Sayın çok kıymetli okuyucularım bu hafta köşeme acaba ne yazsam diye düşünürken içimden Yunus Emre’den anlamlı ve o kadar da güzel şiirlerinden birazını yazmak geliverdi. Çünkü sözün gücüne inanıyorum. Ancak toplumda düşünmeden söz söyleyen insanların birçok insanı yaraladığının belki farkında bile değil. Bin düşünüp bir konuşmakta fayda var diyorum. İşte Yunus Emre’nin şiiri ne güzel anlatmış.
Sözünü bilen bir kişinin,
Yüzünü ak ede bir söz,
Sözünü pişirip diyenin,
İşini sağ ede bir söz.
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ede bir söz.
Kişi bile sözün demini,
Demeye sözün kemini,
Bu cihan cehennemini,
Sekiz uçmağ ede bir söz. Yunus Emre bir de ne diyor bakın.
Ben gelmedim dava için,
Benim işim sevgi için,
Sevgi gönüllerdir,
Gönüller yapmaya geldim.
Hepimizin Allah’ı, Peygamberi, kitabı, kıblesi, vatanı ve bayrağı birdir. Bu birlik birbirimize sevgi ve saygı bağları ile bağlanmamızı gerektirir. Kardeş olarak yaşamamız, birbirimize nazik, kibar ve güzel davranmamız, güzel sözlerle hitap etmemiz, birbirimizle yardımlaşmamız, dayanışma içerisinde olmamız, birlik ve beraberliğimizi bozacak davranışlardan, hareketlerden kaçınmamız daha iyi olmaz mı? İşte en büyük arzum ve isteğim toplum içerisinde kötülüklerin olmaması, hep iyilik ve güzelliklerin olmasıdır. Düşüncelerimiz olumlu, yapıcı, yardımlaşma, dayanışma, iyilik ve güzellik üzerine olsun, İnsanlara, canlı ve cansız varlıklara güzel davranalım, çevremizi temiz tutalım, güzel yaşayalım, vicdan ve merhametten ayrılmayalım. Dünya üzerinde dostluk, barış, kardeşlik rüzgârları estirelim.
Bahar mevsimi gibi, dostlukların, kardeşliğin, samimiyetin, tomurcuklarının açılması, canlanması şu güzelim cennet vatan Türkiye’miz ve onun güzel insanları için vazgeçilmez bir gerekliliktir. Ekmeğini yiyip, suyunu içtiğimiz, havasını teneffüs ettiğimiz şu güzelim memleketimize hizmet hepimizin, vicdan sahibi herkesin asli görevleri arasındadır. Ülkemizi tarihin şerefli sayfalarına taşımak fedakâr insanların başarabilecekleri bir meziyettir. Fedakârlıkla zirveye oturmuş bir Türkiye için genç, düşünce yönünden dinamik, eğitimli, kendi menfaatinden önce ülke menfaatini ön planda tutabilen, geçmişinden ders alabilen, vatanını, bayrağını, milletini, milli ve manevi değerlerini seven ve yüceltmeye çalışan kişiler sayesinde mümkündür. Atalarımızın birçok savaşlarda, Çanakkale de ve Kurtuluş savaşında gösterdikleri kahramanlıkları ve fedakârlıkları hepimiz okuyor ve dilden dile duyuyoruz. Birkaç dakika sonra şehit olacağını bile bile gözünü hiç kırpmadan malını, canını, kanını vatanına, dinine feda eden asil ve yüce Atalarımızın torunlarıyız bizler. Bizler için canlarını feda ettiklerini asla unutmamalıyız. Onlar bize Cennet Vatan bıraktılar. Şehitlerimizin hakkını asla ödeyemeyiz. Şimdi nöbet sırası bizlerde. Nöbeti biz torunlarına bırakıp bu dünyadan ayrıldılar. Hepimiz ciddi ve ağır bir sorumluluğun altındayız. Hepimiz cennet vatanımız için topyekûn bir gayret içerisinde olmalıyız. Olağanüstü bir gayretle çalışmalı, yorulmalı ve üretmeliyiz.
Ben neyim ve kimim ki, ne yapabilirim, bana ne, ben mi kurtaracağım gibi sözlerden kesinlikle kaçınmamız gerekir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ünlü bir sözü var bilirsiniz.
“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybederler” diyerek bizleri uyarmadı mı?
Başımızı yastığa koyup bir düşünelim. Cennet Türkiye’miz için, içerisinde yaşadığımız ilçemiz için ben bu güne kadar faydalı olacak ne yaptım? Yapılacak çok iş var. Eğitim, sağlık, çevre vs. her konuda biz insanların ucundan tutacağı, yardımcı olabileceği bir şeyler var. Yeter ki biz insanlar istesin. Size bir örnek; Kurtuluş savaşı nasıl kazanılmış, milli birlik kaynağından güç alarak bütün vatan sathına yayılmış ve sonuç zaferle noktalanmıştır. Temennim Türkiye’mizin bütün işleri zaferle noktalansın. Saygılarımla
