Dostlar, aslında Taksim’de başlayan ve zamanla bütün ülkeye yaygınlaştırılmaya çalışılan eylemler ülkemizde işlerin iyiye gittiğini gösteren önemli bir delil.  Bakın neredeyse Taksim’i dolduran muhalif kişiler iki haftaya yakın bir zamandır eylemlerini bir şekilde devam ettiriyorlar. Buna rağmen bu kadar zamandır hala gözle görülür, elle tutulur bir talep ve itiraz dile getiremiyorlar. Vatandaşımız hala bu insanların ne istediklerini anlamakta zorlanıyorlar. Çünkü neyi savunduklarını, neye itiraz ettiklerini derli toplu bir şekilde ifade etmeyi hala başaramadılar. 
    Eskiden böyle bir eylem yapıldığı zaman eylemcilerin en göze batan sloganı “IMF’ye Hayır” olurdu. Ama siz hiç böyle bir slogan attıklarını duydunuz mu? Hayır. Çünkü IMF artık Türkiye’nin ekonomik yaşantısından çıkmıştır.
     Veya eylemcilerden yeterli sağlık, eğitim, ulaşım hizmeti alamıyoruz gibi bir talep duydunuz mu? Hayır.
     Olmadı geçinemiyoruz. Yapılan zamlardan bıktık diyenine tanık oldunuz mu? Hayır.
      Hatta dikkatinizi çekerim. Yapılan yatırımları eleştiriyorlar. Yani Türkiye gelişiyor, devlet küresel çapta büyük projelere imza atıyor. Onlarda bunlardan bazılarına eleştiri yapıyorlar. 
     İşte bütün bunlar gösteriyor ki şu an da en muhalif tarafların bile hükümete eleştiri yaparken bu kadar sığ bir dil kullanmak zorunda kalması Türkiye’de gerçekten son on yıl da büyük mesafeler kat edildiğini ve işlerinde gayet yolunda gittiğini gösteriyor.
      Peki, ama işler bu kadar yolunda gidiyorsa bu insanları bu kadar hırçınlaştıran, muhalif pozisyona sürükleyen şey nedir?
     İşte bu can alıcı soru. Türkiye gibi dünyada ekonomik krizin zirve yaptığı bir dönemde kalkınma rekorları kıran bir ülkede muhalefet bu kadar hırçın bir üslup kullanıyorsa bunu bir iç bir de dış nedeni vardır.
     İç neden muhalif siyasilerin sandıkta başarı elde etme ümidi kalmadığı için muhalefet faaliyetlerini sokağa dökerek kendine gayri meşru yoldan gelecek sağlama isteği.
     Dış neden ise Türkiye’nin hızla büyüyen ekonomik ve siyasi gücünün bir takım küresel güçlerin menfaatlerini bozması.
      İşte bu nedenledir ki işlerin bu kadar iyiye gittiği bir dönemde Türkiye’de kıtlık dönemlerinde bile karşılaşılmamış nitelikte hırçın, şirret bir takım sokak gösterilerine tanık oluyoruz.
     Bundan dolayıdır ki, tüm dostlarımı uyarıyorum. Bu gösteriler bir yerlerde planı yapılmış, devleti istikrarsızlığa sürüklemeyi amaçlayan bir dizi planın ilk aşamasıdır. Taksim işgali girişimleri bu eylem planının sadece ilk aşamasıdır. Üzgünüm ama bildiklerimi sizlerle de paylaşmayı bir sorumluluk olarak kabul ediyorum. Bunun için de açıkça söyleme ihtiyacı duyuyorum. Bu eylemler önümüzdeki süreçte pek çok yeni formatta tekrar tekrar ortaya çıkacak ve toplumumuzu huzursuz etmeye devam edecektir. Bu eylemlerin ana karakteri de toplumun milli ve manevi değerlerine hakaret niteliğinde olacaktır. Böylelikle Türk toplumu kışkırtılmaya toplumun farklı kesimleri arasında çatışma ortamı hazırlamaya çalışılacaktır. 
 Ama emin olun eylemlerin ilk gerçekleştiği zamanda ki kadar güçlü bir eylem gerçekleştiremeyeceklerdir. Çünkü ilk hamlede neyin ne olduğunu bilmeden insanlar sokağa döküldüler ve devletin polisi ile karşı karşıya bırakıldılar. Bu insanlar bir daha bu kadar kolay aldatılamayacaktır.
     Ama her şeye rağmen mevcut seçilmiş başbakanı görev yapamaz duruma düşürmek, onu dünyaya acımasız bir diktatörmüş gibi lanse etmek, toplumun ona olan güvenini zedeleyebilmek, ülkemize gelen dış sermayeyi ürküterek ülke ekonomisini bozmaya çalışmak için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerdir.
       Ve bütün bunları yaparken de ellerinde devlet ve millete kaşı kullanacakları iki koz olacaktır. “Demokrasi ve özgürlük.”
        Yani sizin anlayacağınız her türlü ahlaksızlığı, her türlü ihanet senaryosunu açıkça gerçekleştirecekler daha sonra da millete dönüp biz demokratik haklarımızı kullanıyoruz diyerek işin içinden çıkmaya çalışacaklardır. Veya ahlaksızlıklarını özgür olmanın gereğiymiş gibi kılıflandırmaya çalışacaklardır. Kendilerine yapılacak her türlü müdahaleyi de gerici, İslamcı, çağdışı zihniyet ürünü olarak yaftalamaya çalışacaklardır.
        En tehlikelisi ise çözüm sürecini sabote edebilmek için Reyhanlı tarzı toplu katliam nitelikli eylemlerdir. Bu konuda emniyet ve istihbarat teşkilatımıza çok önemli görevler düşüyor.
        Dostlarım, emin olun devletimiz bütün bu entrikalarla başa çıkabilecek kadar güçlü ve sağlıklıdır. Burada vatandaş olarak bize düşen şey sükûnetimizi kaybetmemek, çokça dua etmek ve devletimizin istikrarına sahip çıkmaktır. 
     Haftaya çok önemli açıklamalarım olacak, şu anda hazırlıklarını yapıyorum. Haftaya da sizlerle paylaşacağım. Mutlaka takip etmeye çalışın. Selametle kalın.