KARDEŞLİK HUKUKU

Abone Ol

    Dostlar, toplum hayatımızda kardeşlik hukukunu inşa etmenin eşiğindeyiz. Kardeşlik hukuku kolay hayata geçirilebilecek bir şey değildir. Öncelikle ruh sağlığı yerinde, öz güveni yüksek bireylerin yetişmesi toplumsal hayatta aktif pozisyon alması gerekir.

     İşte belki de bundan dolayıdır ki kardeşlik hukukunun inşa aşamasında toplum olarak bir takım sıkıntılarla karşılaşmamız kaçınılmaz gözükmekte. Ancak ne var ki sıkıntıları bahane ederek veya böylesi bir kardeşlik hukukunu inşa etmeye hazır olmadığımız gerekçesine sığınarak mevcut sorunları tehir etmeye de imkânımız yok. Çünkü ülke topraklarında zedelenmiş olan kardeşlik hukukunun toplum bünyesinde meydana getirdiği kanamalar artık tahammül sınırlarının ötesine geçmiştir. Daha fazla çözümü ertelemek, toplumun korkularını perçinlemekten başka bir şeye yaramayacak. Hatta yarın belki de bu topraklarda bir kardeşlik hukukundan bahsetmek imkânsız olacak.

         O zaman ne yapmalı. İşte böylesi bir durum mevcut bütün zorluk ve risklerine rağmen siyasi istikbal kaygısı taşımaksızın, fedakar ve özverili siyasi aktörleri gerekli kılar. Kendinden öncekilerin yaptığı gibi mevcut siyasi konjonktürün yapısına uyum sağlamak, idari maslahata tabi olmak yerine yürekli ve ülke sevdalısı bir siyasi liderin sesini yükseltmesi, çözüm sürecinin bütün risklerini göze alarak siyasi istikbal kaygıları taşımaksızın toplumsal yapıyı kendi liderliğinde şekillendirmesi gerekir.

         Türkiye Cumhuriyeti bu güne kadar yaşadığı pek çok acılara karşın ne yazık ki bozulan kardeşlik hukukunu inşa edecek siyasi lidere bir türlü sahip olamadı. İş başına gelen siyasetçiler ya mevcut ortama uyum sağlayarak yetki ve inisiyatif kullanmaktan kaçındılar. Bundan dolayı da toplumumuz zaman içerisinde yaşanan acıların adeta kendisi için kaçınılmaz bir kader olduğunu düşünerek acılara katlanmaya ve kabullenmeye başladı.

         İşte dostlar belki de olayın en dramatik tarafı da bu olsa gerek. Daha on yıl öncesine kadar bu ülkede siyasi yetkiyi elinde bulunduran ama bu ülke de kardeşlik hukukunu inşa etmek adına parmağını oynatmayan zihniyet bu gün bütün siyasi ikbal kaygılarını ayağının altına alarak bir şeyler yapmaya çalışan siyasetçileri vatan hainliği ile sorgulayabilmektedir. Toplumun kardeşlik hukukunun inşası sürecini kendisi için provake edilebilecek, toplumu kışkırtarak kendi siyasi istikbali adına yeni şanslar elde edebileceği bir süreç olarak algılayabilmektedir.

             İşte bundan dolayıdır ki, ülke açmazlara düştüğü ve son otuz yıldır kendini tekrar etmekten öteye geçemediği sorunlarını aşabilmek adına toplumsal duyarlılığa ihtiyaç duymaktadır.

       Şunu unutmayalım ki, kardeşlik hukuku ancak karşınıdaki insanların insan olmaktan kaynaklanan kimlik bilgilerne ve toplumsal değerlerine saygı duymakla başlar. Bu sygıyı gösteremezsek, karşımızdaki insanları potansiyel tehdit olarak algılamaya devam edersek işte bu kaybedilen ve acılarla dolu olan son otuz yılın bir yeni otuz yıla daha evirilmeye başlayacağımızın işareti olur.

      Hâlbuki bu toplumun hiçbir unsurunun artık kan ve gözyaşına tahammülü kalmamıştır. Artık herkes acıların dindirilmesini istemektedir. Hepimizde biliyoruz ki eğer mevcut hastanın acıları ve kanamaları dindirilmezse bu toplum için artı bir yarından bahsetmek mümkün olmayacaktır. 

       Cumhurbaşkanının şu sözünü önemsiyorum: “Biz kendi evimizdeki sorunlara çözüm bulamazsak yarın bizim adımıza bir başkaları çözüm üretebilir.” Yani bu dünyanın egemen güçleri mevcut sorunu kendileri için bir arpalık olarak değerlendirebilir. Veya başka bir deyişle yarın artık bizim için çok geç olabilir. Daha fazla gecikmeden bu ülkenin bütün evlatlarına merhametle muamele edecek, kimseyi kimliğinden dolayı aşağılamadan onurlu bir yaşam vaat edebilecek bir güzel ülkenin doğumunu diliyor, herkesi bu anlamda kardeşlik hukukunun inşasında sorumluk almaya davet ediyorum.