Kıymetli Okurlar;  Son zamanlarda çocuk eğitimi ve aile üzerinden çok şeyler söylendi ve yazıldı. Herkes iyi niyetince buna katkı sağlamaya çalıştı. Ben bir bireyin gelişimini ben her zaman bir sandalyenin duruşuna benzetirim. Sandalyenin dört ayakaltında sağlam durabilmesi için ayakların sağlam olması gerekir elbette.

Bir ayak eksik olduğunda sandalye ayakta duramıyor, yıkılıyorsa; insanda öyledir. Bir ayağı eksik olursa ayakta kalması imkânsız hâl alır. Gelin bu ayakları beraber değerlendirelim.
İnsan bir toplumda doğar, o toplumun büyür değişir ve o toplumun değerlerinin parçası olur. O toplumdan beslenir. O toplumun kimliğini alır. Biz çocuklarımızın temel ihtiyaçlarını karşılamakla tam anlamda anne-babalık görevini yerine getirmiş olmuyoruz. Çocuğumuz en güzel liseyi, en kaliteli üniversiteyi veya bölümü kazanmış olsa bile çocuğumuza ait olduğumuz toplumun değerlerini kazandırmadığımızda çocuğun yetişmesinde eksik kalıyoruz. Nedir bunlar mesela; Bir yakının cenazesine katılmak, bayram günlerinde büyüklerin yanına gitmek, iyilikleri beraber tatmak, kötülüklere beraber göğüs gerebilmek… Bunları çoğaltabiliriz. Biz anlıyoruz ki; Çocuğumuz başarı anlamında en maksimum dereceyi elde etsin, onu kutsayalım, herkes alkışlasın. Daha olmadı çocuğumuzu başkası ile kıyaslayalım. Hayır, başarı bu değil. Onu topluma kazandırarak, toplumun bir parçası olduğunu öğretmemiz lazım. Ben 21 yaşında Fizik tedavi Rehabilitasyon okumuş bir gencin daha bakkaldan bir ekmek almadığına şahit oldum. Bunu çocuğun babası dedi bana. Çok acı değil mi? Çocuklarımızı kapalı bir kavanozdan kurtarmamız gerekir. Onlara toplumun değerlerini aşılamamız gerekir.
Bir diğer unsur ise dini yaşantı ve inanç hayatımız. Hangi din olursa olsun inanç bir dinin unsurudur. Hayat ve yaşama gayemiz bunun üzerine kurulmuştur. Bana sorsalar bu dünyadaki en büyük şanslı yönün ne diye, ne iş hayatımdan ne de aile hayatımdan bahsederim. Bizim en büyük kazancımız Müslüman bir anne babadan meydana gelmemizdir. Akıl ve mantık dini olan İslam, çağları kuşatmış ve bize kadar gelmiştir. Bir anne ve baba olarak çocuğumuza temel dini değerlerimizi vermeli onların bu yönde katkı sağlamalıyız. Önce bunu kendimizde yaşamalı ve yaşatmalıyız.
Çocuklarımıza bundan sonraki hayatlarında başarılı olmaları için çalışmalarına destek vermek ve katlı sağlamak zorundayız. İyi bir eğitim, gayret, sabır, tevekkül çerçevesinde onlarla beraber olmak zorundayız. Kimi zaman duygudaşlık kurarak, kimi zaman arkadaş olarak, onların dünyasına girerek onların yanında olduğumuzu göstermeliyiz. Seviye ve ilişkide dengeyi kurarak onlara rol olmalıyız. Çünkü anne ve babasından duygusal destek göremeyen çocuklar, başkalarının birkaç güzel sözüne kanabiliyorlar.

Bir diğer ve son ayak ise benim gözümde çocuklarımıza haramı ve helali öğretmek zorundayız. Kazançlarımızı bir ananın sütü gibi helal kılmalıyız. Hanemize girecek olan paraların kaynağına dikkat etmeliyiz. Günümüzde bunun olumsuz yansımalarını çok görmekteyiz. Sanal kumar ve kısa yoldan zengin olma hayalleri birçok aile perişan etmektedir. Aile içi facialar ve yuvanın dağılmasına kadar bu hezeyanlar devam etmektedir. Duamız o dur ki Allah haramı bize imrendirmesin. Sigara, alkol, madde bağımlılığı ve uyuşturucu kullanımı bunların farklı görünen yüzüdür. Merak duygusu ile başlayan bu alışkanlıklar çocuklarımızı farklı bir felakete sürüklemektedir. Anne ve baba olarak çocuklarımızın ne ile ve nasıl uğraştıklarına ilişkin bilgimiz olmalıdır.
Değerli Okurlar;
Dünya ne kadar zorluklar görürse görsün ve ekonomik krizler ne kadar çok yaşanırsa yaşansın bir şekilde maddi olarak toplum kendini toparlar. Tarih boyunca bu böyle olmuştur. Krizler aşılmış, toplumlar ekonomik olarak yeniden deyim yerindeyse küllerinden doğmuştur. Ama sosyal çürüme ve toplumsal çöküntü bir başladı mı toparlanamaz. O küller rüzgârda dağıldı mı bir daha gelmez. Çocuklarımızı bu rüzgârlara vermeyelim. Onların dağılıp yok olmalarına izin vermeyelim.
Ben kelimelerimin yettiğince sandalyenin dört ayağını kurabildim. Siz bu ayakları çoğaltabilirsiniz. Ben daha çok ayağının olması tarafındayım. Unutmayalım çocuklarımız bize verilen en mukaddes emanetlerdir. Güzel haberleri duyacağımız nice güzel günlere Kıymetli Okurlar…