YAZMAK LAZIM!

Abone Ol

  Yazmak lazım. Arkadaş yazmak lazım. Bir şeyleri yazmak lazım. Hiç kimse okumayacak olsa da yine de yazmak lazım. Hiç kimse okumasa da… Evet, hiç kimse okumasa da yazmak lazım. Değilmiki bilmesi gereken zaten her şeyi biliyor. Her şeyi bilen Rabbimize karşı bize şahitler olsun diye yazmak lazım.

       Dünya dönüyor, dağlar geziniyor, bulutlar akıyor, kuşlar bu dünyada hala ötüyorken yazmak lazım. Şu beden nefes alırken, şu yürek beden de çırpınırken bir şeyleri yazabilmek lazım. Gözler görüyor, dudaklar titriyorken yazmak lazım.

      Bütün bir evren kendi içerisinde devinirken, tüm kâinat dile gelmiş hakikatleri haykırırken, bir şeyleri yazabilmek lazım. Yazmak, yazmak, yazmak…

       Yarın çok geç olabilir, bu gün, şimdi yazmak lazım, kendi hakikatine kendin şahitlik edebilmek için yazmak lazım. Öyle kaleme kâğıda değil ha… Sakın yanlış anlaşılmasın.

       Dağlara, taşlara, bulutlara, safi gönüllere yazmak lazım. Yaralı yüreklere, sancılı bedenlere bir lisanı hal ile yürek dili ile yazmak lazım. Evet, yazmak lazım. Yazmak.

       Eğer yazamıyorsak bilelim ki okuyamıyoruz da demektir. Okuyamayanın ne yazacak ne de anlatacak sözü olamaz. Ancak yazmak okuyan bir kalbin ürünüdür. Yazıyorsanız eğer bilin ki hakikat âleminin dergâhından bir şeyler de sizin yüreğinize ve aklınıza sızıyor demektir. Eğer o dergâhtan bir şeyler sızıyor saki mutmain olmuş bir gönül dili ile yazma şansınız var demektir. Yazıyorum, yazıyorum çünkü yazmanın gereğini biliyorum.

           Yazmak lazım dostlar, yazmak. Bir ömür boyu hiç soluklanmadan devinen bir kâinatın ortasında yüreğinizin el verdiğince, hançerenizi parçalarcasına haykıracak bir hakikatiniz olması lazım. Yürekleri titretircesine bedenleri içine düştükleri derin gafletten uyandırırcasına, ölmeye yüz tutmuş ruhlara deva olurcasına yazmak lazım. Yoksa yaşadığımızın, varlığımızın şahidi kim olacak ne olacak ki? Bu dünya ne Ahmetler, Ayşeler, Fatmalar, Mustafalar gördü ve daha nicelerini görecek. Belki bizler bütün bu akıp giden süreçte bir virgül dahi olamayacağız. O zaman soruyorum bu öfkeleri, bu hazları, bu zevkleri, bu bedendeki canları anlamlı ve değerli kılan ne ola ki?

         Cevap hazır. Dedim ya yazmak lazım. Varlığımızın şahidi, kimliğimizin delili, ancak ve ancak hayatı görmek, okumak, anlamlandırmak anlamlandırabildiğimiz ölçüde de bir lisanı hal ile yazabilmek olacaktır.

         İnsan sözdür. Sözü olmayan hiçtir. Söz hakikate dairdir. Hakikat Sonsuz ve Kerem olan ALLAH’tır. Hakikate dair söyleyecek sözü, yazacak kelamı olmayanlar kaybetti. Hakikatin içinde yüzüp ıslanmayanlar. Kavruldu, yandı kül oldu. Yeşeren ve ümit verenler, gönüllerini hakikate açanlar oldu. Onlar ancak yaşamış olmanın gereğine vasıl oldu. Onlar ancak müjdelere nail oldu.

        Yazmak lazım dostlar yazmak. Kalemle yazmak, kürekle yazmak, kazma ile yazmak, bir bakışla, bir nakışla, bir lisanı hal ile yazmak, yazabilmek lazım.

         Bu topraklar öyle insanlar gördü ki en büyük yazıları ömründe hiç okuma yazma bilmeyenler yazdı. Siz zannediyor musunuz yazmak için mektep lazım. Ben söyleyeyim yazmak için önce safi bir yürek lazım. Nice ilim sahipleri bu dünyadan merkep misali kuru bir gürültüden başka bir şey bırakmadan gittiler. Nice mektep yüzü görmeyen ümmiler gönüllere en büyük destanları yazdılar. Siz bu ümmetin peygamberinin ümmi olmasını nasıl anlıyorsunuz ki? Eğer sadece bunu anlasaydık yazacak çok malzememiz olurdu. Ama bunu dahi anlamakta aciz kaldık.

             Yok hayır, asla cehalete boyun eğmemek lazım. Çünkü cehaletin merhameti olmaz. Merhamet ancak yüreğin safi iklimlerinde yetişen, büyüyen bir güzelliktir. İnsanı onurlu, izzetli yapan en büyük tavır cehalete karşı olan mücadelesidir.

             Onun için hem gönül gözleriyle okumak hem de lisanı hal ile yazmak lazım. Dostlar, umre yolculuğuna çıkıyorum haklarınızı helal ediniz Allah’a emanet olunuz. Yazmak, yazabilmek adına Allah yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.