Geçen her bayramı özlüyoruz

Bir Kurban Bayramı’nı daha geride bıraktık. Takvim yaprakları bir bayramı daha uğurlarken, insanın aklına ister istemez çocukluğu geliyor. Çünkü bayramlar, yaş ilerledikçe bugünden çok düne ait oluyor sanki. Her bayramda biraz daha eski bayramları konuşuyor, biraz daha geçmişi özlüyoruz.

Abone Ol

Eskiden bayram, sadece üç dört günlük bir tatil değildi. Bayram günler öncesinden başlardı. Arefe yaklaşırken çarşılar kalabalıklaşır, evlerde telaş başlardı. Yeni alınan kıyafetlerin kokusu bile mutluluk sebebiydi. Çocuklar bayramlıklarını yatağının başucuna koyar, hatta bazıları onları çıkarıp tekrar tekrar giyerek uykuya dalardı. O gece heyecandan uyuyamayan ne çok çocuk vardı.

Kurbanlıklar da bayramın ayrı bir neşesiydi. Günler öncesinden alınan koyunlar, çocukların en yakın arkadaşı olurdu. Başında bekler, önüne ot koyar, suyunu verirlerdi. Sonra da bayram sabahı geldiğinde, "Kesmeyelim onu" diye gözyaşı döken çocuklar çıkardı ortaya. Şimdi düşününce yüzümüzde bir tebessüm bırakıyor o masum günler.

Benim de çocukluğumdan kalan unutamadığım bayram hatıralarım var. Arefe günlerinde babamla birlikte eski ayakkabıları temizler, boyar, adeta yeni gibi yapardık. Bayram öncesi o hazırlığın, o emeğin verdiği mutluluğu bugün hiçbir alışveriş merkezinde bulamıyorum. Çünkü o günlerde alınan şeylerden çok, birlikte geçirilen zamanın değeri vardı.

Bayram sabahları ise bambaşka güzeldi. Daha güneş doğmadan kalkılır, en güzel kıyafetler giyilir, bayram namazına gidilirdi. Namazdan sonra mezarlık ziyaretleri yapılır, ahirete göçmüş büyükler dualarla anılırdı. Ardından aile büyüklerinin evinde kurulan kahvaltı sofraları... O sofralarda sadece yemek değil, sevgi, muhabbet ve birlik paylaşılırdı.

Sonra çocukların en heyecanlı görevi başlardı.

Elde poşetler, kapı kapı dolaşılırdı. Her kapı bir tebessüm, her el öpüş bir dua demekti. Toplanan harçlıklar büyük bir servet gibi görünürdü gözümüze. Hatta çoğumuz, en çok harçlık veren evden başlamanın hesabını günler öncesinden yapardık.

Sokaklar da bayramın sesini taşırdı.

Çocukların kahkahaları, kapı önlerinde yapılan sohbetler, uzaktan gelen şeker ikramları, patlatılan mantarlar ve oyuncak tabancalar... Bayramın geldiğini anlamak için takvime bakmaya gerek kalmazdı. Sokaklar anlatırdı bunu.

Şimdi ise sokaklar daha sessiz.

Kapılar daha az çalınıyor. Çocukların "Elini öpeyim" diyen sesleri eskisi kadar duyulmuyor. Güven duygusu azaldı, komşuluklar değişti, hayat hızlandı. Bayram ziyaretlerinin yerini çoğu zaman telefon görüşmeleri aldı. Kimileri için bayram artık bir tatil fırsatı; valizler hazırlanıyor, yollar tutuluyor, deniz kenarlarında bayram geçiriliyor.

Elbette zaman değişiyor. Hayatın akışına karşı durmak mümkün değil. Ancak insanın içindeki özlem de hiç bitmiyor.

Çünkü her bayramda soframızdaki bir sandalye daha boşalıyor. Bir zamanlar başköşede oturan büyüklerimizden bazıları artık aramızda olmuyor. Kimi anneye, kimi babaya, kimi kardeşe, kimi dosta hasret geçiriyor bayramı. Kader mahkûmları, gurbetçiler, yalnız yaşayanlar ve sevdiklerini kaybedenler için bayram, biraz da burukluk demek oluyor.

İnsan bayramdan bayrama hayatın ne kadar hızlı geçtiğini daha iyi anlıyor.

Geçen yıl yanımızda olanlardan kimler gelecek yıl olmayacak, kim bilebilir? Hangi bayrama eksik oturacağız, hangi bayramda bir hatırayı gözyaşıyla anacağız, bunu yalnızca Allah biliyor.

Belki de bu yüzden her geçen bayram biraz daha kıymetleniyor.

Ve belki de gerçek şu:

Biz aslında bayramları değil, o bayramların içindeki insanları özlüyoruz. Elini öptüğümüz dedeleri, mutfakta telaşla hazırlık yapan anneleri, harçlık veren amcaları, kapı kapı dolaştığımız arkadaşlarımızı, çocukluğumuzu özlüyoruz.

Rabbim; aramızdaki sevgiyi, muhabbeti ve kardeşliği eksiltmesin. Hayatta olan sevdiklerimizin kıymetini bilmeyi nasip etsin. Ahirete göçenlere rahmet eylesin.

Ve hepimizi, sevdiklerimizle birlikte daha nice bayramlara ulaştırsın.

Çünkü bayram, takvimdeki bir gün değil; hatırladıkça içimizi ısıtan bir ömürlük hatıradır.Ama gerçek bir: her geçen bayramı daha çok özlüyoruz. Ve belki de bayramın anlamı, sadece bir günde değil, paylaşılan anılarda, sevdiklerimizle geçirilen zamanlarda saklı.