Evlilik müessesi çatırdıyor

Günümüzde evlilik kurumu, yalnızca iki insanın hayatını birleştirmesi olmaktan çıkmış; ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok faktörün etkilediği bir yapıya dönüşmüştür.

Abone Ol

Ne yazık ki bu durum, gençlerin evliliğe bakışını her geçen gün daha da mesafeli hale getirmektedir. Özellikle maddi yükü ağırlaşan düğün süreçleri ve geleneksel beklentilerin oluşturduğu baskı, evliliği bir mutluluk kapısından çok bir yük gibi göstermektedir. İçler acısı rakamlar var. Evlenme çağındaki gençlerin yaklaşık %70’inin evlenmediği, evlenenlerin ise 2025 yılı verilerine göre 193 bin 793 kişinin boşandığı ve bu rakamın son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı açıklanmıştır. Cidden üzerinde düşünülmesi gereken bir konu bu.

Bugün birçok genç, evlilik kararını erteliyor ya da tamamen geri plana atıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri de ekonomik şartlardır. Yüksek yaşam maliyetleri, uzun yıllar sürebilen borçlar ve düğün masraflarının ulaştığı seviyeler, gençleri evlilikten uzaklaştırmaktadır. Bir evin sadece kurulması değil, sürdürülebilir olması da ciddi bir ekonomik güç gerektirmektedir.

Bunun yanında bireyselleşme eğilimi de giderek artmaktadır. Gençler artık daha çok kendi alanlarına, kariyer planlarına ve kişisel özgürlüklerine odaklanmaktadır. Sorumluluk alma isteğinin azalması ve konfor alanından çıkmak istememe hali, evlilik kararlarını doğrudan etkilemektedir. Bu durum, geleceğe dair aile kurma düşüncesini de geciktirmektedir.

Toplumsal ve hukuki bazı gelişmeler de evlilik algısını etkilemektedir. Boşanma oranlarındaki artış, aile içi sorunların görünür hale gelmesi ve güven duygusunun zedelenmesi, gençlerin “Ben de aynı sorunları yaşar mıyım?” sorusunu daha sık sormasına neden olmaktadır. Bu da evlilik kurumuna olan inancı zayıflatmaktadır.

Öte yandan dijital dünya da bu sürecin önemli bir parçası haline gelmiştir. Sosyal medya, oyunlar, ekran içerikleri ve algoritmalar, bireylerin düşünce yapısını fark edilmeden şekillendirmektedir. Özellikle aile ve ilişki kavramlarına dair algılar, bu içeriklerle birlikte değişime uğrayabilmektedir.

Tüm bu etkenlerin yanında eğitim sürecinin uzaması ve kariyer hedeflerinin öncelik haline gelmesi de evliliği geciktiren önemli unsurlardandır. Gençler, belirli bir ekonomik ve mesleki seviyeye ulaşmadan evlilik düşüncesine sıcak bakmamaktadır.

Sonuç olarak evlilik oranlarının düşmesi ve boşanma oranlarının artması, sadece bireysel tercihlerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir meseledir. Bu tablo, toplumun ekonomik yapısından kültürel dönüşümüne kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Evlilik kurumunun yeniden güçlenebilmesi için hem ekonomik hem de sosyal anlamda daha dengeli bir yapıya ihtiyaç olduğu açıktır.