İsmet İnönü'nün Milli Şef ve Değişmez Genel Başkan" ünvanıyla anıldığı dönemde, Milli Eğitim Bakanlığı'nca 1943 yılının Cumhuriyet Bayramı'ndan itibaren "İnönü Ansiklopedisi" adıyla neşrine başlanıp, daha sonra "Türk Ansiklopedisi" adını alan bu eserin ancak kırk yılda tamamlanabildiğini... Bu ansiklopedideki 'Sultan Vahdeddin" maddesinde: Zeki ve bütün tarihi belgelerden anlaşılacağı üzere son derece namuslu" diye yazılarak, resmi görüşün rağmına hakikatin ifade edilebildiğini... Ancak bu gerçeğin, bir devlet ansiklopedisinde bu şekilde itiraf edilmesinin bazı kimseleri oldukça tedirgin ettiğini... CHP Kocaeli milletvekili İsmail Arar'ın TBMM başkanlığına bir takrir (önerge) vererek ansiklopedideki bu maddenin kim tarafından yazıldığını Milli Eğitim Bakanlığı'ndan açıklamasını istediğini…
(Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşr.,İst. 1993, s. 255)
Hüsnü Hatta Verilen Değer:  Osmanlılarda ilim ve sanat erbabına verilen ehemmiyetin bir göstergesi olarak hüsn-ü hat (güzel yazı) erbabına pek ziyade hürmet edildiğini… Çoğu Osmanlı kibarlarının, konaklarına her gün bir hattatı davet ederek Kur'an-ı Kerim, Buhari veya şifa-i şerif gibi kitaplardan hiç olmazsa bir-iki satır olsun mutlaka yazdırarak teberrük edildiğini (mübarek sayıldığını)... Ve birçok Osmanlı zengininin, hüsn-ü hatla kazanılan parayı, asıl helal paragözüyle bakarak hiç ihtiyaçları olmadığı halde kitap yazıp para kazandıklarını ve vefat ettiklerinde techiz ve tekfin masraflarının bu paradan karşılanmasını vasiyet etiklerini...
(Yazıksık, Necip Asım; Kitap, İletişim Yay., İst. 1993, s. 56-94)
Çarşafa ve Peçeye Dair:  Cumhuriyet devrinin meşhur edebiyatçılarından Yakup Kadri Karaosmaoğlunun, 1913 yılında yazıp, on yıl sonra neşretiği “Kadınlık ve Kadınlarımız" adlı eserine de aldığı "Çarşafa ve Peçeye Dair" isimli yazısında bunlar hakkındaki fikirlerini : "Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhitin yegâne süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki, gözlere hala bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor. Niçin ondan müşteki (şikâyetçi) 
gibisiniz? O mazrufa bu zarftan daha muvafık ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının nasıl böyle giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum... " diye başlayan çok güzel bir yazı ile ifade ettiğini... Yine Yakup Kadri'nin bu yazıyı neşrinden bir müddet sonra "Hâkimiyet-i Milliye" gazetesine başyazar olduğunu. Daha sonra "Ulus" adını alarak Halk Partisi'nin yayın organı haline gelen bu gazetede yazılarına devam eden Yakup Kadri'nin, “Kıyafet Devrimi" yapıldıktan sonra yüz seksen derece çark ederek ülkesi ve ülkesinin değerleri ile göbek bağını koparıp çarşaf ve peçenin Türk cemiyeti üzerinde bir kara leke olduğuna dair" yazılar yazabildiğini... (Vakkasoğlu, Vehbi; Devrimlerin Deviremediği, Yeni Asya Yay., İstanbul/ 1993, s. 32)
Yakup Kadri'nin Vasiyeti:  Hayatı hep zikzaklar içinde geçmiş olan Cumhuriyet devrinin meşhur yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun öldüğü zaman okunan vasiyetnamesinde:"Karımdan ve dostlarımdan son dileğim, ölümümden sonra ne resmi ne de dini merasim isterim. Hastaneye kaldırılacak cesedimin doğrudan doğruya mezarlığa nakli..." diye yazdığını... (Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst. 93, s. 362)