Gençlerimize Değer Verilmeyen Bir Düzen

Bazen insan şöyle bir durup etrafına bakıyor… Herkes ayrı bir ekmeğin peşinde, herkes ayrı bir telaş içinde. Yaşamak, ayakta durmak, kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmek... Ama gelin görün ki, bütün bu çabanın sonunda, üniversite bitirmiş pırıl pırıl gençlerimizin birçoğu bugün kasiyerlik yapıyor, günübirlik işlerle hayatını döndürmeye çalışıyor.

Abone Ol


O kadar dirsek çürüt, geceni gündüzüne kat, sonra bir bakıyorsun atanamıyorsun, mesleğine başlayamıyorsun. Bu tablo, insanın içini acıtıyor.
Ben, her yerde üniversite açmanın yanlış olduğunu savunanlardanım. Nitelik olmadan sadece sayı artırmak, sonunda gençleri hayal kırıklığıyla baş başa bırakıyor. Bir de üstüne kamuda yıllarca koltuk bırakmayan, emekliliği gelmiş ama “yerimi gençlere bırakayım” demeyen insanlar eklenince, gençlerin umut kapıları iyice kapanıyor. Aslında günü dolanı devlet otomatik emekli etse, belki birçok gencin önü açılacak. Ama nerede…
Bir de İlçemizde yerel yönetimlere bakıyorum. Yıllardır değişmeyen bir düzen var. STK’lardan belediyelere kadar, her dönem kendi ekibini, kendi tanıdığını işe aldıranlar hep önde. CHP döneminde de benzer şeyler oldu, AK Parti döneminde de. Bayrak sallayan, seçim zamanı meydanlarda görünen birçok kişi bugün iş sahibi. Üniversite bitirmiş, emek vermiş gençler ise işsizlik kuyruğunda.
Tabii ki, arada birkaç siyasi görüş olmaksızın gerçekten işin ehli olan, liyakatı dikkate alarak işe alınan insanlar da olmuştur. Ama maalesef bunlar, genel tablonun sadece küçük bir parçası. Çoğunlukla, seçim dönemlerinde bayrak sallayan, partizanlık yapan birçok kişi şimdi koltuklarda oturuyor. Düşünün, yıllarca öğretmenlik okumuş, zekası ve eğitim seviyesinin gerektirdiği becerilere sahip olamayan bir adam, bir partinin bayrağını sallayarak işe girmiş. Bu gençler, yıllarca eğitim alıp hayalini kurduğu mesleğe giremeyip, yerine siyasi bağlantısı olan insanlar yerleşmiş. İşte bu, çok ama çok acı bir düzenin göstergesidir.
Burada mesele kimsenin ekmeği değil. Kimseyi hedef almak niyetinde değilim. Ama bu düzenin adaletsizliğini konuşmadan da geçemem. Çünkü liyakat, olması gereken yerde değil.
Karapınar’dan bir örnek vereyim… Yıllar boyunca hep aynı çevrelerin, aynı kişilerin işe yerleştirildiğini görüyoruz. Herkesin bir kontenjanı, bir listesi sanki hazır. İşe alınan insanlar bizim insanımız, ona sözüm yok. Ama okuyan, emek veren gençlerimizin değerlendirilmemesine üzülüyorum. Mesela bir döneminde simitçi Eyüp Taşpınar’ın belediyeye işe alınması için uğraştım, söyledim, rica ettim… Ama olmadı. Demek ki nüfusun, torpilin varsa dünya güzel. Yoksa dört yıl da okusan, on yıl da çabalasan kapılar yüzüne kapanıyor.
Bir de torpilin dinimizdeki karşılığını bir araştırmak lazım. Hak yemektir sonuçta. Birinin hakkını başka birine vermek, bu dünyada da öbür dünyada da karşılığı olan bir mesele.
Ben kimseye düşman değilim. İşe giren kardeşlerimiz bu memleketin evladı. Ama burada konuştuğum şey bir düzen sorunu. Adaletin kaybolması, liyakatin hiçe sayılması…
Gençlerimiz üniversite bitiriyor, umutla hayata bakıyor ama karşılığında bir kapı bile açılmıyor. Bu düzen kim gelirse gelsin değişmeyecek gibi duruyor ama yine de söylemek lazım:
Gençlerimize değer verilmeyen bir toplumun geleceği olamaz.
Onlar bu ülkenin yarınları. Onların hakkını gözetmek, emeğini korumak hepimizin görevi. Eğer gerçekten güçlü bir gelecek istiyorsak, önce gençlerimizin emeklerine sahip çıkmalıyız.Gençlerimizin, yıllarca eğitim alıp, bir meslek sahibi olma hayalini kurmalarının önünde büyük engeller var. Bu engel sadece ekonomik değil, aynı zamanda duygusal. Bir genç, üniversiteyi bitirdiğinde aslında sadece bir diploma sahibi olmuyor; o aynı zamanda hayata dair büyük umutlar, gelecek için planlar ve bir kimlik kazanıyor. Ancak, iş bulamamış bir genç, tüm bu emeklerinin karşılığını alamadığında ne yazık ki hem maddi hem manevi olarak zarara uğruyor.