Sosyal Çürüme Mi Ahlaki Çöküntü Mü ?

Kıymetli Okurlar hepinizi selamların en güzeliyle selamlıyorum. Bugün sosyoloji alanında bir konuda yazımı paylaşacağım. Sosyal Çürüme, Sosyal Çözülme, Ahlak Çöküntü, Ahlaki Erozyon…

Abone Ol

Sosyal Çürüme kavramını ilk kez Zeliha Bürtek’ ten duydum. Belki de çoğu okurum Zeliha Bürtek’ i benden duymuş olabilir. Zeliha Bürtek’i merak etmem beni etkileyen sadece iki kelimesi ile oldu. Sosyal Çürüme… Bir metro çıkışı sonrası kendisine mikrofon uzatıldığında güzel ve akıcı üslubuyla sosyal çürümenin ne olduğuna kendi penceresinden dikkat çekti. Kendisi sosyolog, aynı zamanda Doç. Dr.Zeliha Bürtek hoca Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Mimarlık okudu. 1987 girişlidir. MSGÜ’de Sosyoloji doktorası, Galatasaray Üniversitesi’nde Felsefe masterı yapan Zeliha Burtek, 21 yıl boyunca üniversitelerde ders verdi. Kendisini tebrik ediyorum.

Lise yıllarımdan bu yana sosyoloji, felsefe ve edebiyata ilgim olduğu için sosyal çürüme kavramı bende yankı uyandırdı. Belki çoğumuzun dünyasına ilk kez girdi bu kavram. Bu kadar yankı uyandıracak olan neydi acaba? Veya herkesin farklı anlamlar yükleyebileceği sosyal çürümeler var mıdır? Sosyal çürüme dediğimizde aklımıza neler gelebiliyor? Biraz beyin fırtınası yapabiliriz.

Sosyolojide, genellikle bir topluluk ortamında sosyal yaşamın değişmesini, işlevsizliğini veya çöküşünü tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Sosyal bozulma, modern toplumun eski kesinliklerinin ortadan kalktığı ve oldukça yeni bir şeyin ortaya çıktığı radikal bir dönüşümü ifade eder. Bu kavramla birlikte sosyal çözülme kavramını da ele almak sanırım işimizi daha kolaylaştırır.

Toplumsal çözülme veya sosyal çözülme, bir insan topluluğunu oluşturan sosyal ilişkilerin, bütünlüğe zarar verecek biçimde gevşemesi. İnsan, yaşamını sürdürmek için toplumsal bir uyuma ihtiyaç duyar. İçinde var olduğu çevreye uyumlu olması, insanı daha barışçıl ve kişilik sahibi yapar.

Bütün bu kavramlardan sentezinden beslenerek toplumuzda yaygınlaşan en önemli kavramlardan biri doğdu sanki. Ahlaki çöküntü… Üç kavramın son kelimeleri bile bir zayıflamanın, bitmenin, sona doğru gitmenin haberini vermiyor mu? Çürüme, çöküntü, çözülme…

Bizler birey olarak bir toplumun içinde yaşamak, insanlar ile birlikte hayatımızı sürdürmek zorundayız. Menfi duygular bütün bunların önüne geçmemelidir. İnsan insanın kurdu olmamalı. İnsanı insana güven duygusu olmalı. Mensubu olmakla gurur duyduğumuz, ahlak duygusunun en marjinal şeklini yaşadığımız İslam dini, bizim sağlam kalemizdir. Çünkü üzerinde durduğum üç kavramın temelinde, gerek ahlaki, gerek dini değerlerden uzak kalındığından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bu sosyal ve aile hayatımızın en ücra yerlerine bile tesir edebiliyor. Bugün bir pazarda güzel meyveleri ön tarafa koyup, müşterinin bir anlık gafletinden faydalanıp araya çürük malı koyan kişi ahlaki çöküntü içinde değil mi?

Kamu malını özensiz kullanıp, bununla birlikte kamu malına zarar veren ahlaki çöküntü içinde değil mi? Örnekleri çoğaltabiliriz. Aslında verilecek çok örnekler var. Bazen yazmak zor oluyor. Anlayan anlamıştır umarım.

Kıymetli Okurlar;

Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim diyen Peygamberimiz var. Namaz beş vakit ama güzel ahlak sürekli olması gerekir. Ahlakın burada farz olduğu ortaya çıkıyor. Rasülüllah zamanı belki bunun için Asr-ı Saadetti… Ahlakın temeli Allah korkusuna dayanır.

Ahlaki dejenerasyon, sürekli ayıplanan, kötülenen, yasaklanan, onaylanmayan davranışların zaman içinde yavaş yavaş kabul görmeye başlaması, hatta bir süre sonra özenilen, yaygınca uygulanan bir davranış haline gelmesi ve çoğu insanın şiddet, cinayet gibi olaylar olmadan farkedemediği son derece önemli bir sorundur.Bununla birlikte kötü haberlerin de yayılması, insanı “demek ki bunlarda olabiliyormuş, ben de yapsam birkaç gün konuşulur unutulurum” psikolojisine sokmuyor mu? Bütün bunlar yapılan ahlaki çöküntüleri mübahlaştırıyor ve en önemlisi toplum nazarında normal hale geliyor. Bunun adını ne koyarsak koyalım. Ticaret, kadın-erkek ilişkileri, çevreye saygı kamu malını kuruma ve gözetme, komşuluk hakkı…

Evet, aklımıza gelebilecek bir ahlaki erozyon, sosyal çürüme, sosyal çözülme, ahlaki çöküntü içindeyiz. Unutmayalım bütün bu olumsuzlardan sonra insan suçlanmalı İslam değil…En önemli olaylardan biride bu olmalı.

Bugün kü yazımda bende bir çığır açan Sosyolog Zeliha Bürtek’ in sosyal çürüme kavramından yola çıkarak ahlaki çöküntüye ulaşan bir noktaya geldim. Bize aydınlık ve umut verecek nice yazılarda hemhal olmak umuduyla… Bu arada “sosyal çürüme” bence yılın kelimesi olmalı ve üzerinde çok durulmalı.

Yarın sabah olduğunda ve aynaya baktığımızda bir sahibimiz var unutmayalım…