Dostlar, hepinizin de mağlumu olduğu gibi önce Suriye’den başlayan acı ve ızdıraplar daha sonra da Mısır’daki kardeşlerimize uzandı. Aslında Türkiye’deki Gezi eylemleri İslam dünyasını istikrarsızlaştırma ve itibarsızlaştırma operasyonlarının bir parçası olarak Türkiye’yi de hedef almıştı. Ancak devletimizin ve hükümetimizin basireti, gücü ve doğru siyasi yaklaşımları Türkiye’yi bir büyük felakete uğramaktan kurtardı. Ancak biliyoruz ki oyun hala bitmedi. Türkiye’nin nükleer enerji ile tanışması, Türkiye’nin Türk – İslam Birliği Projesi’ni gerçekleştirmeye yönelik sağlam adımlar atması, Türk ordusunun yerlilikte % 60’lara varan oranlar yakalaması, Türkiye’nin dünyanın hava ulaşım sektöründe bir numaraya yükselmesi birilerini çıldırtmaya ve Türkiye’yi bir an evvel istikrarsızlaştırmak için tedbirler almaya yöneltmektedir.

         Ancak İslam dünyasında çekilen acılar ve Türkiye’yi rayından çıkarma operasyonlarına karşın ben sizleri umutlu ve yürekli olmaya davet ediyorum. Çünkü hiçbir doğum sancısız gerçekleşmez. Emin olun en büyük sıkıntılar yine en büyük kutlu doğumların habercisidir. Ülkemizde 28 Şubat Postmodern Askeri Darbe girişimi ile birlikte yaşananlar, İslam dünyasında uygulanan zulümler İslam ümmetini bu kısa evrede çok fazla olgunlaştırmış ve birbirlerine çok daha fazla yakınlaştırmıştır. Müslümanların ümmet olma bilincini artırmıştır. Artık bu yaşanan olaylar nedeniyle Müslümanlar sözde değil özde ümmet olmaya başlamıştır. Müslümanlar birbirlerinin acı ve sevinçlerine çok daha fazla ortak olmaya başlamışlardır. Dolayısıyla aslında zalimlerin elinden gelen haksızlıklar;

  • Acılar ümmet olma bilincini yeniden ortaya çıkarmış Müslümanları imani bir olgunluğa doğru sevk etmiştir ve etmektedir.
  • Bu gün bütün dünya Müslümanları gerçek kurtuluşun, saadetin, güzel bir geleceğin ancak ve ancak ümmet bilinci ile birbirlerine sahip çıkmaktan geçtiğini anlamışlardır.   
  • Bölge coğrafyasında Türkiye’nin liderliğinin kaçınılmazlığı bir kere daha tüm mazlum İslam toplumlarınca ikrar edilmeye başlanmıştır.
  • Müslümanların ne batılı ne de doğulu reçetelerle değil ancak ve ancak Kur’an ve sünnet çizgisinde bir araya gelmeleri ile soruların gerçek anlamda çözüme kavuşabileceği anlaşılmıştır.

         İşte belki de Müslümanların yitik hazinelerine kavuşup, kendi asli medeni kimliklerini kazanabilmeleri için peşlerine bir firavunun düşmesi gerekiyordu. Veya Nemrut eliyle ateşe atılmaları kaçınılmazdı. Ya da bir balığın karnında karanlığı yaşamaları kaçınılmazdı. Hicret’i yaşamaları ve Medine kardeşliğini tadmaları gerekiyordu. Ama nihayetinde bütün bu sıkıntılar Kur’ani anlatım çerçevesinde bir kutlu doğuma yürüyüşü ifade etmekteydi ve etmektedir.

            Dostlar, 20. 08. 2013 tarihinden 26. 08. 2013 tarihine kadar bir hafta süresince dünya üzerinde zumla uğrayan tüm Müslüman kardeşlerimize destek vermek amacıyla bir gurup Karapınarlı kardeşimle birlikte İstanbul – Saraçhane Meydanı’nda yapılan mitinglere katıldık. Yüreğimizin sesini yükselterek tüm zulüm ve haksızlıklara karşı itirazımızı dile getirdik. Bu mitinglere dünyanın her tarafından çok çeşitli Müslüman kardeşlerimizde katıldı. Onlarla kucaklaşmak ve muhabbet etme imkânı yakaladık. Bu muhabbetlerde Müslümanların kararlılığına ve heyecanına bizzat tanık oldum. Bu tanıklığımıza dayanarak sizi temin ederim ki gelecek olan güzel günler çok uzakta değil. Bende bu kanaatin uyanmasında ki en büyük sebepse orada bulunan tüm güzel kardeşlerimizin her türlü cemaat, grup taasubiyetinden sıyrılarak birbirlerini kucaklayabilmiş olmalarıdır. Bu manzara hepimizin özlemini duyduğu bir manzaraydı. Ama bu manzarayı yakalayabilmek için demek ki bir takım acıların yaşanması gerekiyormuş. Allah’tan duamız bu ızdırapların daha fazla uzamadan ümmetin bilinç ve şuur kazanmasıdır. Sizleri yakın gelecekte bir büyük kutlu doğumun kapısında kucaklaşabilmek duası ile Allah’a emanet ediyorum.