Ben doğduğumdan beri güneş 30 kez dünyayı dolaşmış ve yine aynı yere gelmiş. İşte biz bugün bunu kutlayacağız.

Çok maddeci gibi gözükse de aslında gerçek bu. Güneşe tapan kabileleri endüstrileşme adına çoktan yok ettiysek de içimizdeki yerlileri öldüremedik. Hala güneşin bir turunu yılbaşı adı altında kutluyoruz. Doğduğumuz günde güneş neredeyse dünyanın etrafında dolaşıp yeniden oraya geldiğinde bunu da kutluyoruz. Üstelik bunu sadece kendi doğumumuz için değil sosyal, manevi ve kültürel varlıklar için de yapıyoruz.

Aslında asıl problemim doğmuş olmamın kutlanmasında değil, bunun tüm senede yalnızca bir günde yapılmasında. Tıpkı sevgililer günü, tıpkı anneler günü ve tıpkı babalar günü ve diğer sahtekârlıklar gibi. Sevgilisine 14 Şubat’ta çiçek almayan biri, 14 Aralık’ta almamış birinden daha fazla suç işlemiş sayılmaz aslında. Buna benzer olarak doğmuş olduğum gerçeğini yalnızca bu günde hatırlamak benim için bir değer ifade etmiyor. Bana doğum günümde değil, başka bir günde gelip iyi ki doğdun denmesi benim için gerçekten bir şeyler ifade eder. Mutlu olurum. Kendimi değerli hissederim. En azından bu dünyada var olmamın bir anlamı olduğunu varsayarım.

İllaki bir şeylere anlam yüklemek gerekiyorsa, anmak eylemi yerine seçilmesi en doğru olacaktır. Anlam yüklemekten ziyade anlamak. Birinin ölüm yıldönümünde mesela, o kişiyi anmak yerine anlamaya çalışmak, ölümüne anlam yüklemenin en anlamlısı olacaktır. Her 10 Kasım’da mesela Atamızın anılmasından ziyade O’nu anlamaktan yanayım. Veya şu gurur duyduğumuz Mevlana’nın Vuslat Törenleri… 

Anlamaya çalışmadığımız zaman gezdiğimiz türbe boş bir binadan ibaret, izlediğimiz sema gösterileri boş bir dans sadece. 739. defa gidip anacağız O’nu ve yine çıkışta trafikte birbirimizi ezeceğiz, sırf giyim kuşamından dolayı, sakalının, bıyığının şeklinden dolayı insanlar hakkında önyargılarımızı savuracağız etrafa fütursuzca. Ve sevmediğimiz görüşün mensubu insanları kovacağız; Mevlana’nın “gel, gel ne olursan ol yine gel” dediği şehrimizden. Alan eli, veren elden daha üstün tutacaksak zaten, semazenlerin semaya dururken ellerinin aldığı şekli hiçbir zaman anlayamayacağız. Eşitliği savunurken yine gösteriler esnasında protokol koltuklarını en öne koyacağız ve sırf bizden daha fazla maaş alıyor diye birilerini avucumuzu patlatırcasına alkışlayıp önünde taparcasına saygı duruşuna geçeceğiz, sırf farklı renk plaka taşıyor diye doğuma veya ölüme yetişmeye çalışan ambulanslarımızın geçiş üstünlüğünü o arabalara bırakacağız. Ve kalkıp hiç yüzümüz kızarmadan hoşgörüden, eşitlikten, sevgiden ve saygıdan bahsedeceğiz. Yani biz işte bu sene dünyanın güneş etrafında 739. kez dönüşünü anmış olacağız, endüstrileşme adına yok ettiğimiz güneşe tapan kabileleri yâd edercesine…

Mevlana’yı anlayarak, sevgi ve hoşgörü dolu bir yıl diliyorum…