''Edep bir tac imiş nur-ı Huda'dan/Giy ol tacı emin ol her beladan.'' Eskiden her evin kapı tokmağı olurmuş.Gelen tokmağa en az üç kere vurur çıkan olmazsa gidermiş.Üç'den fazla vurulmaz,içeriden çıkanan durumu uygun olmayabilir diye beklenirmiş kafası önde.Bu hem sünnet hem de işin edebindendir.Belki de eskilerin tekke ve mektep duvarlarına astıkları şu beyiti yeniden yazdırıp sosyal mekanlara ve resmi kurumlara dağıtmanın zamanı geldi gibi:''Ehl-i diller arasında aradım kıldım talep/Her hüner makbul imiş,illa edep,illa edep...''

Şimdilerde tokmaksız çalınmayan kapılar yerini sanal ortamlarda yirmi dört saat başından kalkmadığımız facebook'larda hiç tanımadığımız ya da tanıdığımız kişilerin hayatlarını gözetlemekle geçiyor.Düğün resimleri,doğum fotoğrafları,en unutulmaz,en mahrem fotoğrafları anında sanal alemin beğen butonuna bırakılıyor.Herkes zavallılığını,benliğini paket yapıp dünyanın beğenisine sunmakla meşgul.Herkesin sevdikleriyle çektirdiği tek kare fotoğraf kendine göre bir anlam taşır,o kareye gülümseyenin hissettiği duygular kadar özel,özgü birşey yoktur.O özel olduğu için güzeldir ve saklı kalmasındadır ihtişamı.

Dev AVM'lerde başlayan moda takipleri herkesi kıyafetine göre kıyaslama derdine düşmüş.Geçenlerde dine küfreden,nahoş görüntüler sergileyen sözümona din adamıyım diye geçinen kendini bilmezin videosunu paylaşan bir genç.Ve sonrasında beğen butonuna tıklayan binlerce kişi.Şimdi beğenenlere sorsak;Neyi beğeniyorsunuz?Dine yapılan hakareti mi,durumunu mu,bir mağrifetmiş gibi sunulan video'yu mu?Ben bulamadım cevabını,bulan olursa yorum yapsın lütfen.Üzüntülerimizi,sevinçlerimizi,kimseyle paylaşılamayacak kadar en gizlimizi orta yerlerde paylaşmak sıkıntıları azaltmaz ya da çoğaltmaz,stresimizi de bitirmez.

Kimse kimseyi dinlemek istemiyor.Herkes utanmadan gezdiği,yediği,içtiği,yaptığı herşeyi an be an resimleyip sanal ortamlara yükleme peşinde.Artık çocuklar kendileriyle ilgilenecek anne baba arama çabasında.Okumaya geçtiğinizde okuma bayramında yakanıza takılan kırmızı kurdeleleri hatırlayın.Ne kadar masum,ne kadar heyecanlıydık.Şimdi zamane çocukları tüm bu duygulardan mahsun.Falanca falan yere gezmeye gitmiş,birşeyler yemiş,hoş vakit geçiriyormuş bundan bana ne.Yine aynı şekilde ben sevdiklerimle beraber geziyormuşum bundan kime ne?

Aslımızı unutmaya gerek yok hanımlar-beyler!Utanma duygumuz günden güne tarumar oluyor daha fazla gelmeyin bu oyuna.Mahreminiz,özeliniz sizde kalsın işin büyüsü saklı kalandadır.Ancak o zaman anlamlı,o zaman değeri paha biçilmez olarak kalır.Uzun yıllar önce katıldığım bir konferansta yazar demişti ki:''Gözlerinizi kapatın ve dünyada en çok sevdiğiniz kişinin gözlerini gözünüzün önüne getirin eğer ki getiremiyorsanız sevdiklerinize içtenlikle bakmıyorsunuzdur''.O an için gözlerini kapatanlar sevdiklerini gözlerinin önüne getirebilmişler miydi bilmiyorum ama şu zamanda göz göze muhabbet etmeyi unutan bizler bu gidişatla en yakınlarımızın göz renklerini de mi bilmeyeceğiz bilmiyorum diye düşünmekteyim.

Bu yazıyı tam da nasıl bitireyim diye düşünürken biraz tebessüm adına çok sevdiğim bir kardeşim.Dün söyledi.Koptum.Çocukluğunda sevap kazanmak için karıncaları önce suya atarmış.Sonra boğulmak üzereyken kurtarıp sevap kazanırmış:)) İnsanlara,sevdiklerinize zaman ayırın,hipnoz edilmiş gibi elinizi kolunuzu bağlayan zamane firavunlarından kurtulun lütfen.Ancak o zaman masumiyetin hala çocuksu yüreklerde var olduğunu fark edeceksiniz.

Ne kadar sürcilisan etmiş isek aşk ola..