Eski Bir Hamam Kitabesi:

Eski İstanbul' un hamam kitabelerinden birinde karakter temizliğinin ehemmiyetini vurgulamak için: "Tıynetin na pak ise, Hayr umma sen germabeden Önce tathir-i kalb et, sonra tathir-i beden."Yani (Kötü huylu, kirli karakterli bir kimse isen, hamamdan bir şey bekleme. Temizlik istiyorsan evvela kalbini temizle, sonra da bedenini..) diye yazdığını...(

Mevlana Güldestesi, (718.Yıldönümü Bildirileri) Konya Belediyesi Yay Konya/ 1993, s. 25)

 

Bir Ahlak Kahramanıydı:

Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un yakın dostu olan Mithat Cemal Kuntay'ın, Akif'le olan arkadaşlık münasebetini anlatırken yıllarca onun kusurlarını ve falsolarını araştırdığını ve otuz beş yıl sonra onun karakterini kağıda dökerken, hayranlık hisleri içinde : "İlk tanıdığım zaman ona inanmadım. Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı. Gayri tabii bir faziletten yorulan yüzünü bir gün görecektim. Fakat otuz beş sene bugün gelmedi. Otuz beş sene onun yanından her çıkışımda kendime hep bu sualleri sordum: Bu tevazu, kendi kendini inkâr edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerden yılmayan seciyesiyle kendisini nasıl kahraman sanmıyordu? Onu yakından tanıyanlar için, her geçen gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi günahlarından muzdarip olurken, o, kendisinin sizden başka olduğunu nasıl görmüyordu? Onda bütünlük vardı; Kininde de, evlatlık, babalık, kardeşlik kuvvetini alan dostluğunda da, bütünlük... Dostunu, sevmek kelimesinin noksansız mefhumuyla seviyordu: Öldüğü zaman, düştüğü zaman, dünya aleyhine döndüğü zaman bile diye yazdığını...(Düzdağ, M.Ertuğrul; Mehmet Akif Hakkında Araştırmalar, Marmara Ünv.M.Akif Araştırmaları

Merkezi Yay., İst.1987,s. 315)

 

Çile İle Kemale Eren Büyük Ruhlar

:

Milletlerin önüne düşüp onları aydınlığa çıkaran nice büyük şahsiyetlerin ömürlerinin bir bölümünün hapishanelerde çile ve işkence içinde geçtiğini ve böylece onların olgunlaşan ve aydınlanan gönülleriyle milletlerin diriliş yolunda birer ışık kaynağı haline geldiğini... Büyük İmam Ebu Hanife Hazretleri'nin zindanlara atılarak saygısızca hırpalanıp inim inim bir hayat yaşadığını... Ahmet Bin Hanbel Hazretleri'nin adi bir insan gibi tartaklanıp bayağı bir işkencelere maruz bırakıldığını... Serahsinin El-Mebsut isimli koca kamusunu hapsedildiği kuyu dibinde telif edip meydana getirdiğini… Bediüzzaman Hazretleri'nin bir cani gibi muamele görerek memleket memleket sürgüne gönderildiğini... Campanella'nın zindanda Cervantes’in esarette, Dostoyevski’nin de kürek mahkûmu iken kendilerini keşfederek milletlerinin gönüllerinde ölümsüzlüğe ulaştıklarını... Biliyor muydunuz? (Şahin, M. Abdülfettah; Buhranlar Anaforunda İnsan, . T Ö.V. Yay., İzmir/ 1988 s. 86)

 

Bediüzzaman’ın Emirdağı

:

Devrin hükümeti tarafından Bediüzzaman Hazretleri'nin sürgün olarak ikamet ettiği Emirdağ'da iftira ve fesat çıkarmakla vazifelendirilen vicdanlı bir komiserin, şehre geldikten sonraki ilk intibalarını: "Çarşıya çıkıp kahvaltı için peynir ve zeytin aldım. Bir dükkândan da tereyağı aldık. Dükkân sahibi tereyağını tartarken, yağı koyduğu kâğıt kadar da, terazinin öbür kefesine kâğıt koydu. Doğrusu bu hali ben başka bir yerde görmemiştim. Bediüzzaman işte Emirdağı'nı böyle yapmıştı diyerek hakperest bir şekilde anlattığını... (Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 2, Timaş. İstanbul/ 1990, s. 1244)

Çalıntı Deve Katarı:

Bir şairin, Vezir İbad'ın huzuruna gelip her beyiti bir divandan alınmış her nüktesi bir şairden çalınmış bir kaside getirip okuyunca, şiir literatürü çok geniş olan vezirin: "Bizim huzurumuza öyle bir deve katarı getirdin ki, eğer bir adam onların yularını çözecek olsa, her biri bir sürüye gider!” diye veciz bir söz söyleyerek şaire hatasını hatırlattığını… (Sur dergisi, Ocak/1992, s. 42)

 

Yavuz'un Tevazuu

: Büyük Cihangir Yavuz Sultan Selim'in günde üç saat uyku uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yediğini... Herhangi bir saray halkından ayırt edilemeyecek kadar sade giyindiğini ve bunun sebebini soranlara: "Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? Bizim Padişahımız(Allah c.c.) vücudun dışına değil, içindeki cevhere(imana) bakar" diye veciz bir cevap verdiğini... (Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992, s. 70)