Bir Karapınarlı'nın Gönül Dökümü Karapınar gibi küçük ama köklü bir ilçede doğup büyümek, aslında birçok yönüyle bir ayrıcalık. Büyükşehirlerde kaybolan değerlerin hâlâ yaşatıldığı bir yer burası.

Komşuluğun, samimiyetin, dayanışmanın değerini bilen insanların memleketi. Düğünlerimizde, cenazelerimizde gösterdiğimiz birliktelik Türkiye'nin dört bir yanında örnek gösterilecek düzeyde. Düşünün ki bir cenazede acı yaşayan komşunun yanında oluyoruz; taziyeye gidiyoruz, derdine ortak oluyoruz. Acısını bir nebze de olsa hafifletiyoruz. Düğünlerde, harman zamanı gibi el birliğiyle yükü omuzluyoruz. Atalarımız boşuna dememiş: "Harman yel ile, düğün el ile olur."
Ama ne yazık ki bu güzelliklerin içine bir kurt gibi sızan, içimizi kemiren bir hastalığımız var: başkasının iyiliğine tahammül edememek.
Kabul edelim, bunu yaşıyoruz. Hatta bazen bizzat yapıyoruz. Birbirimizin başarılarını, alın teriyle kazandıklarını kıskanıyor, gölge düşürüyoruz. Birinin ev alması, araba sahibi olması, bir iş kurması,Makam sahibi olması vb bizi neden bu kadar rahatsız ediyor? Neden hemen “Nerden bulmuş bu parayı?”, “Kesin bir iş var bunun altında” gibi laflar ediyoruz?
Geçtiğimiz günlerde yaşadığım bir olay içimi acıttı. Çarşıda benden büyük biriyle sohbet ediyorduk. Derken genç bir arkadaşımız yeni aldığı arabayla yanımızdan geçti. O an o abinin gözleri kısıldı, kaşları çatıldı ve başladı:
“Mithat,genç yaşta nerden aldı bu arabayı? Bunun bu kadar parası mı varmış? Yok yok, kesin başka işlere bulaşmıştır...”
Dayanamadım. Dedim ki: “Çalış sen de al. İnsanların dedikodusunu yapmakla ne kazanıyorsun? Hem burada oturmuşsun, boş boş konuşuyorsun. Ayıp.”
Üzüldü ve kalkıp gitti. Belki de düşündü söylediklerimi. Ama bu sadece bir örnek.
Bu tip söylemler, davranışlar Karapınar’a yakışmıyor. Birbirini tanıyan, çoğu zaman akraba olan bir topluluğun içinde bu kıskançlık, bu dedikodu yaralayıcı oluyor. Emeğe, başarıya, çalışkanlığa saygı duymalıyız. Başkasının başarısından rahatsız olmak yerine, ondan guru duymalı ve ilham almalıyız.
Belki kendi hayatımızda bazı şeyleri başaramadık, belki ekonomik sıkıntılarla boğuşuyoruz. Ama bu başkalarının suçuyla değil. Kıskanmak yerine “Ben de başarabilirim” demeyi denesek, her şey değişir. Kendi ektiğimizi biçmeden, başkasının hasadına göz dikmek yakışır mı bize?
Karapınar’da hâlâ samimiyet var, hâlâ dayanışma yaşıyor. Ama bu duygular, kötü niyetli lafların, gereksiz kıskançlıkların arasında ezilirse, bir gün elimizde hiçbir şey kalmaz. Komşuluğun yerini husumet alır, yardımın yerini haset...
Ne olur, artık bırakalım bu “benim yoksa onun da olmasın” anlayışını. Başkasının ekmeğine göz dikmeyelim. Elalemin arabası, evi, işi bizi ilgilendirmesin. Dedikodu dilimizi değil, dilimiz güzellikleri anlatsın.
Karapınar’ı gerçekten sevmek istiyorsak, önce birbirimize sahip çıkmayı öğrenmeliyiz. Ve belki de ilk yapmamız gereken şey şu:
Başkasının mutluluğuna, başarısına sevinmeyi öğrenmek.