Sayın çok kıymetli okuyucularım bu köşe yazımda ne yazsam diye düşünürken 16 Mart Cumartesi günü çıkan gazeteleri okuyup kendime göre incelerken, Zaman Gazetesinde HEKİMOĞLU İsmail’in “MÜDA..” adlı köşe yazısı gözüme ilişti. “MÜDA” ne anlama geliyor acaba diye merak edip yazıyı baştan aşağıya okudum. Okuduğumda inanın çok beğendim. Buradan Hekimoğlu İsmail beye güzel duygu ve düşüncelerinden dolayı teşekkür ediyorum. “MÜDA” emanetin muhafazasını kabul eden kişi olduğunu ve emanetin çoğu zaman sadece maddi varlık olarak algılanmaması gerektiğini, oysa emanetin çeşidinin çok olduğunu ve taşımasının da zorluğundan bahsederek neyi anlatmaya çalıştığını öğrenmiş oldum. Fakirler zenginlere, İşçiler işverene emanettir. Aile, akraba, komşu, arkadaş emanettir. İnsan kendisine, verilen nimetlere, doğaya, çevreye yani canlı ve cansız varlıklara hıyanet ederse, hayatta ona hıyanet eder, onu yere serer.
Bu köşe yazımda da bahsedilen düşünceler ilham kaynağım oldu ve bundan dolayı da köşe yazımın başlığına “EMANETİ KORUMAK” diye yazıverdim. Emaneti korumak biz insanoğlunun elindedir.
Okumak ve yazmak; insan duygularının en yoğun şekilde yaşandığı alanlardır. İnsanlar düşünce ve bilgileriyle; dünyayı güzelleştiren, süsleyen ve zenginleştiren fikir eserlerini üretirler. Günümüzde bilgi ve tecrübenin önemi büyüktür. Toplumumuzdaki bireyler, başkalarının tecrübelerinden yararlanarak yaşamlarını kolaylaştırırlar.
Kitaplar olsun, gazeteler olsun, öyküler ve hikâyeler olsun okuyup anlayanlar için bir yol işareti, mesaj veren bir araçtır. Saatlerce konuşarak anlatamayacağımız duygu ve düşüncelerimizi bir kısa hikâye ile kolayca anlatabiliriz. Kitap dolusu yazı ile aktaramayacağımız fikirlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi bilgelik öyküleri ile karşımızdaki kişilere kısa yoldan aktarabiliriz. İnsanın önemli özelliklerinden biri, deneyimlerden ve tecrübelerden yararlanarak geleceği şekillendirebilmesidir. İşte bu duygu ve düşüncelerden hareketle sevgi, dostluk, mutluluk, yardımlaşma, dayanışma, emanetleri koruma, havasına, suyuna, toprağına sahip çıkma, çevresini koruyup güzelleştirme, milli ve manevi değerlerimizin kıymetinin bilinmesi gibi birçok konuda kendini geliştirmek, yenilemek ve değiştirmek için mücadele eden, başarının tadını almış, gönlünü gönül yazılarına açan insanlarımızla paylaşmak istiyorum.
Akın Alıcı tarafından derlenen “ Hayata Yön Veren Sözler” kitabından alıntılar yaparak, hedeflerini tutku, cesaret, azim ve sabırla gerçekleştirmeye çalışan, gönülleri sevgi ve iyilik dolu insanlarımızı selamlayarak seslenmek istiyorum. Yarayan sözleri alın, yaramayan söz varsa atın gitsin.
Acaba toplum olarak neden yavaş ilerlediğimiz, kendimizi neden tam olarak ifade edemediğimiz, neden bulunmamız gereken seviyenin altında oluşumuz hakkında bir fikri olan var mıdır? Eminim vardır.
Hepimiz her yerde vatanı kurtaracak o sihirli formülün hep bizim elimizde olduğundan bahseder dururuz.
“Aslında şöyle yapılsa… bizim tek eksiğimiz…. Biz hep şundan kaybediyoruz…” gibi konuşmalarla, “ Biz adam olmayız…. Böyle gelmiş böyle gider…. Sistem müsait değil ben ne yapabilirim ki?...” ler eklenir. 
Bu konulara ilişkin birkaç şey okuyup bir iki de televizyon programı izledik mi olaya tamamıyla hâkimiz demektir. Belki içerisinde yaşadığımız ülkemizin sorunlarını birbirimizle konuşmak biraz olsun rahatlamamıza neden oluyordur. Belki de çözümü üzerine konuşmaktan başka hiçbir şey yapılmayan sorunların içerisinde boğulmamıza…. Ya da bu sorunlara ait bir iki çözüm önerisi getirdiğimiz için kendimizi önemli hissetmemize….
Her ne sebeple olursa olsun veya hangi sonucu doğurursa doğursun, bu şekilde hareket etmemizin bizi istediğimiz noktaya ulaştırması imkânsız görünüyor. “Bir arkadaş grubunda yaptığım konuşma mı bizim ilerlememizi engelliyor?” demeyin.
“Bir şeyler yapmalıyım” her zaman “ Bir şeyler yapılmalıdır” dan daha çok sorun çözer.” (Bits and Pieces)
Konuşmalarınızda öne sürdüğünüz fikirlerin, çözüm önerilerinin veya bir icraattan dolayı duyduğunuz hoşnutsuzluğun yerine ulaşıp hayat bulduğunu hiç gördünüz mü?
İyi kullanılmayan zamanların bugün bizi etkilediği, yarın yine bizi ve çocuklarımızı derinden etkileyeceği, apaçık ortada.
Bir televizyon programında Sayın Doğan Cüceloğlu’nun sarf ettiği “ Vatanı kurtarmaya ilişkin konularda konuşurken harcadığımız zamanı, Türkiye yetişkin nüfusuyla çarptığımızda iş gücü kaybımızın ne kadar olduğu çok daha iyi anlaşılır” sözleri olayın gerçek yüzünü net olarak ifade etmektedir.
Peki çaresiz miyiz? Tabii ki Hayır… Bundan sonra hep tartıştığımız ülke politikaları için, çalıştığımız yerde eleştirdiğimiz koşullar için, oturduğumuz stede, sokakta tasvip etmediğimiz durumlar için konuşmaktan öte, bir şeyler yapalım. Sürekli başkalarını eleştirmek, kendini övmek yerine yapıcı, olumlu katkılarda bulunalım. Tüm bunları yaparken de etkili olabilmek için kendi menzilimizi çok iyi kullanmayı ve bu menzili zamanla büyütmeyi amaçlayalım.
“İnsanlar yiyecek ekmek ve yatacak yer duldular mı, düşünmekten kaçınırlar” (Voltaire)
“İnsanların düşünme zahmetinden kurtulmak için yapamayacakları hiçbir şey yoktur” (Edison)
“Hayatın mutluluğu düşüncelerinin niteliğine bağımlıdır; onun için buna dikkat et ve fazilete ve eşyanın tabiatına uymayan hiçbir düşüncenin kafanı işgal etmesine müsaade etme” (Marcus Aurelius)
“Düşünmeyen tutucudur. Düşünemeyen aptal. Düşünmediğine aldırmayan ise köle..” (William Drummond)
“Bir insanın üniversiteyi bitirmesine yardımcı olabilirsiniz, fakat istemezse ona düşünmeyi öğretemezsiniz.” (Henry Ford)
“Bütün gün ne düşünürsek onu yaşarız” (R.Waldo Emerson)
“Kişi kalbinde düşündüğü gibidir” (Davud Peygamber)
“Akıl, kendine ait bir yerdedir ve orada cehennemi cennete ya da cenneti cehenneme çevirebilir.” (Milton)
“İki adam hapishane parmaklıklarından bakıyor. Biri çamuru görüyor, diğeri gökyüzünü…”(Anonim) Yani nasıl bakarsak öyle görürüz. Saygılarımla

- - - -