İhlâs, takva ve zühdü edinmek
Şüphesiz burada örnek olması kabilinden zikrettiğimiz tariflerden her biri, Tasavvuf’un bir veçhesini yansıtmaktadır. Belki Tasavvuf’u kâmil manada tarif edebilmek için Ehl-i Tasavvuf tarafından yapılmış bu tariflerin her birini aynı anda ve bir bütün olarak doğru kabul etmek gerekir.
Şu halde Tasavvuf’u, “Kulun, Cenab-ı Hakk’ın rızasını tek gaye edinerek iç dünyasını ve hayatını Kur’an ve Sünnet’in bildirdiği doğrultuda yönlendirmesi” olarak tarif etmek mümkündür.
Hayatın böyle bir çizgide yaşanabilmesi için elbette Cenab-ı Hakk’ın ve Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in önce bizden ne istediğini, sonra da bu isteğin nasıl yerine getirilebileceğini bilmemiz gerekir. Kur’an ve Sünnet neyi nasıl anlamlandırıyor ve neye ne kadar önem ve değer veriyorsa, imanında hassasiyet sahibi müminler bunları çok iyi bilmeli ve bunların her birini birer vazgeçilmez ilke olarak hayatına titizlikle intikal ettirmelidir.
Kulun, Kur’an ve Sünnet rehberliğinde tevbe ile başlayan iç arınma (nefs tezkiyesi) mücahedesi, İhlâs, Takva ve Zühd esaslarına riayetle bir “hayat tarzı” haline gelecek ve bu yola girmiş olan kimse (sâlik), Cenab-ı Hakk’ın rızasına ulaşabilmek için hayatının her anında nefsini kontrol altında tutabilmenin gayreti içinde olacaktır.
Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Muhakkak Allah indinde en değerliniz, en çok takva sahibi olanlarınızdır.” (Hucurat, 13)
Yine şöyle buyurur:
“Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer Allah’ın katındadır. (Rasulüm!) de ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin) üstünde Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (Âl-i İmran, 14-15)
Yine şöyle buyurur:
“(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım. Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.” (Hicr, 39-40)
Yukarıda zikrettiğimiz üç ayet-i kerime, Takva, Zühd ve İhlâs kavramlarının niçin önemli olduğunu vurgulayan ilahî fermanlardır ve Kur’an-ı Kerim’de bu üç hususun ne kadar önemli olduğunu belirten ayetler elbette bunlardan ibaret değildir. Bunları sadece birer örnek olarak zikrettik.
Bu demektir ki, mümin bir kulun günlük yaşantısında, ibadetlerinde ve kendisi dışındaki varlıklarla ilişkilerinde bu üç noktaya titizlikle riayet etmesi hayatî öneme sahiptir ve işte bunu sağlamak Tasavvuf’un en temel gayesidir.
Cevap: Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötülüklerden temizlemek demektir. İnsanın kalbini, Allahü teâlânın muhabbetine bağlamak, Resûlullahın söz, hareket ve ahlâkına uymak, yolundan gitmektir. Kalb ile yapılması ve sakınılması gerekli şeyleri ve kalbin, rûhun, kötülüklerden temizlenmesi yollarını öğreten ilme, tasavvuf ilmi denir. Îmânın yerleşmesini, fıkıh ilmi ile bildirilen ibâdetlerin severek, kolaylıkla yapılmasını ve Allahü teâlânın sevgisine kavuşmayı sağlar. Tasavvuf ilmine, Ahlâk ilmi de denir. Âlimler tasavvufu çeşitli şekillerde ta'rîf etmişlerdir. Ba'zıları şöyledir:
Tasavvuf, güzel ahlâktır. (İ. Kettânî)
Tasavvuf, kalbi temizlemektir. (Ebû Ali Rodbârî)
Tasavvuf, edebe riâyettir. ( Ebû Muhammed Cevîrî)
Tasavvuf, i'tirâzı bırakıp, emredilene peki demektir. (Ebû Sehl Sa'lûkî)
Tasavvuf, nefsin kötü isteklerini terk etmektir. (Ebû Hüseyn Nûrî)
Tasavvuf, faydasız işleri terk etmektir. (Ebû Saîd İbni Arabî)
Tasavvuf, vakti değerlendirmek ve vaktin kıymetini bilmektir. (İbni Osman Mekkî)
Tasavvuf, Allahü teâlânın ahlâkı ile ahlâklanmaktır. (Cüneyd-i Bağdâdî)
Tasavvuf, kimseye ezâ ve cefâ vermemek, herkese lütûf ve ihsânda bulunmak, hastalık ve musîbetleri herkese izhâr etmemek, düşmanlarını affetmek, insanlık mertebesinin en yüksek derecesine kavuşmayı usûl ittihaz etmektir. (Ahmed Şirbâhî)
Güzel ve çirkin huylar
Kalbin, kötü huylardan temizlenmesi için, Allah için olmayan herşeyin sevgisini kalbden çıkarmak gerekir. Bu yolda ilerlemek Peygamberlerin ahlâkındandır.
Kötü sıfatlar, câhillik, öfke, riyâ, kin, hased, kibir, ucup cimrilik, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplamaktan korkmamak, sû-i zan, övünmek gibi şeylerdir.
Güzel huylar, ilim, tefekkür, rızâ, hayâ, tevâzu, merhamet, mürüvvet, cömertlik gibi güzel işlerdir.
Hak yolunda ilerlemekten maksat, kötü sıfatlardan kurtulmak ve güzel huylarla süslenmektir.
Tasavvuf, Yahudi veya Yunan filozoflarının uydurması değildir. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Resulullahtan gelmektedir. Bunların isimleri sonradan konulmuştur. Resûlullahın, Peygamber olduğu bildirilmeden önce, kalble zikrettiği mu'teber eserlerde yazılıdır.
