Dostlar, Kutlu Doğum Haftası bütün inananlara kapısını aralarken Efendimden, efendimiz (Sav)’den bahsetmenin ağırlığı üzerimize çöktü. Çünkü biliyorum ki benim günahkâr dilimden dökülen sözler Efendimizi anlatmaya asla yetmeyecektir. Efendimiz (Sav)’in ebediyete intikalinden günümüze on dört asır geçti. On dört asır boyunca O’nun yokluğundan yanıp kavrulan sineler, O’nun aşkı ile alevlenen yürekler, O’na olan özlemlerini kelimelere dökmek için en edebi eserleri kaleme aldılar. En Güzel sözlerin eteklerine umutsuzca sarıldılar. Ancak ne var ki hiç kimse O’nun nurlarla yoğrulmuş şahsiyetini, Efendimi, Efendimiz (Sav)’i gerektiği gibi dile getirebilmeyi başaramamışlardır.

Başaramayacaklarda. Bu kâinatın okyanusları mürekkep, ağaçları kalem olsa, arz ve semavat dile gelip O’nu anlatmaya kalksa O’na olan muhabbeti dile getirmekte kalacaklardır. On dört asırdır, şu yaşadığımız dünyaya; güneş her gün O’na olan özlemi ile doğuyor, O’nu görememenin mahcubiyetiyle batıyor. Her insan O’na olan özlemi ile sevdiklerini kucaklıyor, O’nun sıcaklığını bulamamanın üzüntüsü ile ayrılıyor. Bütün gözler, her güzele O’nu görmek için nazar ediyor, O’nu görememenin hüznü ile kapanıyor. Her çiçek O’nun özlemi ile tohumunu yarıp yeryüzüne başını uzatıyor, ancak yine O’nu görememenin hüznü ile mevsimini tamamlıyor. Özlem O’na, hasret O’na, bütün muhabbet ve övgüler yalnız O’nun için. Efendim, Efendimiz (Sav) için.

Varlık âlemi O’nu nasıl aramasın, O’nu nasıl özlemesin ki. O “Rahmeten Lil Alemin”di.

Bizler, iyiyi kötüden ayırt etmeye, birbirimizi sevmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, ahlakın güzelliklerini, dürüstlüğü, doğruluğu, erdemli davranışı, hoş görünün en mükemmelini, insana saygının en yücesini, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutunu, adaletin en güzel tatbikatını, kısaca her şeyin en iyisini ve en güzelini, o rahmet peygamberinin tebliğ, tavsiye ve uygulamalarından öğrendik.

Hayatımızı anlamlı kılan değerlerimizi, dünya ve Ahiret dengesini, insan onuruna uyan yaşama sanatını bizlere hep O gösterdi. Biz her şeyi O’ndan öğrendik. Varlığımızdaki bütün güzellikleri O’ndan bildik. Efendimden, Efendimiz (Sav)’den bildik.

Doğan oğlumuza Ahmet, Mehmet, Mustafa; kızımıza gül ismini O’na sevgimizin bir nişanesi olarak biz verdik. Bahçemize, evimizdeki saksımıza rengârenk gülleri O’na olan muhabbetimizden diktik. Yüreğimizin sesini gözyaşı ile ıslattığımız sayfalara mısra mısra naat olarak döktük. O’nu anlatıyor diye sevinçlerimizde ve hüznümüzde mevlit merasimleri düzenleyip, şefaatini diledik. Sınırda nöbet tutan askerimize, vatan için şahadet şerbetini içmeye hazır erimize Mehmetçik adını biz verdik. Evet, bütün bunları biz yaptık. Bu hasletimizle millet olarak birlikte sevindik birlikte ağladık. Her ağladığımızda teselliyi Efendimde, Efendimiz (Sav)’de bulduk.

O bizi hayat verecek şeylere çağırmıştı. O bize sevgi ve barış dini olan İslam’ı tebliğ etmişti. Bir cahiliye toplumundan medeni bir millet oluşturmanın sırlarını öğretmişti. İnsanların birbirlerini göz kırpmadan boğazladığı bir dönemde barış içerisinde yaşamanın yollarını insanlığa sunmuştu. Birbirlerine düşman olan kabileleri kardeş yapmış, yüreklere çöreklenmiş kin ve nefret tohumlarının yerine sevgi ve hoş görü duygularını ekmişti. O çiftçilerin de efendisiydi. Her Müslüman’ın yüreğini mümbit bir toprak bilip merhamet tohumlarını ekti. Merhamet gülleri yetiştirdi. O merhamet edenlerin efendisiydi. Efendimdi, Efendimiz(Sav)’di.

Çağın getirdiği bin bir türlü hastalıklar her gün insanlığımızı kemiren kurtçuklara dönüşürken, insanlığın ikindisi, ömrü hayatımızın son deminde en kalbi ve en derin muhabbetle, gözü yaşlı, kimsesiz bir yetimin edasıyla O’nun şefaatini diliyoruz. O’na Efendime, Efendimiz (Sav)’e olan özlemimizi dile getiriyoruz.

Bu gün her türlü ahlaksızlığın insanlığın ruhuna işlediği, küfür ahlakının gençlerimizin kanına karıştığı, bencil ve nefsi arzuların insanlarımızı köleleştirdiği bir asırda O’nun ahlakına her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu tartışılmaz bir gerçek. Asırlarca İslam dünyasının liderliğini yapmış bu milletin çocukları; zulmün, haksızlığın, terörizmin, ahlaksızlığın zirve yaptığı bir çağda insanlığın ümidi olmayı başarabilmek zorundadır! Cehaletin ekranlardan damla damla kanımıza karıştığı bir asırda O’nun ahlakının birer güzel numunesi olabilmeyi başarmak zorundadır! Bu milletin her evladı, fert fert birer nefer olmak, Ulubatlı Hasanlar misali zulmün surlarına elinde Efendimizin sancağı, dilinde şahadet hayata dair son ve en onurlu sözü en güzel şekilde söylemenin aşkını yüreğinde hissetmek zorundadır! Afrika’da açlıktan kıvranan, Filistin’de fosfor bombaları tepesine yağan, Amerika’da obeziteden çatlayarak can veren her bedenin ızdırabını yüreğinde hissetmek ve çareyi Efendimizin yüreklerimize ektiği merhamet ikliminde yakalamayı başarmak zorundadır!

İşte bu nedenledir ki, bu gün burada aklımızın erdiği, yüreğimizin yettiği en güzel sözlerle O’nu anmamız, O’nun bizim iltifatımıza ihtiyacı olduğundan değil, bizim O’nun ahlakının güzelliklerine her zamankinden daha çok muhtaç olmamızdandır. On dört asırdan sonra insanlık iflah olmaz dertlerine O’nun ahlakından başka merhem bulamadı. Ancak insanlık bünyesinde taşıdığı bütün derin yaraların ancak O’nun Efendimin, Efendimiz (Sav)’in ahlakını, sevgisini yüreğinde taşıyan bu milletin evlatları aracılığı ile saracak ve şifa bulacaktır.

Tarihin şahitliğinde günümüze kadar insanlığın vicdanı olmayı başarmış milletimizin güzel evlatları ile bugün bu salonda Efendimizi anmak, O’nun güzel ahlakından bahsetmek saadetlerin en güzeli olsa gerek. Allah dillerimizi ve kalplerimizi O’nun sevgisinden ayırmasın. Allah, O’nun güzel ahlakının her bir güzel numunesini şahsiyetimize nakşetsin. Allah, hesap günü O’nun Efendimin, Efendimiz (Sav)’in sancağı dibinde toplanabilmeyi bizlere nasip etsin.