"Muhammed" isminde çok sevdiği bir hizmetçisi bulunan 'Putkıran" lakaplı Hindistan fatihi Gazneli Mahmud 'un, bu hizmetçisini devamlı ismiyle hitap ederek çağırdığını... Gazneli Mahmud'un, bu hizmetçisini günün birinde kendi ismiyle değil de, babasının ismiyle çağırması üzerine kalbi kırılan hizmetçisinin böyle davranmasının sebebini sorması üzerine Peygamberimizin (sav) delicesine aşığı olan Gazneli Mahmud'un:

—Evladım, her gün sana Muhammed isminle hitap ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum. Şu anda ise abdestim yok, Muhammed ismini abdestsiz söylemekten hayâ ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım.” diye cevap verdiğini... (Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İst.1990, s. 206) Biliyor muydunuz?

 

İslamiyet’i Islah Projesi!:

1928’de İstanbul İlahiyat Fakültesi'ne mensup bir heyet tarafından İslamiyet’i Islah" adı altında bir proje hazırlandığını, bu projenin bazı maddeleri arasında: "İbadetin lisanı Türkçe olmalı mabetlerde sıralar elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabı ile girilmeli. Mabetlere musiki aletleri konulmalı..." vs. gibi hezeyanlar bulunduğunu… Heyette oldukları halde bu hıyanet projesine Babanzade Ahmet Naim ile Ferit Kam'ın imza koymadığını. (Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt-2 Seha Neşr., İst. 1993, s. 24)

 

Coşkun Kırca'nın Fatin Rüşdü Zorlu'ya Ettikleri:

27 Mayıs devriminden sonra dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu’nun Yassıada’da 6 – 7 Eylül hadiselerinin tertipçilerinden olmakla suçlanıp yargılandığını... Yüce Divan'da kendi isteği ile kamu tanıklığı yapan o zamanın NATO ikinci kâtibi Coşkun Kırca'nın, Zorlu’yu suçlamak için gerçekleri çarpıttığını ve Zorlu’nun bu davadan altı yıl hapse mahkûm olduğunu... Coşkun Kırca'nın bunu yapmaktaki gayesinin, davanın sanıkları arasında bulunan kayınpederi Fuat Köprülü'yü kurtarmak olduğunu ve bu uğurda her çareye başvurmayı meşru gördüğünü…(Dikerdem, Mahmut; Orta Doğu'da Devrim yılları, Cem Yay., İstanbul/ 1990, s. 136)

 

Abdülhamid Han’da Yerli Sanayi Düşüncesi:

Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid Han’ın sade olmakla birlikte giyiminin kendine has bir zarafeti

 

 

olduğunu, hatta yeni elbise giyenlere karşı: "Benimki sizinki kadar şık değil ama halis Türk malı Hereke kumaşıdır." diye övündüğünü... Kendisine bir yabancı firma tarafından yeni çıkartılan otomobillerden biri hediye edileceği zaman, "Ben bozulduğu zaman yedek parçası memleketimizde imal edilmeyen makineyi kullanmak istemem." diyerek almayı reddettiğini ve böylece sanayi politikası bakımından hala bugün bile geçerli olabilecek bir görüşü dile getirdiğini... Fakat hadiselere at gözlüğü ile bakan bazı tarihçilerin Abdülhamid Han’ın bu korumacı metodunu hiç hesaba katmadan, onun, vehimlendiği için arabayı kabul etmediği safsatasını yaydıklarını…

(ll. Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri) Seha Neşriyat, İst. 1992, s. 208)

 

Padişahlı MasaI Yasağı:

Yeni Cumhuriyet düzeniyle birlikte, eskiye ait değer hükümlerinin ve bunları temsil eden şahısların hafızalardan silinmesi için olağanüstü gayretler sarfedildiğini... Prof. Pertev Naili Boratav’ın o dönemin panoramasını çizerken konu ile alakalı olarak: "Bir Maarif Şurası’nda, hatırlarım, çocuk kitapları meselesi üzerinde tartışılırken, Masallarda padişahtan söz edilmesi, çocukların cumhuriyet düzenine olan bağlarını gevşetebilir. Padişahsız, şehzadesiz masallar yazılmalı çocuklar için biçiminde düşünceler ortaya atılmıştı." diyerek binlerce yıllık ananevi halk kültürünün ürünleri olan anonim masallarımızın ortadan kaldırılmak istenildiğini... (Yavuz, Hilmi; Okuma Notları, Simavi Yay., İst. 1993, s. 138)

 

 

 

Merhamet peygamberinin merhametle ahlaklanmak zorunda olan evlatları,

Eğer bu gün merhamet etmezseniz, bir gün size de merhamet edilmeyecektir!