Karapınar’da düğünler bir başka olur. Düğün günü gelmeden günler önce başlar her şey. O coşku, o telaş, o hazırlık... Sanki bütün kasaba bir araya gelir de tek bir yürek gibi atar.

Herkesin düğünü de öyledir. Ama bu sadece bir günün hikâyesi değil. Asıl hikâye, günler öncesinden başlar. Komşularla haberleşilir, "Ne zaman başlayacaksınız?" diye sorulur. İlk kazan ne zaman kaynayacak, etler ne zaman kesilecek, bamya ne zaman ayıklanacak? Herkesin bir görevi, bir yeri vardır. Kimse kenarda durmaz. Kadınlar zaten başrolde. Ellerinde önlük, dillerinde dua, mutfakta değil; adeta bir sahnede gibiler.
Ben o zaman anladım ki, bizde yemek sadece karın doyurmaz. Bizde yemek, paylaşmaktır. Emektir. Sevgidir. Hele bir de düğün varsa ortada, o zaman bu iş bambaşka bir şeye dönüşür.
Etli bamya pişirilir önce. Kokusuyla çocukluk gelir aklına. Sonra kayısı yahnisi… Tatlıyla tuzlunun o narin dengesi. Yoğurtlu çorba olur en başta, hafif ama besleyici. Ve düğün kebabı... O zaten bir başyapıt gibidir. Sabahın köründen akşamın alacasına kadar yavaş yavaş, sevgiyle pişirilir. Etin en güzel hali, sabırla yapılır bizde.
Pilavsız olmaz tabii. Tane tane, tereyağlı bulgur pilavı. Yanında sarma... Öyle gelişigüzel değil, incecik, aynı boyda, özenle sarılır. Bu yemekleri yiyen biri kolay kolay unutmaz. Bir tabak yetmez kimseye. Çünkü sadece damak doymuyor bizde, gönül de doyuyor.
Düğün günü geldiğinde sofralar kurulur. Herkes davetlidir. Kimse aç gönderilmez. Tanıdık tanımadık fark etmez. "Gel, buyur" denir, içeri alınır, yer gösterilir. Çünkü bizde misafire kıymet verilir. Sofranın bereketi, kalabalığıdır.

Düğünler geçti gitti ama o yemeklerin kokusu, o kalabalığın sesi, o kadınların emeği, hâlâ burnumuzda tüter. Karapınar düğünleri işte böyle olur. Her şeyiyle hatırlanır. Çünkü bizde yemek sevgiyle pişer, yürekle ikram edilir.
Ve işte o yüzden…
Karapınar’da düğün bir yemek değil, bir hatıradır .Ne yoğurt çorbası ne bamya, Düğün kebabı,Yaprak sarması, bulgur pilavı ve yanhisi gönüllerde ve damaklarda iz bırakır.İddia ediyorum Türkiyedebu kadar düğün yemeği çeşidi ve kalitesi olan baska bir yer bulamazsınız.
Unutulmaz.
UYANIĞIM DEMEYE GELMİYOR
Bir Telefonla Hayatınız Kararabilir
Son zamanlarda ülke genelinde artan bir tehlike var: telefonla dolandırıcılık. Özellikle yaşlılarımızı hedef alan bu ahlaksız yöntemler, ne yazık ki birçok insanın birikimlerini, hatta sağlığını kaybetmesine yol açıyor.
Dolandırıcılar öyle profesyonel çalışıyor ki, insan bir an için gerçekten bir suçun ortasında olduğunu sanabiliyor. Kimi zaman kendilerini başkomiser, kimi zaman savcı, hatta jandarma olarak tanıtıyorlar. Kullandıkları kelimelerse ürkütücü ve baskılayıcı:
“PKK kimlik bilgilerinizi kullanarak Irak'ın kuzeyinde uyuşturucu alışverişi yapmış. Ömrün hapislerde çürüyecek.”
Bu cümleyi duyan biri, soğukkanlı kalmakta zorlanabilir. Ancak tam da bu noktada durmak, düşünmek ve mantığımızı devreye sokmak zorundayız. Çünkü bu bir tuzak.
Devlet, sizden hiçbir zaman telefonla para istemez. Polis, savcı sizi arayıp “bize yardımcı olun, yoksa hapistesiniz” demez. Bu tarz telefonlara asla itibar etmeyin.
Unutmayın, uyanık olmak bazen yetmiyor. Çünkü bu kişiler sizin iyi niyetinizi, korkularınızı, devletine bağlılığınızı suistimal ediyor.
Şüpheli bir telefon aldığınızda en doğru şey, hemen kapatıp 112’yi aramak.
Kendimizi ve büyüklerimizi bu konuda bilgilendirelim. Çünkü bu işin şakası yok.
Bir anlık dalgınlık, ömür boyu pişmanlık demek olabilir.