Gönül ne arzu-yi cah eder,ne tac-u taht ister.
Reh-i hikmette ancak kalb-i nerm-ü pay-i saht ister.Yani;Gönül ne mevki ve makam,ne de tac ve taht ister.Gönül,himmet yolunda yumaşak bir kalp ve dirençli bir ayak ister.
Bir çift göz için düşeriz yollara.'Mutlak varlık'ın bize verdiği sonsuz değeri bir de bir çift göz içinde görmek için.Bu durum hayatta ki büyük arayışımızdır.Aynı zamanda ruhumuz bir başkasının gözü olmak ister.Özellikle ama özellikle ona şefkatimizi,merhametimizi hasretmeyi talep eder.Diyelim vuku buldu bu.İki taraflı bir sevginin içindeyiz.
En umut dolu zamanlarında biri çıkar karşısına.Kalbi ha bağlandı ha bağlanacak.Aradığı hayat arkadaşının ''Aradığım insan bu'' dedirten biri olduğunu sezinliyor.Karşılarına çıkacak zorlukları aşabilecek güçteler,hayatın meşakkatli yüzüne ''kalpten kalbe'' bir yol açılmıştır.Çünkü artık onların iki tane kalpleri var.İki gönül bir oluyor.Her ikisi de aklı başında insanlar ve ne istediklerini biliyorlar.Kalplerinin birbirine ısınmasının yeterli olmadığının farkındalar.Düşünüyor,tartıyorlar bir çok açıdan denk olduklarını düşünüyorlar.
Erkek bir görüşmelerinde kürt olduğunu söylüyor.Bu senin ve ailen için bir sorun teşkil eder mi? diye soruyor.Kız niye sorun olsun ki Allah kürtlerle evlenmeye izin vermiyor mu?Rabbimin izin verdiği şeyler benim için sorun teşkil etmez.Bu cevap erkeğin hayırlı bir eş olma azmine azim katıyor.Ailelerin tanışma faslına geliyor sıra.Kız annesine istemeye geleceklerini ama oğlanın kürt olduğunu söylüyor.Anne biraz irkiliyor duyunca, fakat kızını üzmemek için babanla da görüşelim der.Durum babaya izah edilince kızılca kıyametler kopar.''Kürtten koca olur mu?Ben kürtlere kız vermem.Arkamdan kürtlere kız verdi dedirtmem.'' Annenin ciğeri yanıyor.Durumu kıza anlatıyor,günlerce ağlıyor,sevdiği insana bunu nasıl söyleyebilir.Onun incineceğine üzülüyor,anne kızına üzülüyor,kız sevdiğinin üzüleceğine üzülüyor.Adam da kızın üzüldüğüne üzülecek.Herkes diğerinin üzülmesine üzülecek.
Kız zalimce verilen bu hükme utuna sıkıla sevdiğine anlatıyor.Erkek boğazına bir yumru gibi düğümle kızın mahcubiyetini seziyor.Onu teselli etmeye çalışıyor.Kızın babasına tek bir kötü laf bile etmiyor.Kız babasının kestirip atmasına kırılıyor.Keşke bir kere de karşısına alıp konuşsa, babalık yapsaydı.Rehber olsa,genç adamı tanımaya çalışsa.Oturmasına,kalkmasına,yemesine,içmesine baksa eğer ki kürt olmasının dışında adamda olumsuz tespiti olursa can kulağıyla dinlemeye hazır.Ama hiç görmeden,tanımadan yüzünü bile görmek istememesi çok zoruna gidiyor.Bir yüz neden görülmek istenmez ki.Yüz Allah'ın merhametinin tecellisinin arşı.Kız kime üzüleceğini bilemiyor.Kalbi ile babasının zalim hükmü arasında boğuluyor.
Kurguladığım bu hikaye tamamen bir hayal ürünüdür.Yaşadığımız toplumun hiç yabancı olmadığımız bir durumu bu.Şimdi soruyorum eşin (Karı'nın veya Koca'nın) milleti olur mu?Eş olma,sorumluluk taşıyabilme,sadık olma,merhameti ve Allah korkusu olan birinin milleti farklı olsa ne olur?Yeter ki iman,inanç olsun (kürt,çerkez) vs. olsa ne çıkar? Bu yazıyı tam da nasıl bitireyim diye düşünürken aklıma Alemlerin Efendisi Hz.Muhammed (sav)'in veda hutbesinde buyurduğu sözler geldi.''Rabbiniz birdir.Babanız da birdir.Hepiniz ademin çocuklarısınız,Adem ise topraktandır.Arab'ın arap olmayana,Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi;kırmızı tenlinin siyah üzerine,siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.Üstünlük ancak Takva da,Allah'tan korkmaktadır.'' O zaman fazla söze hacet yok efendiler efendisi hükmü vermiş.İnsanların önce milletini sormak değil Allah korkusuyla yaşamasına bakmak en güzeli.
Ne kadar sürcilisan etmiş isek aşk ola...
