helallik istiyordu.Yaşadığım buhranlara seni sürükleyemem,yurtdışına çıkabileceğini söylüyordu.Bütün bunlara anlam veremiyordum.Deliye döndüm,yıkıldım!Bu kadar mıydı?Bu kadar basit miydi?Ben ona kaderim gözüyle bakarken,sırtımı ona dağ gibi yaslamışken,ona böylesine güvenirken beni nasıl yüzüstü bırakırdı.Kolum kanadım kırılıyordu.Yüreğim parçalara ayrılıyordu.''Sen bana bunu yaparsan başkaları ne yapmaz.'' Dedim.Bana yalvardı Rabbimin adını veriyordu ''Onun aşkına helal et hakkını,iki dünya bir araya gelse ben senin hakkını ödeyemem.'' diyordu.Hiç öyle ağladığımı hatırlamıyorum,nasıl helal etmeyeceğim?Geçen beş yıl helal de bu sebepsiz ayrılık için mahşerde elim yakanda olacak dedim.''Bu hayat zaten Ruz-i mahşer.'' Dedi.Bir kuşun çaresiz kanat çırpınışlarıydı onun canımı acıtan son sözleri.Ertesi gün memlekete gittik.Varınca ilk işim babamın mezarına gitmek oldu.Kapandım toprağına,hıçkıra hıçkıra şikayet ettim onu.''Baba tut ellerimi,geçti kızım de,üzülme de,saçlarımı okşa,yanında yer aç bana da''.O kadar ağlıyordum ki,kilo vermeye başlamıştım Rabbimden utanıyordum.Bu ağlamayla günahlarıma ağlasam affedilecektim belkide.Bir insanı kaderin sanmak,haşa ondan başka yok gibi görmek.Hatam buradaydı.
Şimdi aradan beş yıl geçti.Zaman zaman rüyalarımda görürüm,hiç konuşmayız,ağlarız,susarız.Öyle sırlı rüyalar görürüm ki kalpten kalbe giden yol vardır diyerek ona da dua ederim.Yasin okuyunca babasına da gönderirim.Şimdi ne yapar ne eder hiç bilmem.İsterim ki hayırlı biri çıksın karşısına,çok mutlu olsun.Düğününde semazenler dönsün.Bütün haklarımı helal ettim.İçimde ince ince kanayan bir yara var o kadar,canı sağolsun!Vuslat kısmet olmadı.O yaşadığı buhranlara beni sürüklemedi güya, ama bilse ki ne buhranlar yaşadım ve yaşamaktayım.Bu acı bazen hıçkırarak ağlatır,bazen kapanır bu yara.Sonra bir söz,bir şarkı ile tekrar sökülür,ömrüm o söküğü dikmekle geçecek.Ama canı sağolsun,Allah'a emanet olsun! ''
İşte böyle dostlar; yazdıklarımı yaşayan kadim bir dostumun yarım kalanıydı.Gecelerdeki gözyaşısını,acısını ancak bu kadar anlatabildim.Beddua etmeyip onu Allaha emanet eden kardeşim herkesin hayatında yarım kalmış,yüzümdeki tebessüm,kalbimdeki sevgi sende kalmış dediği muhakkak vardır.Önemli olan nasip olmuşlarla yola devam edebilmektir.Çünkü mahşeri kalabalıkta kimsenin ahı kimsede kalmayacak.
Gün gelir,bütün gizli haller ortaya dökülür. (Tarık suresi- 9.ayet)
Ne kadar sürcilisan etmiş isek aşk ola...
- - - -
