Karapınar’da hayat, dört mevsimin izini toprağa işleyerek akar

.Yazı başkadır, kışı bambaşka... Ama her mevsim, kendi rengini, kokusunu ve telaşını getirir bu kadim topraklara. İlkbahar geldi mi, Karapınar birden canlanır. Toprak yeşile döner, rüzgâr daha tatlı eser. Kelebekler uçar sokaklarda; çocuklar koşturur,

Abone Ol

kadınlar bahçelerde çalışır. Herkesin yüzünde bir tatlı telaş vardır. Bahar sadece doğayı değil, insanın içini de uyandırır burada. Yeni bir başlangıç gibi... Çünkü bahar geldiğinde bilinir ki, yaz yakındır, yapılacak çok iş vardır.
Yaz ayları geldi mi, güneş yakar ama hayat yine de durmaz. Kadınlar sıcakta, gözlerinin ucuyla göğe bakar, sergi serilecek mi, bulgur kaynayacak mı, yağmur gelecek mi diye… Sonbahara hazırlığın yazdan başladığı Karapınar’da, işler mevsimle yarışır. Kavanozlara domatesler doğranır, turşular kurulur, salçalık kazanları kaynar. Biber, domates, patlıcan; hepsi sırayla pişer, kurur, kavrulur. Her evin avlusunda bir başka hazırlık vardır. Emeğin, sabrın ve geleceği düşünmenin adıdır bu telaş.
Sonbahar ise Karapınar’da biraz hüzündür. Yapraklarla birlikte umutlar da dökülür bazen. Gökyüzü kararır ama asıl bulutlar insanların içindedir. Çünkü kış yaklaşmaktadır. Kimi zaman sessizce, kimi zaman yorgun bir nefes gibi girer Karapınar'ın sokaklarına. Ama bu mevsimde de işler bitmez. Bulgurlar sokakta sergiye dökülür, kadınlar sokağın başından sonuna dek dizilir. Herkes hummalı bir çalışmanın içindedir. Yufkalar açılır, kurutulur, üst üste dizilir. Peynirler hazırlanır, tereyağlar yapılır. Yoğurtlar hazirlanir,komşuya da götürülür: “Buyurun, sizde de bulunsun,” denir.
Çünkü Karapınar’da paylaşmak, en az üretmek kadar kutsaldır.
Kış gelip de kar yağınca, artık herkes evindedir. Sobalar yanar, camlarda buğu birikir. Dışarısı sessizdir ama içerisi sıcaktır. Çünkü yazdan, sonbahardan kalan her şey şimdi sofradadır. Kurufasulye pişer tencerede, yanına turşu konur. Salçanın rengi yazdan kalma güneşi hatırlatır. Gavurga yapılır akşam oturmalarında; çıtır çıtır kavrulur. Kimse bir avuçla yetinemez çünkü o bir avuç, çocukluk demektir, geçmiş demektir, hikâye demektir.
Karapınar’da kadınlar çalışkandır. Sabah erken kalkar, gece geç yatarlar. Her şey zamanında olsun isterler, “kısa bitsin” diye yufkaları erkenden açarlar. Ellerinden geçen her şey, ya bir sofra olur ya bir hediye… Emek, burada saklanmaz; paylaşılır. Çünkü bilirler ki, komşunun eksiği varsa senin fazlan yetmez.
Karapınar’da yaşamak, doğayla iç içe olmak değil sadece; onunla bir bütün olmaktır. Mevsimler gelip geçerken, insanlar hem doğayı hem birbirini izler, anlar, bekler, yardım eder. Hayat burada sabırla akar, ama o sabrın içinden sevgi, birlik ve bereket doğar.
Her mevsim bir hikâye yazar Karapınar’da.
Ve o hikâyeler, bir annenin yufka açarken anlattığı geçmişten, bir dedenin soba başında paylaştığı eski bir anıya kadar uzanır. Hiçbiri unutulmaz. Çünkü Karapınar, sadece bir yerin değil, bir yaşam biçiminin adıdır.