Sultan Abdülhamid’in II. Meşrutiyet'in ilanından onbeş gün sonra Meclisi Mebusan azalarına bir ziyafet verdiğini... Bu mühim hadiseyi, o akşamki ziyafette bulunmuş olan İttihatçıların meşhur kalemşörü, Abdülhamid düşmanı Hüseyin Cahit(Yalçın)'ın Meşrutiyet Hatıraların’da:"Abdülhamid ile görüşen Avrupalılar onun pek çekici ve bağlayıcı bir nezaketi ve şahsiyeti olduğunu öteden beri yazarlardı. Bunu dalkavukluğa ve menfaatperestliğe hamlederek inanmazdık. Fakat bu gece Abdülhamid'deki büyük cazibeyi ben de yakından gördüm. Ziyafet sonunda hemen bütün mebusların kalbini kazanmıştı" diye itiraf ettiğini...
(Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşriyat, İst. 93, s. 55)
İhtilal Metotları: 27 Mayıs 1960 darbesinden önceki dönemde iktidar ile muhalefet arasında "ilan edilmemiş bir savaş"ın olduğunu ve iktidar yönetimine karşı muhalefetini sertleştiren İnönü' nün iktidara darbe tehditlerinde bulunduğunu... İsmet İnönü'nün o zamanki demeçleri arasında: Seçim güvenliği üzerinde ısrar edeceğiz. Vermezsen gideceksin hem de çok fena gideceksin. (17 Ekim 1958), "Biz ihtilal ve inkılâp rejiminden geldik." (18 Ekim 1958), "Sabık Başbakan olmaktan korkan zatın korktuğu en kısa zamanda başına gelecektir." (17 Ocak 1960) gibi ifadelerin bulunduğunu… Mayıs 1960'a yaklaştıkça demeçlerin daha da sertleşerek: "Biz ihtilal metodlarını izleriz." "Biz ihtilalden yetişmiş insanlarız.", "Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa, ihtilal mutlaka olur". "şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilal meşru haktır. " “Eğer ihtilal, Vatandaş için başka çıkar yol yoktur” kanaati zihinlere yerleşirse, meşru bir hak olarak kullanılacaktır. Bundan kaçınmak mümkün değildir." şekline dönüştüğünü... 27 Mayıs darbesinin liderlerinden Orhan Erkanlı'nın da, yıllar sonra hatıralarında bu sözlerin kendilerini nasıl etkilediğini: “İsmet Paşa'nın Meclis'te “Şartlar tamam olduğu zaman ihtilal meşru olur” dediği günün gecesi, İstanbul'da bulunan arkadaşlarla toplanarak bu sözün manasını değerlendirdiğimizi hatırlarım. Bizim için en önemli problemlerden biri, İsmet Paşa faktörü idi. O gece anlaşıldı ki, paşa bizimle olmasa dahi, ihtilalin karşısında vaziyet almayacaktır. Bu sonuç bize güç ve hız verdi. Paşanın bizim örgütümüzle direkt bir irtibatı hiçbir zaman olmamıştır. Eminim ki haberi olsaydı bizi resmi makamlara bildirirdi. Fakat bizim için bu sözler birer yeşil ışıktı. Paşanın da durumu bizim gibi görmesi, maneviyatımızı yükseltiyordu" diyerek itiraf ettiğini... (Yalçın, Mehmet "Günah Dosyası", Aktüel dergisi, 5–14 Ağustos 1991, sayı 5, sh 29)
Rumeli Hisarı’nın Planı: Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultanın, bile taş taşıdığı Rumeli Hisarı'nın, altı bin işçinin geceli gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde çalışması sayesinde yüzotuziki gün gibi akıl almaz bir zamanda bitirildiğini... Hisarın planına kuş bakışı nazar edildiği zaman, Arapça “Muhammed" yazısı okunacak şekilde olduğunu… Bu muazzam abidenin "Mim" harflerinin olduğu yerde kulelerin , "Ha" ve "Dal" harflerinin olduğu yerde ise istihkâmların yer aldığını... Biliyor muydunuz.? (Yılmaz, Muammer; Fatih'in Şahsiyetinden Çizgiler, şahsi basım, Kayseri /1993, s. 10)
Hassa Tacirleri: Zaman şeridini biraz geriye çevirip baktığımızda, İstanbul sokaklarında başı bereli, ince tel gözlüklü Yahudilerin "eskiciii " diye bağırarak para kazanmaya çalıştıklarını ve Karaköy'de çöp bidonuna atılmış balık kafalarını toplayıp, eve götürerek karınlarını doyurduklarını İnşaat işlerini Ermeni kalfaciyanların, tuğlacıyanların yapıp, demircilerin ve kömürcülerin Rumlardan olduğunu... Aynı dönemde Osmanlı tüccarlarının Hassa Tacirleri" ünvanıyla Çin, Yemen, Moskova, Avusturya arasında padişah fermanının gölgesinde gümrüksüz ve ülkesine girdiği devletin koruması altında ticaret yaptıklarını... Milletlerarası ticaret yapıp "Hassa Taciri" ünvanını almanın ancak ehl-i namus, dürüst Müslümanlara has olduğunu... Bunların, yurt içinde derbentler tarafından güvenlikleri sağlanıp, Yurt dışında da padişah fermanıyla emniyet içinde dolaştıklarını ve mallarına zarar geldiğinde devlet tarafından tazmin edildiğini…(Başbakanlık Mühimme Defterleri, cilt 5,no:1315,973/15655.486–484 ve Gerçek dergisi, Nisan/1974,sayı 6)
Merhamet Bizim Medeniyetimizin Evlatlarının En Temel Ahlaki Özelliğidir!
