Sayın çok kıymetli okuyucularım bu sayıdaki köşe yazımda da yine çevre konularına değinmek istiyorum. Daha önceki köşe yazılarımda genelde çevre konularına dilimin döndüğünce, aklımın erdiğince, TEMA Vakfı’nın çıkarmış olduğu yayınlardan, okuduğum kitap ve gazetelerden, bilim adamlarından, seminer ve konferanslarda aldığım bilgilerden faydalanmak suretiyle erozyon tehlikesini, toprak, su, hava kirliliği, kuraklık gibi çevreyi, doğayı ilgilendiren hususları siz kıymetli okuyucularıma daha önceki köşe yazılarımda anlatmaya çalıştım. Yazmaya da devam edeceğim. 2013 yılının ilk aylarından başlayarak yine TEMA Vakfı’nın yayınlarından olan “Bilimsel Verilerle İklim Değişikliğini Anlamak”, “İklim Değişikliği ve Etkileri”, “İklim Değişikliği Konusundaki Uluslararası Süreçler ve Türkiye’nin Konumu” gibi konuları köşe yazılarımda ayrı ayrı işleyerek siz okuyucularımla paylaştım.
Bu köye yazımda da “ İklim Değişikliği ve Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık” konusundaki hususları siz okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Bilim insanlarının iklim değişikliği konusunda yaptıkları tüm çalışmalar; sanayi devrimi öncesi döneme göre daha fazla fosil yakıt kullanılmasının ve arazi kullanım değişikliklerinin atmosferdeki sera gazı miktarını arttırdığını ve atmosferin yapısını bozduğunu göstermektedir. İklim değişikliğinin önemli sebeplerinden biri olarak belirtilen arazi kullanımı, arazi kullanım değişiklikleri ve ormancılıktan (AKAKDO) kaynaklanan sera gazı artışı, iklim değişikliği konusundaki uluslararası müzakere süreçlerinde ve Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının ölçümünde ve değerlendirilmesinde de önemli rol oynamaktadır.
Daha yakından bakıldığında; arazi kullanımı, ormancılık ve iklim değişikliği arasında iki yönlü bir ilişki bulunur. Ormanlar, tarım alanları, çayır ve meralar, sulak alanlar gibi karasal ekosistemler yılda yaklaşık 2.5 milyar Gt karbondioksit eşdeğeri sera gazı tutarlar. Karbondioksit yutağı olarak iklim değişikliği ile mücadelede önemli rol oynayan bu ekosistemler aynı zamanda erozyon gibi iklim değişikliğinin doğrudan etkilerini azaltarak, iklim değişikliğine uyumu sağlarlar.
Ancak, diğer yandan da arazi kullanımındaki değişiklik yani orman alanlarının tarım alanlarına dönüştürülmesi, çölleşme, toprak bozunumu gibi unsurlar sonucu karasal ekosistemler atmosfere yılda ortalama 1.6 Gt karbondioksit salarlar.
İklim değişikliği konusunda, uluslararası süreçlerde müzakere edilen ve izlenen “ Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişiklikleri ve Ormancılık (AKAKDO) haricindeki tüm sektörler mutlak sera gazı salımına sebep olurlar. Yalnızca AKAKDO doğru yönetilirse sera gazı salımlarının azaltılmasını sağlayabilir ve iklim değişikliği ile mücadelede etkin olarak kullanılabilir.
Önemli karbon yutak alanlarını oluşturarak, iklim değişikliği ile mücadelede kilit bir rol oynaması sebebiyle AKAKDO özellikle uluslar arası süreçlerde büyük önem taşımaktadır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen 7. taraftar konferansında, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nden “ Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık Hakkında İyi Uygulama Örnekleri” raporu hazırlaması ve paylaşması talep edilmiştir. Hazırlanan ve 2003 yılınhdaki Taraflar Konferansı’nda kabul edilen rapor, Hükümetlerin Çerçeve Sözleşmesi’nde ve Kyoto Protokolü’nde belirtilen AKAKDO kavramı kapsamında altı kategoride sera gazı salımlarını ölçümleyip, raporlamaları gerektiğini belirtmektedir. Bu kategoriler IPCC’nin tanımları ile şöyledir; Orman Alanları, Ekili Alanlar, Çayır ve Meralar, Sulak Alanlar, Yerleşim Alanları, Diğer Alanlar. Şeklinde sıralanmaktadır.
Uluslar arası Müzakerelerde AKAKDO’nun yeri; AKAKDO, Uluslar arası süreçlerde, özellikle Kyoto Protokolü’nün ilgili maddesi ile protokole taraf olan devletler için çok önemli bir konu haline gelmiştir. Kyoto Protokolü’nün 3.3. maddesinde, Taraf Devletlerin, insan etkisiyle arazi kullanımındaki değişim ve ormanlaştırma, yeniden ormanlaştırma ve ormansızlaşmaya bağlı sera gazı miktarının değişikliklerini Birleşmiş Milletler’e raporlayacakları belirtilmiştir.
Ancak, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelede azatlım hedefi bulunmadığı için AKAKDO konusu Türkiye’yi sera gazı azatlım hedefleri açısından bağlamamaktadır. Ancak, sözleşmeye taraf olması sebebiyle Türkiye, her yıl AKAKDO’dan kaynaklanan sera gazı salımlarındaki değişimi Birleşmiş Milletler Sekretaryası’na raporlamaktadır.
Bu yazdığım konularda daha fazla bilgi edinmek isteyen okuyucularım TEMA Vakfı’nın da katılımcı olduğu İklim Ağı’nın İklim Değişikliği konusundaki çalışmalarına
adresinden ulaşabilirsiniz.
Benim diyeceğim şu ki; Su günümüzde petrol kadar önem kazanmıştır. Yeryüzü kaynaklarını kullanma hızımız, kaynakların sürdürülebilir bir tarzda yerine konma hızından çok daha büyük, dolayısıyla aslında geleceğimizden yiyoruz. Şu an ki küresel büyüme dünyanın kabaca bir buçuk katını gerektiriyor. Oysa tek bir gezegenimiz var, bu içerisinde yaşadığımız mevcut gezegenimize gözbebeğimiz gibi sahip çıkarak korumamız gerektiğine inanıyorum.
Sayın okuyucularım 4 Şubat 2013 Pazartesi günü çıkan Türkiye Gazetesinin 3’ncü sayfasında Karapınar Meke gölümüzü de içerisine alan “50 yılda 36 gölümüzü kaybettik. Kuruyoruz” yazısını okumanızı tavsiye ediyorum. O zaman neden benim bu kadar çevre, doğa, ekosistem, ekolojik denge üzerinde yazdığıma hak vereceğinize inanıyorum. Saygılarımla
