Genç ölümler üzdü:

İlçemizde bir hafta gibi kısa bir sürede üç gencimizi toprağa verdik. Bahri Cingöz, Hikmet Aksöz ve Hasan Uğurlu ebedî âleme uğurlandı. Peş peşe gelen bu acı haberler ilçemizin üzerine ağır bir hüzün gibi çöktü. Ölümün ne zamanı var ne de yaşı; nerede, ne zaman, nasıl geleceğini bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, geride kalanların yüreğinde derin izler bıraktığı…

Abone Ol

Üçünün de hayat hikâyesi farklıydı ama geride bıraktıkları acı aynıydı. Kiminin evladı, kiminin kardeşi, kiminin canından bir parçasıydılar. Arkalarında gözü yaşlı anne babalar, acılı aileler, dostlar ve yarım kalan hayaller kaldı. İnsan böyle zamanlarda hayatın ne kadar kısa ve ne kadar kırılgan olduğunu daha iyi anlıyor. İmtihan dedikleri şey belki de tam olarak budur.
Üçü de pırıl pırıl, sevecen, güler yüzlü gençlerdi. Genç yaşta gelen ölüm insanın yüreğini daha çok yakıyor. Cenazelerine katılmak nasip oldu; kalabalık tarifsizdi. Araç duracak yer yoktu, sanki ilçemiz insan seline dönüşmüştü. Bu kalabalık, onların ne kadar sevildiğinin ve geride ne kadar büyük bir boşluk bıraktıklarının sessiz bir göstergesiydi.
Rabbim mekânlarını cennet eylesin, kabirlerini nurla doldursun. Geride kalan ailelerine, sevenlerine ve tüm yakınlarına sabır versin. Her nefis mutlaka ölümü tadacaktır ama genç yaşta yaşanan kayıplar insanın içini daha derinden acıtıyor. Rabbim bizlere de imanla göç etmeyi, bu acı kayıplardan ders almayı ve hayatın kıymetini bilmeyi nasip etsin. Ailelerinin ve ilçemizin başı sağ olsun.
GENÇLERİN DURUMU GERÇEKTEN VAHİM
Birkaç hafta önce Yeşilpınar Gazetesi’nde “Gençlerin durumu vahim” başlıklı bir köşe yazısı kaleme almıştım. O yazıda gençlerimizin yaşadığı sorunları tespit etmeye yönelik bazı analizlerde bulunmuştum. Ne yazık ki aradan geçen sürede yaşananlar, yazdıklarımın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Toplum olarak gençlerimize yeterince önem vermiyoruz. Aile içi eğitimler son derece yetersiz. Geçtiğimiz günlerde bir kafede yaşanan olay bunun en acı göstergesi oldu. O kavgada bir genç toprağa verilirken, diğerleri cezaevine gönderildi. Bu kavga üzerine çok şey konuşulur elbette. Ancak asıl sorulması gereken sorular şunlar değil mi?
Bu gençler tabancaya nasıl ulaştı? O noktaya nasıl getirildiler? Kafe sahiplerinin herhangi bir tahriki oldu mu? Kavga anında taraflar neden mekândan uzaklaştırılmadı? Bunların hepsi titizlikle araştırılmalıdır. Ben daha fazla detaya girmeyeceğim; savcılığımız ve emniyet güçlerimiz gereken araştırmayı mutlaka yapacaktır.
Şunu net söylemek gerekir ki bu olaya maruz kalan herkes derin bir şok içindedir.
Yaklaşık bir hafta önce, uyuşturucu kullandığı için cezaevine girip izinli olarak çıkan bir gençle sohbet etme imkânım oldu. Ona yardımcı olmaya çalıştım. Emekli imam Muammer Aşkar da kendisine dini yönden nasihatlerde bulundu. Genç, bu duruma nasıl sürüklendiğini anlattı ve bana şu cümleyi kurdu:
“Abi, çevremde tek normal insan sensin. Kimse bize bakmıyor, kimse ilgilenmiyor.”
Aslında bütün mesele tam da burada başlıyor. Toplum olarak her şey yolundaymış gibi davranıyor, sorunları görmezden geliyoruz. Oysa bu çocukların elinden tutsak, sahip çıksak, belki de bugün bunları konuşmayacaktık.
Toplumu çürüten yine bizleriz. Bundan sonra duyarsızlığı bir kenara bırakmak zorundayız. Lütfen artık geç olmadan, gençlerimize gerçekten sahip çıkalım.