Konuya böyle başlamamın sebebi elbette sürüsünü terk eden penguendi. Biyolojik olarak sürüler halinde yaşadığını bildiğimiz bu canlılar kendi içlerinde barışık olduklarını da bilmekteyiz. Son zamanlarda insanlar penguenin bu davranışını kendi hayatlarına vurgulatarak olayı içselleştirmiş. Nereden başlayacağımı aslında tam bilemiyorum.
Konuya sosyolojik açıdan bakacak olursak günümüzde insan insandan yorulmuş halde. İnsan insanın yurdu olacağına, insan insanın kurdu olmuş durumda. Bu insanın insandan kaçışına sebep oluyor. Bireylerim toplumdan uzaklaşıp dağa gitme düşüncesi ve bu özlemi bunu doğrulamıyor mu? İnsan kendini bazen kalabalıklar içinde yalnız hisseder. Düşünün şehrin göbeğinde selam veremeyeceğiniz kimse yok. Ne kadar eksiksiniz değil mi?
Dönelim bireyin iç dünyasına…
Kıymetli Okurlar;
Herkesin gitmediği bir yere gitmek, yaşam merkezinden uzaklaşma bazen bir iç muhasebe ve tefekküre dönüşebiliyor. Bunu ilk yazdığımda aklıma Peygamber Efendimizin Hira dağı süreci geliyor. Aslında herkesin bir Hira’sı olmalı değil mi? Veya Hira’ ya götürecek bir derdi… İnsan bazen bir Hira dinginliği istiyor kalbinde. Mevlana’nın ney metaforu da ayrılık üzerine kuruludur. Fark şu ki ney kendi ayrılmamıştır. Ney başlangıçta kamış olarak bulunduğu sazlıktan ayrılmış ve bu ayrılık onun nasıl acı acı feryadına sebep olmuşsa; ruhlar âleminden gelip balçıktan yaratılmış, insana da ten/beden kafes gibi olmuş, onu koruyup kollamıştır. Kamil insan ise o ruhani âleme /asıl vatana cennete hasreti. Ve yalnız olan Allah’ a yakın olur. Öyle an oluyor ki insan secde anından kalkmak istemiyor. Niye? Çünkü en sevdiğine en yakın zaman diliminde…
Kaçmak istediğimiz şey ve ayı zamansa kalbimizde taşıdığımız dert hep bizimle beraber değil mi? Nereye kaçarsak kaçalım varacağımız yer kendi içimizde. İnsan önce kaçar kendinden sonra yine sığınır kendi içine. Kendi içinin sahibine… Yüzleşir belki kendisini alıp karşısına… Şiirde böyle değil midir dostlar. Yüzleşmek kendi kendine… Belki şiirlerimizde bundan sonra “bir penguen kaçışı” imgesi olacak. Çünkü toplumda çoğu insanın duygularına tercüman olmuştur bu kaçış. Sadece toplumdan değil, sorulardan, sözlerden, yenildiğimiz hayatın mağlubiyetinden, aşksızlığımızdan… Hep bir kaçış…
Ne demişti Şair hemen anımsayalım “Sen adımını attığın andan itibaren Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.Tanrı bizimle de konuşur belki Anna”
Belki de bu penguen bir nihilist düşünceyi bıraktı gitti bize. Hayatta anlam arayışının boşluğunu, yalnızlık ve amaçsızlık duygusunu sembolize etti. Toplumdaki çoğu bireyin duygularını yansıttı.
Ne diyelim bütün kaçışlarımız, gidişlerimiz bizim asıl vazifemizi bize unutturmasın. Değil mi bir gün zaten ayrılıklar vuku bulacak bedenimizde. Ruhumuz bile yabancı olacak etimize, kemiğimize…
Ve değil mi ki yaşamak, ölümden alınmış bir ödünç zaman dilimi…
Sevgiyle kalın dostlar…Ayrılıkların gidenlerin adını büyüteceği günlere…