Türk Milleti, Türk Siyasetine artık daha geniş perspektiften bakmayı öğrenmelidir. 14 Mayıs seçim günü İngiltere’de Daily Express gazetesinde yayınlanan haber şöyle:

 “Turkish leader Recep Tayyip Erdogan will lose the presidential election on Sunday, according to the latest polls, ending two decades of political rule. The polls have just closed as of 5pm local time, with roughly 64 million members of the electorate casting their votes in what is believed to be a record turnout. The ramifications of an opposition victory for Kemal Kilicdaroglu, the leader of a six-party coalition, on the global community could be far-reaching.” Yani diyor ki; (Son anketlere göre, Türk lider Recep Tayyip Erdoğan Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybedecek ve yirmi yıllık siyasi iktidar sona erecek. Yerel saatle 17.00'de itibariyle sandıklar kapanacak ve yaklaşık 64 milyon seçmen rekor bir katılım olduğuna inanılan oy kullanacak. Altı partili bir koalisyonun lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun muhalefet zaferinin küresel topluluk üzerindeki sonuçları geniş kapsamlı olabilir.) Yani son ana kadar Avrupa ve ABD basını yukarıdaki sonuç için çok uğraştı ancak diledikleri olmadı. Ve seçim Erdoğan lehine sonuçlandı. Türk demokrasisi, ABD, AB ve diğer güçlerin etkisini dikkate almayarak kendi inisiyatifini kullandı.

Bu süreçte hafta sonu cumhurbaşkanlığı yeminini eden Erdoğan, aynı günün akşamında da çalışacağı bakanları açıkladı. Bu arada şunu da belirtmeliyim, sosyal medya “çöplüğü” bu konuda da oldukça hareketliydi. Birçok isim “bakan olacak” diye ortalıklara atıldı. Ve de sonuçta “çöplükten bakan çıkmazdı” ve de çıkmadı. Dolayısıyla bakanlar listesi, sosyal medyanın ne kadar manipülasyona açık ve yozlaştırıcı bir kurum olduğunu aynı zamanda hiç güvenilmemesi gerektiğini ayan beyan belli eden bir örnek de olmuştur.

Bakanlar Kurulu’na gelmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bakanları açıklamadan önce yaptığı konuşmayı hatırlatmak lazımdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Milletin iradesiyle birlikte istiklal ve istikbaline de sahip çıktığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin 2200 yılı aşan devlet geleneğiyle, 1000 yılı aşan millet şuuruyla, asırlara sari birlikte yaşama kültürüyle kendi mecrasında akmaya devam edeceğini gösterdiğini” belirtti. Yani 2002 yılından 2015’lere gelene kadar devlet geleneğinden millet şuurundan uzaklaşan ülkenin, 2015’ten itibaren tekrar binlerce yıllık devlet geleneğine dönme savaşı verdiğini daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Ve şimdi artık 2023 seçimleriyle binlerce yıllık devlet geleneğimiz ve millet şuurumuz tüm emperyalizmin baskısına rağmen yolunu çizmiş gözükmektedir. Bundan sonraki dönemde de artık bu şuur ve gelenek uğruna politikalarımız devam edecek ve aslında temel olarak “Türkiye Yüzyılının” nüvesini de oluşturacaktır.

Ve dünyada olduğu gibi Türkiye’de de öne çıkan ve çözülmesi gereken politikaların başında ekonomi ve güvenlik gelmektedir. Bakanlar Kurulu da bu mantık üzerine kurulmuş bir bakanlar kurulu olmuştur. Cevdet Yılmaz’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması, Mehmet Şimşek’in hazinenin başına gelmesi ekonomi ile mücadelede global dünyanın içerisinde daha güçlü ekonomisiyle bir Türkiye yaratma talebidir.

Diğer taraftan, Hakan Fidan’ın Dış İşleri Bakanı, Yaşar Güler’in Savunma Bakanı, Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanı ve de İbrahim Kalın’ın MİT Başkanı olması güvenlikte de çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti’nin ayak sesleridir. MİT’i dünya kalitesinde bir teşkilat haline getiren Hakan Fidan’ı, Ordu’nun dünyada “süper ordu” olarak anılmasında çok büyük katkısı olan Yaşar Güler’i, İç sorunlarımız konusunda en yetkin isimlerden birisi olan Ali Yerlikaya’yı, tabii ki dünya siyasetinde bir sim olan İbrahim Kalın’ı hiç hafife almamak gerekir.

Diğer bakanların teknik olarak konularına hakim olduğu konusunda da sanırım bir endişe yoktur. Burada sadece Şehircilik Bakanı Özhaseki’nin belki parti içi dengeler ve politikalar bakımından atandığı gibi bir izlenim bende oluşsa da Özhaseki’nin de konusunda Murat Kurum kadar olmasa da etkin bir isim olacağını tahmin ediyorum.

Bu arada mikro-milliyetçiliğin bu aşamada bir önemi yoktur ama yine de Ali Yerlikaya, Fahrettin Koca, Ömer Bolat ve kabinenin tek hanımı Mahinur Özdemir Göktaş gibi 4 Konyalı bakanın olması da şehrimiz için bir övünç kaynağıdır. Tabii ki buna, atanması kuvvetle muhtemel olan yeni Genelkurmay Başkanı’nın da Konyalı Musa Avsever Paşa’nın olması ihtimalini de eklemek gerekir.

Yani anlayacağınız dünyada Türkiye Yüzyılı’na giriyoruz. Aynı zamanda Türkiye’de de Konya yüzyılına giriyoruz demek çok da yanlış olmayacaktır. Bundan sonraki süreçte gelişmeleri hep beraber takip edeceğiz ve eğer bu yoldan sapma oluşmaya başlarsa da hep beraber uyarımızı yapacağız.

CUMHURBAŞKANI YEMİNİ İÇTÜZÜĞE GÖREDİR, SAYGI İSTER

Yüzde 52 ile seçimi kazanmış bir cumhurbaşkanını Meclis’te Meclis İçtüzüğüne göre karşılamak ve yemin törenini takip etmek her Millet Vekilinin görevi olmalıdır. “Dağ demokrasisinden” gelenler bu saygıyı ve demokratik kültürü gösteremiyor olabilirler ancak CHP Ekolü, kaybedilen seçimden sonra halkın seçtiği kazanan rakibini kutlama kültürüne sahip olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanına içtüzüğe göre bile saygı gösterememesinin sebebi sanırım sadece “ayağa kalkarsam koltuğum gider” korkusundan dolayı olabilir diye düşünüyorum. Bir kez daha Emre Kongar’ın lafına atıf yaparak “hazımsız demokratlar” demeden geçemeyeceğim.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 2200 yılı aşan devlet geleneğiyle, 1000 yılı aşan millet şuuruyla Yeni Hükümetimiz ve yeni Meclisimiz ülkemize hayırlı olsun.

Dostlukla kalın.