Seçimlere artık bir hafta kaldı ve bu haftanın sonunda artık cumhurbaşkanımızın kim olacağı belli olacak. Yani haftaya bugün kim seçilirse yeni cumhurbaşkanımızı kutluyor olacağız. Ve de seçilen isim demokrasinin gereği hepimizin cumhurbaşkanı olacak.

Öncelikle şunu belirteyim, çok sevdiğim bir söz vardır “Demokrasi en iyi rejim değil, mevcutlar içerisinde en iyi rejimdir” diye. Yani demokrasiyi dört dörtlük, mükemmel bir rejim olarak görmek mümkün değildir. Eksiklikleri vardır. Ancak eksiğiyle fazlasıyla demokrasinin verdiği karara herkes uymak zorundadır.

Ama işin ilginç bir tarafı vardır. Maalesef bilerek veya bilmeyerek seçmeni “cahil” konumunda görmekte demokrasi kültürüne aykırı bir durumdur. Buna basın da, siyaset de, vatandaşlar da alet edilmektedir. Basın, o veya bu partiyi desteklerken karşı partiyi öyle bir anlatıyor ki sonuçta bakıyorsunuz vatandaşa “siz bilmezsiniz biz sizin yerinize düşünüp belirtiyorum” diye bir anlam çıkartmak zorunda kalıyorsunuz.

Gazetenin bir tanesi birinci sayfasına boylu boyunca basmış: Aslında demiş ki; “siz seçmen halk olarak bilemezsiniz ben buraya yazayım ona göre karar verin”. “Ya Atatürk’ün adını anmayanları ya da bayramları Atatürk’ün adıyla kutlayanları seçeceksiniz” diye başlamış. Yani sosyal demokrasiyi tercih ederek Atatürkçülüğü bırakmış bir siyasi anlayışı Atatürkçülükle özdeşleştirmek nasıl bir manipülasyonsa buradan başlayarak birçok maddede manipülasyonlara devam ederek en sonunda da yine bir “tepeden bakma anlayışla” “Milletin iradesini yeniden hakim kılmak için” karar verileceğini belirtmiş. Burada da “millet iradesi” denilen şeyin “kendi oy verdikleri tarafın kazanması” olduğunu anlayabiliyorsunuz.


İşte demokrasinin kötü tarafı da sanırım budur. Yani herkes “kendi demokrasisinin” esas olduğunu savunmak ister. “Eğer benim savunduğumu savunuyorsan demokrasi vardır, benim savunduğumun tersini savunuyorsan demokrasi yoktur”. Böyle bir anlayış demokrasi ile açıklanabilen bir anlayış değildir.

Her birimiz aynı ülkede yaşayan, sıkıntı varsa aynı sıkıntıyı çeken, bir yabancı takımla maç yapıldığında aynı coşkuyla takımına sahip çıkan, iyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini hep beraber yaşayan insanlarız. Haftaya cumhurbaşkanı seçiminden sonra yine aynı şekilde yaşamımızı bu ülkede sürdüreceğiz. Kim seçimi kazanırsa kazansın bizler Anadolu’da hep bir arada yaşamaya devam edeceğiz.

Gelelim somut birkaç kelime söylemeye. Millet İttifakı 1 seneden fazla süre önce CHP ve İyi Parti tarafından 6 parti ile kuruldu. Zaman zaman basın mensupları Sayın Kılıçdaroğlu’na adaylık konusunu sorduklarında her zaman “6’lı masa ne isterse olur, bana görev düşerse ben hazırım” demişti. Ve her zaman bu tür bir konu olduğunda bilhassa Meral Akşener başta olmak üzere Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmayacağını “seçilecek bir adaya” karar verileceğini belirttiler. Ve bu durum 1 yılı aşkın bir süredir aynen böyle süregelmekteydi. Ekrem İmamoğlu’nun veya Mansur Yavaş’ın adaylığının reklamı hep yapılmaktaydı. En sonunda 1 yıldır “seçim kazanılamaz” diye algısını yaptıkları Kemal Kılıçdaroğlu aday oldu. Hatta “seçilemeyecek aday” diye Meral Akşener hatırlayacaksınız masayı devirip gitmiş ve ardından nasıl olduysa tekrar geri dönmüştü. Yani 1 yılı aşkın süredir Kemal Kılıçdaroğlu seçilemez diye algıyı yapan aslında 6’lı masa idi. En sonunda 1 yılı aşkın süredir algısı yapılan durumun tam tersini savunmak zorunda kalan yine 6’lı masa oldu. 6’lı masa olarak kendilerinin Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçileceğine inanmadıkları bir durumu şimdi vatandaşa “kesinlikle seçilecek” diye aktarmak acaba vatandaşın gözünde nasıl bir güven oluşturmaktadır düşünen var mı?

İşte işin en zor tarafı budur. Yani 1 yılı aşkın süredir, “Kılıçdaroğlu aday olamaz, olsa da seçilemez” diye vaveyla koparılan bir durumdan şimdi “Kılıçdaroğlu kesin kazanacak” durumuna geldiğiniz zaman işte vatandaşta güven sağlamak çok kolay olmaz. Ve siyasette en önemli argüman güvendir. O güveni sağlayamazsanız biri “bedava ev vereceğim” der kimse güvenmez, diğeri “ben yarı parasını alacağım ev vereceğim” der güvenir. İşte siyasetteki güvenin önemi budur.

BİN NEFES BİR SES OLDU

15.Bin Nefes Bir Ses Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali cumartesi günü ilk oyunla başladı. Açılışa haftalar önce büyük bir ilgi zaten vardı. Hatta biletler bir hafta önceden bitmişti. Konyalının ilgisi gerçekten müthişti. Tabii ki Konya protokolünün ilgisi de oldukça fazlaydı. Konya Valisi Sayın Vahdettin Özkan, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, Karatay Kaymakamı Yavuz Güner, İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, NEÜ Genel Sekreteri ve TİMAV önceki başkanı Abdullah Ecevit Öksüz, Hava Savunma Tugay Komutanı Tuğgeneral Yusuf Diker’in eşi Kevser Diker ve birçok tiyatrosever prömiyerde hazır bulundular.

Tabii ki Konya Devlet Tiyatrosunun değerli Müdürü Yaşar Özboz ve İdari Müdür Haydar Arslan’ın ev sahipliğinde çok güzel bir açılış gerçekleşti. Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nun sergilediği “Saklı Gün” oyunu büyük bir keyifle izlendi. Ayrıca önümüzdeki hafta boyunca tiyatroseverler Devlet tiyatrolarının yanı sıra İran Türkmen Sahra Tiyatro Grubunu, Kazakistan Dariga Ay Gençlik Tiyatrosunu, Kosova Nafiz Gürcüali Türk Tiyatrosunu, Azerbaycan Gence Devlet Kukla Tiyatrosunu, Kazakistan Akademik Kazak Müzik ve Dram Tiyatrosunu izleyebilecekler.

Aslında bu konuda Konya Valimiz Sayın Vahdettin Özkan “Bin nefes bir ses oldu” diyerek tek cümleyle işi özetledi. Gerçekten 15. Si yapılan festivali Konyalı kaçırmamalı ve daha fazlasını da istemelidir diye düşünerek bu konuda tüm emeği geçenlere bir Konyalı olarak minnetlerimi sunuyorum.

Dostlukla kalın.