Sözü yaşanılan hayatın olağan akışı içerisinde ustalıkla kullanmak bizim medeniyet tarihimizde yaşam bulmuş ve bu medeniyetin ahlakı ile ahlaklanmış insanlarımıza ait bir marifetti. Bu marifeti sergilemek öyle özel bir eğitimi de gerektirmiyordu. Çünkü toplumun her bir ferdi bir diğer kardeşi için yüreğinde hikmete dair bir ilim taşıyor ve bunu paylaşmaktan özel bir mutluluk duyuyordu. Çünkü paylaşmak bizim medeniyet alanımıza dâhil olan her bir insanın en önemli ahlaki vasfıydı. İnsanlar başkalarından bir şeyler elde ederek zenginleşmekten ziyade birbirleri ile bir şeyler paylaşarak kazanmanın mantığına sahip olmuşlardı. Çünkü onlar ömrü boyunca asla, ama asla hiç kimseye ikram etmekten korkmamış kendisinden bir şey istenildiğinde asla hayır dememiş Sevgililer Sevgilisinin evlatlarıydı. Kendilerinden bir şey istenildiğinde hayır demeye hayâ eden bir edeple edeplenmişlerdi.
Günümüzün bencil ve çıkarcı insan tipinin mutluluk algısı ile medeniyetimizin mutluluk algısı arasında tartışılmaz bir uçurum oluşmuş durumda. Bundan dolayı da paylaşımcı medeniyet algısını bencil ve bireysel kazanç merkezli medeniyet algısına sahip olan insanlara anlatmak gün geçtikçe zorlaşıyor.
Yine bu neden dolayıdır ki eğitimin insan üzerindeki en büyük katma değeri olan mutlu yaşama hedefinden de uzaklaşılıyor. Hâlbuki insanın doğuştan kendisini mutlu edecek olan değerlere yönelme güdüsü vardır. Eğer kendisine teklif edilen değerler mutlu bir yaşam vaadine sahip değilse insan kaçınılmaz olarak bu tekliften uzaklaşacaktır.
İşte günümüz eğitim anlayışının en büyük sıkıntılarından beklide birisi budur. Bu gün eğitimciler olarak hepimiz daha anne kucağının sıcaklığına dahi doyamadığı bir yaşta çocuklarımıza 25- 30 yıl sürecek dershane, okul,
sınav üçgenine sıkıştırılmış bir hayat teklif ediyoruz. Bu teklifi yaparken de ne kadar sevimli olmaya çalışırsak çalışalım yeterince ikna edici olmayı başaramıyoruz.
Sınav, başarısızlık, statü tehdidi altında kaygı ve endişe dolu uzun soluklu bir eğitim sürecinin sonunda her acımasız rekabetin doğasında olan mücadeleci yaşam anlayışı, gençlerimize merhamet, paylaşma, şefkat ve hepsinden önemlisi sevgi gibi kendi medeni hayatımızın değerleri ile tanışma şansı bırakmıyor. Daha önemlisi gençlerimize mutlu olabilmeleri için gerekli olan duygusal gelişmelerini tamamlama şansı vermiyor.
İşte bundan dolayı gençlere bu satırlardan bir çağrı da bulunmak istiyorum
Gençler, hiç düşündünüz mü sizi neler mutlu eder? Yüzünüzü güldüren, içinizi ısıtan, yüreğinizi yumuşatan, şeyler nelerdir?
Ve sonra yine kendinize sordunuz mu hiç sizi öylesine mutlu eden şeylerin değeri ne kadardır?
Bilin ki bizim içimizdeki insan tarafımızı uyandıran ve mutlu eden şeylerin değerliği ne kadarsa işte bizim varlığımızın değeri de o kadardır?
İşte bu nedenle, ama sadece bu nedenle hayatımızda nelere değer verdiğimize ve nelerin bizi mutlu ettiğine dikkat edelim. Ve yine hayatımızda öylesine bizi mutlu eden değerlere yer verelim, muhabbet besleyelim ki o şeylerin bu dünyada asla ve asla maddi karşılığı olmasın. Birileri bize değer katan bu güzelliklere bir gün fiyat biçip elimizden almaya kalkışamasın.
