Sınav günü yaşanan telaş, trafik, yanlış okul bilgisi, geç kalkma ya da “zaten yetişirim” düşüncesi birleşince, yıllarca verilen emek çok kısa bir zaman diliminde boşa gidebiliyor. En acı tarafı da bu: geri dönüşü olmayan bir an. YKS gibi merkezi bir sınavda birkaç dakikalık gecikmenin bile kabul edilmemesi, sistemin katılığı kadar bireysel hazırlığın önemini de ortaya koyuyor.
Elbette sorumluluk tamamen bireyde değil. Ailelerin de bu süreçte daha bilinçli ve destekleyici olması gerekiyor. Sınav sabahı sadece “hadi acele et” demekle bitmiyor iş; günler öncesinden plan yapmak, sınav yerini önceden görmek, ulaşım alternatiflerini hesaplamak ve o sabah yaşanabilecek her ihtimali düşünmek gerekiyor. Bu hazırlık süreci çoğu zaman en az sınav kadar önemli.
Diğer yandan toplumda da ilginç bir çelişki var: insanlar saatlerce konser kuyruklarında bekleyebiliyor, önemli etkinliklere erken gidip yer kapabiliyor ama konu hayatlarının yönünü belirleyecek bir sınav olunca aynı hassasiyet gösterilmeyebiliyor. Bu da aslında önceliklendirme ve alışkanlık meselesini ortaya koyuyor.
Sonuç olarak YKS gibi kritik bir sınav, sadece bilgi değil aynı zamanda disiplin, zaman yönetimi ve sorumluluk bilinci de ölçüyor. Küçük gibi görünen bir ihmal, geri dönüşü olmayan büyük sonuçlar doğurabiliyor. Bu yüzden herkesin—öğrencilerin, ailelerin ve hatta çevrenin—bu sürece daha planlı, daha sakin ve daha bilinçli yaklaşması gerekiyor.
Çarşıda genç bir kardeşimle karşılaştım. Daha önce sosyal medyadan yazışmıştık, ancak cevap vermemişti. Aradan birkaç saat geçmişti ki yüz yüze denk geldik. Bu kez hali pek iyi değildi; gözlerinde belirgin bir hüzün vardı.
Normalde onu her gördüğümde neşeli ve enerjik bir hali olurdu, bu yüzden bu durumu fark etmemek mümkün değildi. Dayanamadım, “Abicim yazmıştım ama cevap vermedin” dedim.
“Bugün sosyal medyaya hiç girmedim,” dedi. “Yıllardır da böyle yaparım.”
Bir an durdu, sonra devam etti: “Çünkü bugün Babalar Günü…”
Sesi biraz daha düştü. “Babam yıllar önce öldü. Babam yok benim…”
Sonra etrafına baktı, derin bir nefes aldı. “Herkes babalarının fotoğraflarını paylaşıyor ya… beni de etkiliyor bu durum. Ben çocukken babamı kaybettim, doğru dürüst bir fotoğrafımız bile yok.”
Biraz sustuktan sonra ekledi: “Her sene Babalar Günü’nün bir an önce bitmesini isterim. Aslında paylaşımlar güzel ama… biraz da babası olmayanları düşünseler keşke.”
O an boğazım düğümlendi. Sadece “Haklısın” diyebildim.
Bazen bir gün, bazı insanlar için sadece bir kutlama değil; sessiz bir yük olabiliyor.