Bir toplumun şekillenmesinde, sağlam kurulmuş temellerin üzerine inşa edilenlerinde yine o denli sağlam olmasını sağlayan, o toplumun dik durmasında ve daima dinamik olmasında hiç şüphesiz en önemli olan şey o toplumun genç nüfusudur.
Gençlik bir ülkenin teminatıdır. Uluslararası alanda temel gücü ve kendi içerisinde de enerji kaynağıdır.
Büyük Türk münevverleri, aydınları, fikir ve dava adamları gençliğin sağlam zeminler üzerine oturtulmuş, tam donanımlı ve kendisini iyi yetiştirmiş, iyi yetiştirilmiş , çevresine ve en önemlisi ülkesi adına faydalı işler yapması konularını sık sık dile getirmiştir.
Türk gençliğinin başöğretmeni, önderi Mustafa Kemal Atatürk bu konuyla ilgili şunları söylemiştir.
“ Gençliği yetiştiriniz, onlara ilim ve irfanın(kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkine konduğu vakit
Türk milleti yükselecektir.”
Türk milletinin üzerindeki kara bulutları yok etme gayretinde ve Türk devletini refaha kavuşturacak Türk gençliğinin her şeyden önce eğitim ve öğretime, kendi milli ve dini değerlerine önem vermesi gerekmektedir. Kendi tarihini iyi bilmeli ve buna odaklı çıkarımlarını iyi yapmalıdır. Bir hedef doğrultusun da ilerlemeli ve idealleri çerçevesinde yaşamalıdır.
Gayesiz, nizamsız, ahlaksız, halsiz, bitkin, yorgun bir hal-i ruh içerisinde bulunup, kimliksizleştirilme ve kişiliksizleştirilme akımına teslim olunmamalıdır.
Dündar Taşer böyle bir gençliği şu şekilde tarif ediyor.
“ Bizim neslimiz bir reaksiyon neslidir. Yılgın, aciz, rahatçı, ürkek, çekingen, nemelazımcı ve renksizdir. Dedelerimizin her meseleyi halledip bitirmediğine müteessir, Fatih’in asfalt yol yapmadığına kızgındır… Bu nesil davasızdır, kavgasızdır, amelsizdir ve sorumsuzdur…”
Böyle bir durumla mücadele etmek, bu insanlara ve böyle durumlara savaş açmak, gençliği içine düştüğü bu durumdan kurtarmak ise yine Türk gençliğinin ihmali mümkün olmayan bir vazifesidir. Gittikçe artan böyle durumların tespitleri noktasında iyi çalışılmalı, fikri sentezlerle çözüm önerileri üretilmeli, mücadele edilmelidir.
Alparslan Türkeş bu mevzuyu şu şekilde ifade etmiştir.
“ Gençliğimizi bir savaş beklemektedir. Bozgunculuğa, tembelliğe, ahlaksızlığa, cehalete, yalancılığa karşı büyük bir savaş… “
İşte bu savaşı verecek Türk gençliğinin manevi yönden iyi yetişmiş, tam donanımlı, milli ilkeler doğrultusunda, milli hedeflere yönelmiş, her haliyle milli düşünen, milli hisseden ve ülkesi, milleti adına milli değerlere hizmet noktasında olmalıdır.
Konunun bu aşamasında şu çok önem arz eder ki, bu gençliğin yüksek şahsiyetli olması gerekir. Şahsiyet bir bireyin dikkat çeken en önemli hususu, en belirgin özelliğidir. Şahsiyet noktasında tam donanımlı olan kişi kendini geliştirmek şartıyla başaramayacağı hiç bir şey yoktur. İletişimden tutun, toplum içindeki davranışları, iş, eğitim, aile, içindeki münasebetlerine varıncaya kadar bütün bu alanlar hep şahsiyeti iyi gelişmiş ve şekillenmiş bireyler ister.
Hüseyin Nihal Atsız’ın deyimiyle, “ Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın…”
Bir toplumun geleceğinin mimarları sapasağlam bir şahsiyet üzerinde olmalı ve bundan taviz vermemelidirler. Cehalete savaş açıp daima okuyan, araştıran, beynine ve ruhuna vurulan zincirleri kırma çapasını yitirmemiş, birlik içerisinde, fikri ayrılıkları aşıp, hedefte yoğunlaşıp ve hedefe hızlı adımlarla erişilmelidir.
Şahsiyetsiz, çağdaşlık maskesi altında, başka milletlerin kimliklerine ve kültürel değerlerine göz dikilmemeli, özenilip onları taklit etmemeliyiz. Türk gençliği riyakârlık, sahtekârlık, düzenbazlık içinde şahsiyetsizce milletinin tarihi ve kimliğine ters düşecek davranışlarda bulunmamalıdır.
Bütün bunlardan öte şahsiyetine bağlı, idraklerini Kur’an’ın nuruyla aydınlatmış, kalbini Rasulallah sevgisi bağlamış bir gençlik vardır… Bir ucu maveraya dayanır… Akif’in hayalini kurduğu Asım’ın Nesli… Muhsin Yazıcıoğlu’nun “ Bir elinde Kur’an bir elinde bilgisayar olan bir gençlik istiyorum” dediği gibi bir gençlik… Atilla’nın torunları… Fatih’çe inanıp Fatih’çe yaşayan ve fetihler aşkıyla yanan bir gençlik… Osman Yüksel Serdengeçti şiirinde bu gençlik için, “ Adını nakşedelim eski kadim surlara, sesini haykıralım asırlardan asırlara” diyor… Gönüller ki hep bu gençliği beklemektedir. Bu gençliği ise en güzel Necip Fazıl Kısakürek çerçevelemiştir. “ Dininin, dilinin, beyninin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik… Kökü ezelde ve dalı ebede bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine, sahip bir gençlik…” Kim var?” diye seslenilince, sağına soluna bakmadan, fert fert “ Ben varım! “ cevabını verici, her ferdi “ Benim olmadığım yerde kimse yoktur! “ fikrini besleyici bir dava ahlakına kaynak bir gençlik…”
Üstad Galip Erdem’ce “Dur deseler de duramam. Yine koşacağım. Sesimi kısmaya kalksalar da yine haykıracağım. Durgun sular pislik bağlar, akan su haram götürmez. Bense kükremiş sel olmak için varım…” lafzının sahibi bir gençlik…
Böyle bir gençliğe ihtiyaç vardır. Böyle bir gençlik yeni muştular getirmeye gebe olmalıdır. Ülkesi ve milletinin üstüne daha aydınlık güneşler doğurmalı, aydınlatmalıdır. Her şeyin ötesinde “ Lider Ülke Büyük Türkiye” yi kurmalıdır.
Unutmayasın Ey Türk Genci..!
Zaman sendedir ve mekan sana emanettir.
Geleceğin mimarı sensin, gelecek senin eserin olacaktır…
Saygılarımla..