Dostlar, gün geçmiyor ki İslam dünyasından gelen bir acı haber yüreğimizi sızlatmasın. Üç ayların içerisinde olduğumuz, ramazan-ı şerif ayını eda etmeye çalıştığımız bir süreçte böylesi acı haberlerle muhatap olmak belki de her zamankinden daha çok yüreğimizi acıtıyor. İçinde bulunduğumuz zaman diliminin bize sunduğu iklimin de etkisiyle Müslümanlar arasındaki kardeşlik hukukunun gönlümüzde zirve yaptığı bir zamanda böylesi acı haberlerle karşılaşmak belki de bizim en ağır imtihanın içerisinde olduğumuzun alametidir diye düşünüyorum.

      Dün Gezi olayları ile Türkiye’de haçlılar bir devlet operasyonu gerçekleştirmeye çalışmışlardı. Acaba bu dalga neyin nesidir diye anlamaya çalışıyor, kendi içimizde analiz etmeye gayret ediyorduk ki, arkasından Mısır’da darbe patlat verdi. Mısır’daki darbe generalleri kendi halkının kanını akıtmaktan çekinmeyecek kadar insanlıktan çıktıkları bir süreçte herkesin dikkatinden kaçmamış olsa gerek ki Tunus’ta suikastler ve siyasi operasyonlar birbirini izliyor. Suriye’nin sahipsizliği ise zaten ortada. İslam dünyasında bu kadar büyük acılar yaşanırken işin ilginç tarafı dünya medyasının büyükleri ile dünya siyasetinin egemenleri Türkiye’deki gezi olaylarında polisin orantısız güç kullandığı gerekçesi ile yeri yerinden oynatmış olmalarına karşın Mısır’daki darbecilerin Suriye’de Esad’ın akıttığı kan karşısında derin bir sessizliğe bürünmeyi tercih etmişlerdir. İş Türkiye’ye gelince demokrasi havarisi kesilen batı dünyası, Müslümanların kanı akıtılınca İngiltere kraliyetinin yeni doğan bebeğini gündeme taşımayı tercih edebilmektedir.

           Bütün bu gelişmeler biz batı dünyasının siyasetteki ikiyüzlülüğünü gösterdiği gibi hala İslam düşmanlığına dayalı bir siyasi çizgiden taviz vermeyen bir duruşa sahip olduğunu da göstermektedir. Daha önemlisi bu son dönemde bir takım acıların yaşandığı ülkeler son dönem İslam kimliği ile dünya siyasetinde yer almaya çalışan ülkelerdir. Dolayısıyla Müslümanların İslami bir kimlik ile dünya siyasetine dahil olmak istemeleri batı dünyasında inanılmaz korku ve paniğe yol açtığı mevcut gelişmelerden anlaşılmaktadır. Ama ne var ki bu gün İslam dünyasında ki büyük depreniş ve uyanışın ana merkez üssü Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bundan dolayıdır ki siyasetin egemen güçleri Mısır’ı, Tunus’u, Suriye’yi ne kadar karıştırmış olsalar da Türkiye ile hesaplaşmadan oyunu kazanma şansları olmadığını iyi biliyorlar.

         İşte bundan dolayıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti, önümüzdeki seçimlerle dolu bir yıllık zaman sürecinde kaçınılmaz olarak bu haçlı ülkelerinin operasyon merkezi olması kaçınılmaz gözüküyor. Yani bir başka ifade ile söyleyecek olursam Türkiye’yi önümüzdeki 8 – 10 aylık dönemde zorlu imtihanların beklediğini düşünüyorum.  Bu durum bizlerin önümüzdeki süreçte çok daha uyanık ve diri olmamızı gerektiren bir durum. Çünkü tahmin ediyorum ki bu haçlı zihniyeti ülkemiz üzerinden yapacağı bir operasyonun netice verebilmesi için halkımızı asılsız haberler, kurmaca sahnelerle birbirine düşürmeye, halkı devlete ve mevcut siyasi iktidara karşı kışkırtmaya çalışacaktır. Bu kışkırtma çalışmalarında da elinde iki büyük malzeme var. Birincisi PKK, diğeri ise Suriye. İşte bundan dolayıdır ki Türkiye siyasi iktidarı çok hızlı davranmak ve PKK kartını istismar etmek isteyenlere fırsat vermeden Çözüm Sürecinde etkili adımlar atmak, bölge halkının devletin samimiyetine olan inancını güçlendirmek zorunda. Ayrıca ileride PKK aracılığı ile gerçekleştirilebilecek kitlesel şehir eylemlerinde masum ve çözüm taraftarı olan Kürt halkı ile şiddet ve terör yanlısı Kürtler arasındaki farkı netleştirerek bölgeden sivil desteğini güçlendirmesi gerekiyor.

         Suriye konusunda ise, Türkiye’yi Suriye batağına çekmeye yönelik kışkırtmalar karşısında soğukkanlılığımızı korumamız şart. Çünkü haçlıların şu anda kurdukları tezgâhlardan biriside Suriye merkezlidir. Türkiye kışkırtılarak Suriye’ye çekilmek böylelikle Türkiye’nin son on yılda elde ettiği birimin orada eritilerek yol etmek amaçlanıyor.

     Ama en önemlisi bizlere yani sade vatandaşlara düşen görevlerdir. Peki, bizler ne yapmalıyız böylesi bir süreçte derseniz sizlere birkaç tavsiyede bulunacağım;

                        1) Asla gerek medya gerekse çevremizden duyduğumuz haberleri analiz etmeden inanmayacağız.

                        2) Devletimize ilişkin güven sarsan haberlere kulak asmamaya özen göstereceğiz.

                        3) Olaylar karşısında bilgili ve donanımlı olabilmek için samimiyetine ve milletimizin değerlerine bağlılığına inandığımız insanlarla istişare edeceğiz.              

                        4) İslamiyet’e ve toplumsal değerlerimize yapılan hakaretlerin bilinçli ve kışkırtmaya yönelik olduğunun farkında olacağız.           

                        5) Her şeyden daha önemlisi çokca dua edip namazlarımıza daha çok özen göstereceğiz.

                        6) Çünkü bileceğiz ki Allah’ın Nusretiyle bütün bu zalimlerin oyunu bir gün kendi ellerine ve ayaklarına dolaşacak ve İslam coğrafyasının mazlum ama inançlı insanları mutlaka muzaffer olacaktır. Allah’a emanet olun dua ile kalın.

- - - -