"Çocuğunuza Kur'an Telkin Ettiniz mi?":
İşadamı Sakıp Sabancı'nın, kızını batı standartlarında tahsil yapması için İngiltere'deki Harward Koleji’ne kaydettirdiğini… Okul idaresinin, kolejin çeşitli bölümlerini Sabancı'ya gezdirdikten sonra kiliseyi göstererek:"Burası da dini ibadet yeri" deyip "Senin kızın Müslüman olduğu için dini ibadet günlerinde Kur'an-ı Kerim getirsin, istediği günlerde okusun. Siz Kur'an okumasını kızınıza telkin ettiniz mi?" diye sorduklarını... Sakıp Sabancı'nın daha sonra bu hadisenin değerlendirmesini yaparken: "Allah var, doğrusu ben kızımla beraber Kur'an-ı Kerim getirmemiştim. Kızıma da telkinde bulunmamıştım çok utandım. Sırtım terledi. O “gâvur” dediğimiz adamların bana verdiği dersten çok mahcup oldum. Adeta yüzüme bir şamar patlamıştı. Ve Türkiye'ye geldiğimde kızıma hemen bir açıklamalı Kur'an-ı Kerim gönderdim." diyerek kızına dini bilgiler öğretmediğinden dolayı mahcubiyetini itiraf ettiğini. (Vakkasoğlu, Vehbi; Öğretmenin Not Defteri, cilt 5, Cihan Yay., İstanbul / 1992, s. 72)
Kur'an'a Aşk Derecesinde Hayranlık: Fransa’nın en tesirli gazetelerinden Figaro'nun Prof. And ile yaptığı bir röportajında ona: "Kur'an'a karşı duyduğunuz aşk derecesindeki hayranlığın sebebini açıklayabilir misiniz?" diye sorması üzerine, Andre Miquel’in: "Montpellier'de bir kitapçı dükkânında, en eskilerden olan Savary'nin bir Kur'an tercümesini gördüm. O sıralar 17 yaşındaydım. Metindeki mesajda Allah'ın birliğinin açıkça ve kıskançça savunulması ve Allah'ın tarifi üzerine İslam'ın yüksek düşüncesi beni bir başka dünyaya götürdü. Tercümeye bile yansıyan metindeki müstesna edebi değerler beni tarifi imkânsız bir hayranlığa boğdu. Bu heyecanı hiçbir zaman kaybetmedim" diye cevap verdiğini...(Sur dergisi, Nisan/1991, sayı 181, s. 23)
Rus Çarı'na Tokat Gibi Cevap:
İmkânsızlıklar içinde Kafkasya dağlarında yıllarca sürdürdüğü özgürlük mücadelesinden sonra Ruslara esir düşen Kafkas kartalı Şeyh Şamil'in büyük bir törenle Petersburg'a getirilip, şerefine büyük balo düzenlendiğini ve Çar II. Aleksandr’ın Şamil'e bu baloyu nasıl bulduğunu sorması üzerine Büyük İmam'ın:"Çar hazretlerine meçhul değildir ki
Cenab-ı Hak dünyayı Hristiyanlara ve ahireti Müslümanlara vaad buyurmuşlar. O İlahi “Cennet'e gidemeyeceğinize göre, dünyayı Cennet’e çevirmekte çok isabet buyurmuşsunuz" diye müthiş bir cevap verdiğini... (Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay.,İzmir/1992, s. 102)
Çağının Doruğuna UIaşmış Müslüman Mühendis: Batılı kaynakların "Çağının doruğuna ulaşmış Müslüman mühendis diye tarif ettikleri Ebul İz el-Cezeri'nin(1136/1206), kendisinden tam 800 yıl sonra ortaya çıkacak olan sibernetik bilimini ve otomasyon teknolojisini bularak böylesine sistemler kurulabileceğini tespit edip, inşa ettiği makinelerle de bunu ispatlamış bir İslam âlimi olduğunu... (Sızıntı dergisi, Eylül/1992 sayı 164, s. 350) Biliyor muydunuz?
Dualarla Arşa Uzanan Ordu: Âlim, adil ve dindar bir şahsiyet olmasının yanı sıra cesaret ve isabetli kararlarıyla sultanların başarılarında büyük hisse sahibi olan Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün, otorite ve dirayetle yirmi sekiz yıl boyunca taçlandırdığı vezirlik makamını ve hayatını bir Batıni fedaisi tarafından hançerlenerek kaybettiğini... Büyük nüfuzu sebebiyle muhalifleri tarafından sık sık sultana şikâyet edilen Nizamülmülk için bir defasında: "Nizamülmülk her yıl fakirlere, sufilere 300 bin dinar veriyor. Eğer bu para orduya tahsis edilse, İstanbul'u bile fethetmek mümkün olur" diye Sultan'ın kulağına fısıldanınca, Melikşah'ın durumu Nizamülmülk'e sorduğunu ve bu büyük vezirden: "Ey âlemin sultanı! Allah sana ve bana, kullarından hiç kimseye nasip olmayan lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Buna karşılık sen, Allah'ın dinini yükseltmeye çalışan, O'nun Aziz Kitabı'nı hamil bulunan kimselere yılda 300 bin dinar sarf etsen çok mudur? Sen askere her yıl bunun iki katını harcıyorsun. Hâlbuki onların en kuvvetli ve en iyi nişancısının oku bir milden ileri gidemez. Ben ise sarf ettiğim bu para ile öyle bir ordu techiz ediyorum ki, onların orduları (duaları) ta arşa kadar gider ve Allah’a vasıl olmalarına hiçbir engel yoktur cevabını aldığını...(Algül, Hüseyin; İslam Tarihi, Gonca Yay., İst. 1988 cilt 4, s. 158)
