17 AĞUSTOS’U UNUTMADIK MI?
1999 yılının 17 Ağustos’un da yaşadığımız büyük travmanın 26. yılındayız. Meclis Araştırma Raporuna göre 18 bin 373 canımızı bu depremde kaybettik. 48 bin 901 yaralımız vardı. 285 bin 211 ev; 42 bin 902 işyeri hasar gördü. Dolaylı veya direkt olarak 16 milyon vatandaşımız bu depremden etkilendi. O dönemi bilenler hatırlayacaklardır. Bizler Konya’da bile yanlışlıkla oturduğumuz koltuk sallansa, travma yaşayan insanlar haline gelmiştik.
Depremin bu kadar çok can kaybına yol açmasının sebebi olarak kaçak yapılar, standartlara uygun olmayan binalar, uygun olmayan gevşek zemindeki yapılaşmalar ve daha ucuza mal etmek için malzemeden çalan müteahhitler gösterilmekteydi.
Deprem sonrasında ilk 6 ayda, ölü sayısının en fazla olduğu Kocaeli'de hiçbir tutuklu sanık yoktu. Sakarya'da 5'i kooperatif yöneticisi, biri mimar, biri mühendis 7 sanık tutuklandı. Yalova'da 76 ceza davası açılmış ancak Veli Göçer dışındaki bütün sanıklar serbest bırakılmıştı.
Depremden sonra yapım hatalarından çöken binaların müteahhitlerine yaklaşık 2.100 dava açılmıştı. Bu davalardan 1.800 civarındaki dava, “Rahşan Affı” olarak bilinen Şartlı Salıverme ve Erteleme Yasası ile cezasız sonuçlandı. Geriye kalan üç yüz davanın 110 kadarında ceza verilmiş ancak birçoğu ertelenmiştir. Bunun dışında kalan davalar ise 16 Şubat 2007 tarihinde yedi buçuk yıl geçtikten sonra zaman aşımına uğramış ve düşmüştür.
Hani her 17 Ağustos’ta “unutmadık, unutturmayacağız, unutmayacağız” gibi beylik laflarla sosyal medya çığırtkanlığı yapanların da “neyi unutmayacaklarını” bilmeleri için bu bilgileri paylaşıyorum.
“Tabii, 17 Ağustos’un acısını unutmadık ve tüm yurtta muhteşem bir kentsel dönüşüm seferberliği başlattık” değil mi?
Herkes birbirine deprem dersi verirken, biz 17 Ağustos’tan hiç ders almadık ve 24 yıl geçti. 6 Şubat 2023’e geldik. Bu sefer deprem bizi Kahramanmaraş ve civarındaki 11 ilden vurdu. Evet, Dünyadaki en büyük deprem felaketlerinden birini yaşadık. Ama 1999’u da, 24 yıl boyunca hatırlamadığımız ortaya çıktı. 1999’u bu sefer daha geniş bir alanda yaşadık.
Mesela Kahramanmaraş’ta İnşaat Mühendisleri 1999’u unutmamışlardı. Oda binası dimdik ayakta idi. Hatay’da neredeyse yıkılmayan bina kalmamışken, Hatay’ın Erzin İlçesi Belediye Başkanı Ökkeş Elmasoğlu 1999’u unutmamıştı. İlçesinde hiçbir bina yıkılmadı. Başkan Elmasoğlu “Herhangi bir şekilde kaçak yapıya müsaade etmedim. Bir belediye başkanı olarak bazen de kızdılar bana 'Senden başka memlekette doğru adam yok mu' dediler.” Diyordu.
Hani sosyal medyada insanlar kendilerini olduklarından farklı göstermeyi seviyorlar ya, işte bu “unutmayacağız” lafı falan da aynen bu mantığın ürünü. 1999 depremini biz maalesef unutalı çok oldu. Zaten unuttuğumuz için 2023’te Kahramanmaraş’ta tekrar hatırladık. Bundan sonraki süreçte bakalım unutup unutmadığımızı hep birlikte göreceğiz. Umarım unutmayız ve gerekli önlemleri almaya devam ederiz ve bu tür felaketleri ve acıları ülkemiz olarak yaşamayız. Unutmayın ki; bugün unuttuklarımız, yarın kaybedeceklerimizin habercisi olabilir.
BİZDEN GİDİYORSA “HAİN”, BİZE GELİYORSA “DEMOKRAT”
Son haftanın en önemli siyasi konusu Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun Ak Parti’ye geçişiydi. 23 yıldır CHP’ye hem milletvekili olarak hem de belediye başkanı olarak hizmet veren Çerçioğlu’nun partisinden istifa edip Ak Parti’ye katılması hiç de küçümsenecek ya da üstünkörü geçilecek bir olay değil.
Çerçioğlu, Ak Parti’ye geçince, CHP’liler, Özlem Çerçioğlu’nun aslında ne kadar yolsuzluğa bulaşmış bir siyasetçi olduğunu anlatmaya başladılar. Neler söylenmiyor ki, kocasının işinin batacağı; onlarca mahkeme dosyasının olduğu; Didim gibi Kuşadası gibi turistik yerlerde arsa yolsuzluğu olduğu gibi onlarca şey söylendi. Meğerse bu nedenlerle Ak Partiye geçmişmiş.
Yani “topuklu efe” lakabı koydukları belediye başkanları artık “tukaka” başkan durumunda. Hani çocukken çikolatasını sizinle paylaşan çocuk o günlük en iyi arkadaşınızdır ve her gün en iyi arkadaşınız değişir ya onun gibi…
Ben işin kişisel boyutunda değilim işin doğrusu. Ben bu konuları, CHP Genel Sekreteri Ertuğrul Günay, Ak Parti’den bakanlık yaptığı dönemde konuşmayı bıraktım. CHP’de genel başkan adayı olan Günay seçimi kaybetmiş ve ondan sonra da CHP’de siyaset yapacak ortamı kalmamıştı ve de o da siyaset yapabileceği yeni bir ortam yaratmıştı kendisine.
Daha ilgincini söyleyeyim; Çok değerli siyasetçi Uluç Gürkan CHP Genel Başkan Yardımcısı iken SHP-CHP birleşmesinde Murat Karayalçın’ın CHP’ye gelmesini kabullenemediğinden CHP’den istifa etmişti. Çünkü Ankara Siyasal’da öğrenci temsilciliği seçiminde solun adayı Uluç Gürkan’ın karşısına sağın adayı Murat Karayalçın çıkmıştı. Uluç Gürkan’ın ilkeleri gereği onunla aynı yerde hiç durmadı.
Yani hep bu kadar yanlış seçim yapan CHP tabanı neden kendisinde bir değerlendirme yapmaz ben bunu merak ediyorum aslında.
Bu CHP tabanının, geçen dönemlerde partinin genel başkanı olmasını istediği adayı Metin Feyzioğlu değil miydi? Aynı taban bu kişi hakkında şimdi ne düşünüyor?
CHP’lilerin geleceğin genelkurmay başkanı dedikleri Mehmet Ali Çelebi vardı. Taban şimdi ne düşünüyor?
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ben daha iyi anlaşılsın diye Kemal Kılıçdaroğlu örneğiyle bitireyim. Kılıçdaroğlu CHP’nin başına getirildi. CHP tabanı için kurtarıcıydı. Kılıçdaroğlu, partideki değişiklikleri yaparken taban hiç sesini çıkarmadı. Ve şimdi de “hain” diyor.
Bu bakış açısı siyasette kaliteyi falan getirmez. Şöyle bir metafor yapayım: Mesela Metin Feyzioğlu hasbelkader dönse gelse partiye, bu taban yine yere göğe koyamaz ve ondan daha önemli genel başkan adayı da bulamaz neredeyse. Şimdi buna itiraz eden politika bilmezler çıkabilir. Daha somut bir örnek vereyim. Hayatında hiç CHP genel başkanlığı yapmamış olan Murat Karayalçın 1995’te CHP samsun milletvekili seçilmiştir. 2001 yılında, kimsenin adını bile bilmediği, “Sosyal Demokrat Halk Partisi” diye bir parti kurmuş, CHP’den ayrılmış ve 2008’e kadar bu partide kalmıştır. Daha sonra CHP’ye dönmüş gelmiştir. Ve şimdi toplantılarda sanki eski CHP genel başkanlarından biriymiş gibi ağırlanmaktadır.
Aynı şekilde bir metaforla başka bir örnek vereyim: Ahmet Davutoğlu, Ak Parti’ye geri gelebilir mi? Daha doğrusu Ak Parti alır mı? Cevabını vereyim ben: kesinlikle hayır.
CHP tabandan tavana kendisini bir kontrol etmek zorundadır. Yanlışlarını bulmak ve bu yanlışlardan dönmeden sadece kendi ilçe ve il kongrelerinde, kendi kendilerinin iktidarı ve muhalefeti olmakla uğraşabilirler.
23 yıldır partide profesyonel politikacılık yaparken Özlem Çerçioğlu’nu seyreden, Ak Parti’ye geçişini ayrıca seyreden CHP Genel Merkez’i de bir özeleştiri vermek zorundadır. Aynen olur olmadık kişileri parti kahramanı yapan CHP tabanının yapması gerektiği gibi…
Dostlukla kalın.